Tevrat fitnesi

Tevrat fitnesi Aziz Allah’ın kullarını en yüksek önemle uyardığı en büyük ve en sinsi fitnenin ismidir. Bu fitne o kadar büyük bir fitnedir ki; Neredeyse insanlık tarihinin tamamını değiştirmiştir. Hak din İslam’ı tarih boyunca reddeden müfsitlerin yeryüzünde çıkarmış oldukları fesat ve bozgunculuk yangını, maalesef ki günümüze kadar gelmiş ve hala devam etmektedir. Bu analizde; “Tevrat” ismi üzerinden çıkarılmış olan ve günümüzde hala kasıtla sürdürülen insanlık tarihinin en büyük fitnesini, hem Kuran ayetleriyle hem de Tevrat’ın kendisinden delilleriyle açıklayacağız.

Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse artık bu zulmü yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur. Bakara suresi 193

Tevrat fitnesini idrak etmek için kısaca “Kuran’da açıklanan” ve önemiyle zikredilen fitne kavramını tanıyalım;
Kuran’da tarif edildiği üzere; Aziz Allah insanı akıl ile üstün kılarak yaratır ve yaklaşmamaması gereken bir yasağa riayet etmesini öğütleyerek cennete gönderir. Buna rağmen Adem cennette şeytanın ikna ve kandırmasıyla Aziz Allah’ın öğüdüne uymaz ve Allah’a sadakat kuralını cennette çiğnemekle itaatsizlerden olur. Bunun üzerine Adem Allah’tan Tevbe ile fırsat ister. Ve Ademin bu isteği üzerine Aziz Allah bir kez daha sadakatsizlik yapıp yapmayacağını sınamak üzere ve hakkında nihai hükmü tekrar ahiret hayatına geri döndüğünde vermek kaydı şartıyla ömür süreliğine dünyaya gönderir.

Her nefs ölümü tadacaktır. Biz sizi, hayır ve şerr fitneleri ile yeryüzünde sadece imtihan ediyoruz. Ve sonunda muhakkak amelleriniz üzere bize döndürüleceksiniz. Enbiya suresi 35

Ademoğlu henüz dünyaya gelmeden, ahiret yaşamındayken, şeytanın fitnesi ile Allah’a itaatsizlik edip sadakat hükmünü çiğnediği için artık günahkar olmuştur ve günahının affı için amelleri üzerinde sınanmak üzere gönderildiği yeryüzünde de hala aynı günah yükünü taşımaktadır ve bu yüzden yeryüzündeki her kul günahkar olarak zikredilir.
Ve günahın affı için hakkında verilecek nihai karar amelleri ardınca tekrar ahirete geri döndükten sonra din günü/izin günü zikredilen hesap gününde verilecektir.

Kim hidayetçimin peşinden gider ve gönderdiğim kitabın hükümlerine uyarsa; işte o akdine sadık salihlere artık korku yoktur. Onlar asla mahzun olmazlar. Bakara suresi 38

Önemle belirtmeliyiz ki hakkında verilecek hükmün tekrar geri döndüğünde, hesap gününde verileceğine iman etmek fitneyi önlemek açısından önemlidir, ayetiyle sabittir ve İslam dininin temelidir.
Bir insanın affedilmesi veya cezalandırılması ancak öldükten sonra Kuran’da din günü veya izin günü veya hesap günü zikredilen mahkeme gününde Allah tarafından takdir edilir. Ve bu nedenle günahkar olarak sınanmak üzere dünyaya gönderilmiş hiçbir kul sıfatı ne olursa olsun Peygamber dahi olsa Allah’ın Tevvab ve Gafur uluhiyet vasfını gasp edip kullara karşı af ve mağfiret yetkilerini kullanamaz.

Kullarından, tövbeleri yalnızca Allah’ın kabul ettiğini ve sadakaları aldığını (sadakatı kabul ettiğini) bilmiyorlar mı? Ve muhakkak ki Allah, tövbeleri kabul eden ve Rahîm’dir. Tevbe Suresi 104

Yeryüzünde; Allah’ın indirdiği hükümlere sadakat dairesinde sınanmakla mükellef tutulan kullar böylelikle kendileri için gönderilmiş peygamberlerin getirdiği hükümlere, emir ve yasaklara uymak veya uymamakla sorumlu tutulurlar ve ahiret yurduna geri döndüklerinde karşılığında cennet veya cehennem yaşantısı ile mukabele görürler.
Buraya kadar herşey açık anlaşılır ve kolaydır. Ancak tam da bu noktada kulları sömürmek hedefinde ortaya bir takım aracılar çıkar ve insanlara “Allah’tan indirildi” diyerek kendi yazdıkları hükümleri emir ve yasakları işaret ederek insanları aldatırlar. Ve böylece Kulların emir ve yasaklara ulaşmasını engellemekle dünyaya geliş amacı ve sınanma ortamını da tamamen ortadan kaldırmış olurlar.

Allah’a yalanla iftira eden, kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “Bana da vahyolundu.” diyenden ve “Ben de Allah’ın indirdiği şeylerin benzerini indireceğim.”diyenden daha zalim kim vardır? Zalimleri, ölümün şiddet halinde iken ve ölüm melekleri ellerini uzatıp: “Nefslerinizi çıkarın. Bugün, Allah’a karşı hak olmayan şeyler söylediğiniz ve O’nun âyetlerine karşı kibirlendiğiniz için alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” dedikleri zaman görsen. Enam suresi 93

Ahiret hayatında şeytanın verdiği ilk fitne ile zaten Allah’a itaatsizlikle yeryüzünde bulunan İnsanoğlu, eğer ikinci kez kendisi gibi sınanmak üzere yeryüzüne gönderilmiş günahkar bir kulun fitnesine inanıp sahte/fitne din hükümlerine tabi olduğu takdirde din/hesap gününde ikinci kez Allah’a itaatsizlikle damgalanarak günahkar olarak hüküm giyer ve böylece Allah’a söz verdiği halde yeryüzünde ikinci kez sergilediği itaatsizlik nedeniyle cehenneme atılır. İşte bu önemle dinde aracılık şiddetle yasak edilmiş affedilmeyen yegane günah olan şirk sayılmış ve hem aracılar hem de aracıların bu fitnesine aldananlar kafir damgasıyla lanetlenmiştir:

Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler ve hükmüyle amel etmeyenler ancak kafirlerdir.
Mâide suresi 44

FİTNENİN ÖNEMİ

İslam dininin temeli sayılan sınanma ortamını ve dünyaya geliş amacını tamamen ortadan kaldıran fitne tehlikesi ve önemi ayetlerinde şöyle zikredilmiştir;

Onları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. O fitne, öldürmeden daha şiddetlidir. Bakara suresi 191
Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın.Eğer vazgeçerlerse artık bu zulmü yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur. Bakara suresi 193
Fitne kalmayıncaya ve din sadece Allah’ın gönderdiği hükümler oluncaya kadar onlarla savaşın.Şayet vazgeçecek olurlarsa şüphesiz Allah yaptıklarını görendir.
Enfal 39

Aziz Allah’ın ayetlerinde vurgulayarak belirttiği üzere kullar için yeryüzü sınav yaşantısında en önemli ve en çok dikkat edilmesi gereken husus; Yeryüzü yaşantısıyla kulları borçlandıran Aziz Allah’ın kayyum dinini tamamen ortadan kaldıran aracılık fitnesidir.
Bakara 191. ayetinde “fitne öldürmekten daha tehlikelidir” vurgusuyla konunun ne denli önemli ve hassas olduğu açıkça belirtilmiştir. Çünkü sonuçta; Kendi dünya çıkarları için kulları Allah ile aldatan bu müfsit müfteri kafirlerin yalanları yüzünden insanlar sonsuz bir cehennem hayatına mahkum olmaktadır.

İslam dini, kulların dünya yaşantılarını da düzene sokan, barış, refah, huzur tesis eden ilahi ilkeler ve kurallar bütünü olmasına rağmen, fitnenin kullara verdiği en büyük zarar dünya hayatında değil, bilakis sonsuz ahiret yaşantısındadır. Çünkü İslam inancında dünya kısa bir müddet kalınan ve bir daha asla geri dönülmemek üzere terk edilen ancak ve sadece bir sınanma meydanıdır.

Ve bu dünya hayatı, sadece kısa bir oyalanmadan ibarettir. Muhakkak ki ahiret yurdu, elbette o gerçek hayattır. Keşke bilselerdi. Ankebut suresi 64

Oysa Tevrat ve İncil fitne kitaplarında ahiret inancı yoktur ve yaratılış sadece dünyadadır ve tanrı kul ilişkisi ise sadece dünya menfaatleri üzerinedir.
Aziz Allah fitne hakkında gerekli tüm uyarıları peygamberleri aracılığıyla vahiy kitaplarıyla yaptığı için aldatılanları aftan muaf tutmaz. Bu hususu Emaniyye ve İslam  konu başlığımızdan tafsilatlı okuyabilirsiniz. Ve hesap gününde onlar hakkında şöyle hüküm verilir;

Onlara seslenirler: “Biz, sizinle beraber olmadık mı?” (Onlar): “Evet, fakat siz kendinizi fitneye düşürdünüz, beklediniz ve şüphe ettiniz. Allah’ın ölüm emri gelinceye kadar emaniyye sizi aldattı. Ve garur (aldatanlar, şeytan ve avaneleri), sizi Allah ile aldattı.” dediler. Hadid suresi 14
Artık o hesap günü, sizden bir fidye alınmaz (af için bedel kabul edilmez) ve kâfirlerden de. Sizin mevanız (sığınağınız) ateştir, sizin mevlânız (dostunuz) odur. Ve ne kötü varış yeri. Hadid suresi 15

Fitneyi günümüzde de sürdürmek isteyen müşrikler tarafından İslam zikredilen ancak İslam ile en küçük bir ilgisi bile bulunmayan Tevrat İncil ve Zebur kitaplarında tanrı kavramı, ahiret modeli ve İslam inancıyla temel farklılıklarını hem Kuran ayetleriyle hem de kendi fitne kitaplarının içeriğinden delilleriyle inceleyelim.

FİTNE KİTAPLARINDA YARATICI

Tevrat ve İncilde tanrılar mitolojik yunan öykülerinde olduğu gibi insan suretindedir ve tanrıların ikâmet ettiği bu dağlara, Yunancada uluların dağı,tanrıların dağı manasına gelen Olimpos denir. Ve Tüm batıl inanışlarda tanrılar, bulunduğu coğrafyaya göre yüksek bir tanrı dağının üzerinde ikamet ederler. Tevratta ise tanrı “tanrının kenti” manasına gelen Siyon kentinde yüksek bir dağın üzerinde ikamet etmektedir. Siyonizm tanımı da kaynağını burdan alır.

Mez.9: 11 Siyon’da oturan RAB’bi ilahilerle övün! Yaptıklarını halklar arasında duyurun!
Mez.3: 4 RAB’be seslenirim, Yanıtlar beni kutsal dağından.

Tevrat anılan fitnenin 1. kitabı “Yaratılış kitabında” ifade edildiği üzere; Tanrı insanı kendi suretinde kendisine benzer yaratmıştır.

Yar.1: 27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.

Yine Mısırdan çıkış kitabında tanrı insan suretindedir ve şöyle tasvir edilir;

Çık.24: 10 İsrail’in Tanrısı’nı gördüler. Tanrı’nın ayakları altında lacivert taşı andıran bir döşeme vardı. Gök gibi duruydu.
Çık.24: 11 Tanrı İsrail soylularına zarar vermedi. Tanrı’yı gördüler,sonra beraber yiyip içtiler.

Oysa ki; Allah’ı aciz bir insana benzer kılmak veya tahayyül etmek yukarıda ifade edildiği gibi , (Tevratta soylular fitne düzeninin sahipleridirdir. Fitne düzeninde soylular olarak da anılan şehrin ileri gelenlerinin talan düzenlerini Töre namus tanrısı başlıklı yazımızdan detaylı okuyabilirsiniz) beraber yiyip içip ahbap çavuş ilişkisinde olmak Kuran’da küfür olarak ifade bulur. Kuran’a göre Allah insana benzemez ve Samed Allah doğmak, doğurmak, doğurulmak gibi insana ait olan eksik sıfatlardan münezzehtir.
İslam dinini diğer inançlardan ayrıştıran en belirgin özelliklerden ilki yaratıcı tanımıdır. Bu yüzdendir ki Kuran’da samimiyet demek olan İhlas suresinde tanımlanmış olan Allah’a inanmak İslam dininin giriş kapısıdır. Kuran’da Hz İbrahim Hz Musa gibi peygamberlerin kıssalarında, fitne tanrılarının reddiyesi ardınca  “Ben mü’minlerin ilkiyim” ifadesiyle İhlas suresinde zikredilen Allah’a kul olmanın İslama geçişin ilk şartı olduğu vurgulanmıştır.

Bismillâhirrahmânirrahîm
112/İHLÂS-1: Kul huvallâhu ehad(ehadun).
De ki: “O Allah, Bir’dir (Tek’tir).”
112/İHLÂS-2: Allâhus samed(samedu).
Allah Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir).
112/İHLÂS-3: Lem yelid ve lem yûled.
O, doğurmadı ve doğurulmadı.
112/İHLÂS-4: Ve lem yekun lehu kufuven ehad(ehadun).
Ve O’nun bir dengi olmadı (olamaz)

Oysa tüm çok tanrılı ve mitolojik inançlarda tanrı; Yarattığı dünyayı kendi buyrukları ile yönetmesi adına kendi ailesinden kızları veya oğullarını yetkilendirmiştir.
Hz Davud’a indirildiği söylenen fitne kitabı Zebur’da Hz Davud’un Allah’ın oğlu olduğu sözde Hz Davud’un sözleriyle şöyle ifade bulur ;

Mez.2: 7 RAB’bin bildirisini ilan edeceğim: Tanrı Bana, “Sen benim oğlumsun” dedi, “Bugün ben sana baba oldum.
Mez.2: 8 Dile benden, miras olarak sana ulusları, Mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim.

İncilde de; İsa’nın Allah’ın oğlu sıfatıyla dünyayı yönetmek adına Tanrı tarafından yetkilendirilmiş bir yarı tanrı olduğu iddia edilir.
Kuran ayetleriyle de vurgulandığı üzere hem İncilde hem Tevratta bu durum baba oğul ilişkisi şeklindedir.

Ve, Yahudiler ve Hristiyanlar; “Biz Allah’ın oğulları ve O’nun sevdikleriyiz.” dediler. De ki; “O halde niçin Allah size günahlarınızdan dolayı azap ediyor?” Hayır, siz O’nun yarattıklarından bir beşersiniz, O, dilediğini mağfiret eder, dilediğine de azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunan her şeyin mülkü Allah’ındır. Ve varış O’nadır. Mâide suresi 18

İslam haricinde  ortadoğu coğrafyası inançlarında tanrı dünyayı kendi ailesinden yetkili belirlediği oğlu ya da kızları ile birlikte bir dağın üzerinde bulunan konutundan ya da gök katından yönetirdi. Kuran’ın indiği dönem Arap coğrafyası Arap müşrik inançlarında dahi Tanrı, kendi öz kızları olan Lat Menat ve Uzza’ya yetki vererek dünyayı ve insanları yönetmesi için atamıştır. Kuran’da bu fitne inancı reddedilerek kullar şöyle uyarılmıştır.

Onlar Lat Menat ve Uzza ancak atalarınızın ve babalarınızın onlara taktığı (insanların kandırıp sömürmesi adına uydurulmuş sahte aracı ilahlar ve atalarınızın onlara verdiği isimlerdir {ayrıca bkz Nahl suresi 56-60}) isimlerdir. Allah onlara ( Allah’ın kızları olarak anılan Lat Menat ve Uzza adlı uydurdukları Allah’ın sözde kızlarına)  hiçbir sultan (yetki) vermemiştir. Onlar (Arap müşrikler) sadece zanna ve nefslerinin arzuladığı şeylere tâbî oluyorlar. Ve andolsun ki, onlara Rab’lerinden (Kur’an ile) hidayet geldi.Necm suresi 23

Daima elit hakim zümrenin menfaatlerini korumak ve halkı sömürmek adına aracılar tarafından uydurulmuş eski çok tanrılı inançların fitne hükümleri, Tevrat anılan kitabın sayfalarına ustalıkla yerleştirilmiştir. İslam’ın mücadeleler verdiği Tevrat maalesef ki tarih boyunca süreklilikle içi batıl hükümlere tevil edilmiştir. Günümüzde dahi alim ulema tarafından kasıtla sürdürülen aynı fitne hala devam etmektedir. Tevrat; Din adamları ve ruhbanlık müessesesinin çıkarlarını öncelediği için olsa gerektir, ülkemizdeki sözde din alimlerinin meal ve tefsirleri için öncelikli sığındıkları umman bir fitne hazinesidir. Günümüze kadar gelmiş hadislerin çoğu Tevrat hükümlerinden derlenmiştir ve bu fitne günümüzde hala karşılaştırmaya muhtaç olduğu için hadis ekolü tarafından eğitilmiş olan alim ulema gürûhu da hadislerin tevrattan alıntılar olduğunu bilerek ya da bilmeyerek Allah’ın indirdiği Hak dini ve kitabını, fitne kitabı Tevrat ile açıklamakta bir beis görmemektedir.
Kuran ve hükümleriyle en ufak bir benzerliği olmadığı halde ısrarla ve kasıtla dillendirilen “Dört hak din” ve “dört hak kitap” fitnesi ve bu fitneyi dillendirenlerin Kuran tefsirleri veya meallerini incelediğimizde, zihinlerimize sunulanın Kuran’da zikredilen aynı fitne olduğunu ve günümüzde dahi aynı fitnenin merkezinde bulunduğumuzu ibretle görmekteyiz. Önemle altını çizerek belirtmeliyiz ki; Bir matematik kitabı kabının arasına çizgi roman koymakla o kitap ne kadar matematik kitabı olursa; Tevrat ve İncil ve Zebur da o kadar İslam’a aittir ve hak dindir.

TEVRAT VE ESKİ AHİT FİTNESİ

Tevrat toplam 40 kitaptan oluşur. Hz Musa döneminde yazıldığı iddia edilen ilk beş kitap; Hristiyanlar tarafından da kutsal kabul edilir ve hristiyan inancında eski ahit olarak anılır.

TEVRAT KİTAPLARI VE ESKİ AHİT

Beş kitabın Hıristiyan toplumlarında “Eski ahit” olarak anılmasının ve kutsal kabul edilmesinin sebebi; Hz İsa’nın yeryüzüne gönderilmesiyle tanrının insanlarla yeniden ahitleştiği ve dolayısıyla yahudiler dahil tüm insanlığın İncil hükümlerine uyması gerektiği ifade edilir.

Eski ahit olarak anılan beş kitapta; İnsan ve dünyanın yaratılışı, ölümden sonra hayat, tanrı nasıl bir varlıktır? Tanrı nasıl yaratılmıştır ? gibi temel konular detaylarıyla açıklanır.  Hristiyanlar da Tevrat’ın ilk beş kitabına mutlaka inanır ve “Eski ahit” zikriyle kendi inançlarının temelini teşkil eden kutsalları sayarlar. Tevrat’ın ilk beş kitabı İncilin’de ilk beş bölümünü teşkil eder. İlk beş kitapta bulunan temel hususlar eski ahitte yani Tevrat’ın ilk beş kitabında mevcut olduğu için, İncil’de bu konulardan ayrıca bahsedilmez.

Kuran ise; herkesin bildiği okuduğu günümüzde de mevcut olan Tevrat’ın, tarihin muhtelif dönemlerinde müşrik inanç hükümleriyle değiştirilip kulların büyük bir fitne ile kandırıldığını aktarır;

Muhakkak ki, âyetlerimizde saptırma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Kıyâmet günü ateşin içine konulanlar mı yoksa Bize emin olarak gelenler mi hayırlıdır? Dilediğinizi yapın. Muhakkak ki O, yaptıklarınızı en iyi görendir. Fussilet suresi 40

Kullarını sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderen Aziz Allah; Allah’ın indirdiği asıl buyruklarını batıl hükümler ile değiştirmekle sınanma sürecinde Allah ile kullarının arasını ayıran en büyük fitnenin “Tevrat ismi üzerinden ” nasıl gerçekleştirildiğini ayetlerinde ayrıntılayarak aktarır.
Musa’ya verildiği iddia edilen beş kitabın, iddia edilenin aksine sadece iki taş levhaya yazılmış olduğu belirtilir. Yahudilerin bu hususu gizleyerek atalarından kalma batıl inançlarını beş kitap haline getirdikten sonra Allah’ın otoritesi üzerinden halkı kandırıp sömürdükleri aktarılır.

Ve “Allah, beşere (insanlara) bir şey indirmedi.” dedikleri zaman O’nun kadrini hakkıyla takdir edemediler. (Doğru söylemediler/iftira ettiler) “İnsanlar için hidayet edici ve bir nur olan Hz. Musa’nın getirdiği kitabı kim indirdi?” de. Onu iki taş levhaya indirdiği halde” {bkz:Araf suresi 142~145} onu gizleyip, kâğıt bir kitaba yazdığınız  batıl hükümlerinizi açıklıyorsunuz. Onlara ; Babalarınızın ve sizin bilmediğiniz şeyleri (asıl hükümleri) şimdi size öğreten. “Allah” de, sonra onları daldıkları şeylerde bırak oynasınlar. Enam suresi 91

Onlar (o fâsıklar), misaklarından ( daha önce Tevrat gönderildiğinde onlara öğütlenen ve uyacaklarını söyledikleri hükümlerden,{devam eden ayetlerinde nelere söz verdikleri açıklanıyor} ) sonra Ahdi bozarlar. Ve Allah’ın, ulaştırılmasını emrettiği şeyi (Kullarını itaat ve isyan dairesinde sınanmak üzere yeryüzüne göndermiş Allah’ın indirdiği hak ile batılı ayıracak olan, hidayet hükümlerini değiştirmekle Allah ile kulların arasındaki ilişkiyi keserler. {bakara,38} Ve böylece kulların Allah’ın gerçek emir ve yasaklarına ulaşmalarını engellemekle kulların sıratı müstakime ulaşmalarına mani olurlar. İşte bu fesat çıkaranlar hüsranda olanlardır. Bakara Suresi 27

GERÇEK TEVRAT MUSANIN LEVHALARI Tûrabı Menşurin

Tûr suresinde Hz Musa’nın Tevrat’ı almak için Tur dağına çıktığı bir yeminle vurgulanır. Hz Musa levhaları almak için tûr dağında gittiği muhtelif ayetlerinde açıklandığı halde ve Tevrat’ın iki taş levhadan ibaret olduğu defaatla zikredildiği üzere Tûr suresi 3. ayetinin meal ve tefsirlerinin çoğunda “Tevrat’ın deri veya kağıt üzerine” yazıldığı gibi açıklamalar yapılır.
İki taş levhadan ibaret olan Tevrat’ın varlığını gizleyip kağıt ve deri üzerine yazılmıştı diyerek meal ve tefsir kütüphanesi olarak kullandıkları günümüzdeki Tevrat’ın içeriğini meşrulaştırmak isteyen alim ulema maskesi ardına gizlenmiş günümüz müşrik müfterilerinin Enam suresi 91. ayetinde zikredilen aynı gaye üzerinde oldukları bir gerçektir.

TÛR-1: Vet tûri.
Tur Dağı’na yemin olsun.
52/TÛR-2: Ve kitâbin mestûrin.
Yazılmış Kitab’a
52/TÛR-3: Fî rakkın * menşurin 
(…ki o Kitab’ın) içinde (hükümleri) biçimlendirilmiş.

*Menşurin = Eski Mısır dönemi Taş toprak mermer gibi levhalar üzerine bir alet ile şekillerle kabartma yazılar biçimlendirmeye menşûri yazıtlar denir ve Hz Musa’ya (as) tûr dağında taş levhalar üzerinde aşağıda örneklediğimiz Araf suresi ayetlerinde de açıklandığı üzere, yontma kabartma yazıyla bildirilmiş levha hükümlerine, Tûrab-ı Menşûrin denir.

Hz Musanın dağda levhaları alışı Kuran’da şöyle aktarılır;

A’RÂF-142: Ve vâadnâ mûsâ selâsîne leyleten ve etmemnâhâ bi aşrin fe temme mîkâtu rabbihî erbaîne leyleh(leyleten), ve kâle mûsâ li ahîhi hârûnahlufnî fî kavmî ve aslıh ve lâ tettebi’ sebîlel mufsidîn(mufsidîne).

Musa (A.S)’a otuz gece vaad ettik ve onu on ile tamamladık. Böylece Rabbinin kararlaştırdığı zaman, kırk geceye tamamlandı. Ve Musa (A.S), kardeşi Harun’a şöyle dedi: “Kavmimde bana halef ol (ben dönene kadar yerime geç) ve onları sen ıslâh et ve sakın müfsidlerin (fesat çıkaranların) yoluna tâbî olma.” Araf Suresi 142

7/A’RÂF-143: Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu rabbuhu kâle rabbi erinî enzur ileyk(ileyke), kâle len terânî ve lakininzur ilel cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minîn(mu’minîne).

Musa (A.S), tayin ettiğimiz belirlediğimiz zamanda dağa gelince, Rabbi onunla (vahiy yoluyla başka bir boyuttan/metafiziksel perde ardından bkz; Şura suresi 51) konuştu. (Musa A.S) şöyle dedi: “Rabbim, bana Kendini göster, Sana bakayım.” (Allahû Tealâ): “Beni asla göremezsin. Ve fakat dağa bak! O, mekânını kararlı tutabilirse (parçalanmadan yerinde durabilirse); o zaman sen de, Beni görürsün.” buyurdu. Rabbi, kudreti ile dağa tecelli ettiği zaman dağı paramparça etti. Ve Musa (A.S), bayılarak yere düştü. Sonra ayıldığı zaman: “Sen Sübhan’sın (insan gibi ve insana benzeyen biri değilsin ki seni görebileyim. bkz;İhlas suresi Seni her tür eksik ve noksan sıfatlardan tenzih ederim.) Sana tövbe ederim. “Artık ben müminlerin ilkiyim.” dedi. Araf suresi 143

7/A’RÂF-144: Kâle yâ mûsâ innîstafeytuke alen nâsi bi risâlâtî ve bi kelâmî fe huz mâ âteytuke ve kun mineş şâkirîn(şâkirîne).

(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Ey Musa! Muhakkak ki; Ben, risaletimle ve kelâmımla seni insanların üzerine seçtim. Artık sana verdiğim hükümleri al. Ve şükredenlerden ol.” Araf suresi 144

7/A’RÂF-145: Ve ketebnâ lehu “fil elvahı” min kulli şey’in mev’ızaten ve tafsîlen li kulli şey’in fe huzhâ bi kuvvetin ve’mur kavmeke ye’huzû bi ahsenihâ seurîkum dârel fâsikîn(fâsikîne).

Ve Biz, ona (Hz. Musa’ya) levhaların içinde herşeyden vaaz ederek  ve herşeyi tafsil ederek (kesin hükümle ayrı ayrı açıklayarak) yazdık. Artık onu kuvvetlice tut ve kavmine emret. Onu, en güzel şekilde alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıklar yurdunu göstereceğim. Araf Suresi 145

7/A’RÂF-150: Ve lemmâ recea mûsâ ilâ kavmihî gadbâne esifen kâle bi’semâ haleftumûnî min ba’dî, e aciltum emre rabbikum, ve elkal elvâha ” ve ehaze bi re’si ahîhi yecurruhû ileyh(ileyhi), kâlebne umme innel kavmestad’afûnî ve kâdû yaktulûnenî fe lâ tuşmit biyel a’dâe ve lâ tec’alnî meal kavmiz zâlimîn(zâlimîne).

Ve Musa (A.S), üzüntülü ve öfkeli olarak kavmine geri döndüğü zaman (Allahû Tealâ, Hz Musa henüz dağda iken ona kavminin çoktan fitne dinine saptığını söylemişti: bkz; Taha-83-99). Onlara şöyle dedi: (Ey Harun)“Benden sonra (benim yokluğumda) bana ne kötü halef oldunuz. Rabbinizin emrine acele mi ettiniz de beklemediniz?” Ve Musa elindeki levhaları yere bıraktı” (Öfke ve hışımla) Kardeşinin başını tuttu. Onu kendine doğru çekiyorken, (Harun A.S) şöyle dedi: “Ey annem oğlu! Muhakkak ki; kavim, beni zayıf (güçsüz) buldu. Neredeyse beni öldürüyorlardı. Artık benimle (bana böyle sitem ederek), düşmanlarımın yüzlerini güldürme (sevindirme) ve beni, zalim kavim ile beraber kılma.” Araf Suresi 150

7/A’RÂF-154: Ve lemmâ sekete an mûsel gadabu ehazel elvâhe ” ve fî nushatihâ huden ve rahmetun lillezîne hum li rabbihim yerhebûn(yerhebûne).

Ve Musa (A.S)’nın öfkesi yatışınca levhaları aldı” Onun nüshasında hidayet vardır. Ve o, Rab’lerinden korkan kimseler için bir rahmettir.

Eski ahit olarak da anılan ve ehli kitabın müşterek imanı olan Tevrat’ın ilk beş kitabının Hz Musa döneminde yazılmadığı hem Kuran ayetleri hem de yahudi ve hristiyanların temel inançlarını teşkil eden eski ahitte belirtilmiştir.
Örneğin;Tevrat’ın ilk beş kitabından birisi olan Yasanın tekrarı kitabı 5. bölümünde Hz Musanın Horev dağına (İbranice’de tanrı dağı demektir) çıkarak eski antlaşmayı iki levha üzerine yazıldığı açıkça belirtilmiştir;

Yas.5: 2 Tanrımız RAB Horev Dağı’nda bizimle bir antlaşma yaptı
Yas.5: 22 “RAB bu sözleri dağda ateşin, bulutun, koyu karanlığın içinden bütün topluluğunuza yüksek sesle söyledi. Başka bir şey eklemedi. Sonra bunları iki taş levha üstüne yazıp bana verdi.

Ayrıca Tevrat Mısırdan çıkış  kitabında da Hz Musanın dağa çıkarak levha üzerinde vahiy alması aktarılır. Ayrıca bu levhaları bir sandıkta koruması gerektiği bildirilirken koruma sandığının şekline kadar detaylı konu edilir.

Çık.24: 12 RAB Musa’ya, “Dağa, yanıma gel” dedi, “Burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerine yasalarla buyrukları yazdığım taş levhaları  sana vereceğim.”
Çık.24: 13 Musa’yla yardımcısı Yeşu hazırlandılar. Musa Tanrı Dağı’na çıkarken,
Çık.24: 14 İsrail ileri gelenlerine, “Geri dönünceye kadar bizi burada bekleyin” dedi, “Harun’la Hur aranızda olacak; kimin sorunu olursa onlara başvursun.”

Hak Tevrat olarak anılan “Allah’ın indirdiği” kitabın taş levha üzerine yazıldığı bilim nezdinde de gerçektir. Zira; mö 1500 yıllarında insanlar ancak taş üzerine çivi yazıları yazabiliyordu. Erken Mısır döneminde henüz papirüs üzerine veya deri gibi yumuşak maddeler yani parşömenler üzerinde yazı yazmaya başlanmamıştı.
Hem Kuran’ın indiği dönemde hem de günümüz ruhbanlarının, din adamları üzerine kurgulanmış bir sömürü düzenini Tevrat ismi altında sürdürme arzuları ve bu gayede, Tevrat’ta bile yazılı olarak belirtilmiş levha gerçeğinin üzerini örtmeleri günümüzdeki “Tevrat” adlı fitne kitabının insanoğlu için ne denli tehlikeli ve sinsi bir fitne olduğunu gösteren kıymetli bir ibret vesikasıdır.
Aslı iki taş levhadan oluşan Tevrat hükümleri, her gönderilen peygamber ardınca tahrif edilip içeriği batıl hükümlerle doldurulmuştur ve bunun üzerine yeni peygamberler gönderilmiştir ve gönderilen tüm peygamberlerin getirdiği hükümler ardınca içeriği yahudiler tarafından değiştirilmiştir ve böylece Tevrat 1500 yıllık bir süreçte gönderilen tüm peygamberlere muhalefetle içeriği batıla tevil edilmiş kırk kitap haline dönüşmüştür.

Ve onlardan bir kısmı, (Allah ile) bir ahd yaptıkları zaman, (Her Peygamberle bir kitap gönderildiği zaman) her defasında onu nakzettiler mi (bozmadılar mı)? Evet bozdular, onların çoğu îmân etmezler. Bakara suresi 100
Ve onlara Allah’ın katından indirildiğini tasdik eden (doğrulayan) bir kitapla birlikte bir resûl geldiği zaman, kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi, Allah’ın Kitab’ını arkalarına attılar. Bakara suresi 101

Hz Musa’dan sonra insanları sömürme gayesiyle, insan eliyle yazılmış batıl hükümler asırlar boyu sürdürülmüştür. Batıl hükümler TEVRAT ismi altında MÖ 1500 yıllarından MÖ 100 yıla kadar olan süreçte Allah’ın gönderdiği resullere muhalefetle yerine batıl hükümler barındıran muhtelif kitaplar ilave edilmekle toplam 40 kitap haline getirilmiştir. Yahudilerin 40 hak kitap olarak iddia edip dillendirdikleri yukarıda şemasını sunduğumuz fitne kitapları, Kuran ayetleri ile tamamen reddedilmiş ve Allah tarafından gönderilen tüm Peygamberler ve kitaplar Enam suresi ayetlerinde Hz İbrahim’den başlangıçla açıklanarak şöyle listelenmiştir;

Ve ona (Hz İbrahim’e) İshak (A.S) ve Yâkub (A.S)’ı bağışladık. Hepsini hidayete erdirdik. Ve daha önce Nuh (A.S)’ı hidayete erdirdik ve onun zürriyetinden Davud (A.S), Süleyman (A.S) , Eyyub (A.S), Yusuf (A.S), Musa(A.S) ve Harun (A.S)’ı da hidayete erdirdik. Ve işte böylece, muhsinleri mükâfatlandırırız. Enam suresi 84
Ve Zekeriya (A.S), Yahya (A.S), İsa (A.S) ve İlyas (A.S); hepsi salihlerdendir. Enam suresi 85
Ve İsmail (A.S) ve İlyesea (A.S) ve Yunus (A.S) ve Lut (A.S), hepsini âlemlere üstün kıldık. Enam suresi 86
Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm’e  hidayet ettik. Enam suresi 87
İşte bu Allah’ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla (bildirdiği/indirdiği hükümleriyle) hidayete erdirir. Ve eğer onlar şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi). Enam suresi 88
İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Onlar eğer, onu inkâr ederlerse artık, onu inkâr etmeyecek bir kavmi ona vekil ederdik. Enam suresi 89
İşte onlar, (Allah’ın indirdiğine tabi olanlar) Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. Öyleyse onların hidayetine tâbî ol! “Ben, ona karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O ancak âlemler için bir zikirdir.” de. Enam suresi 90

Ve Allah, beşere bir şey indirmedi.” dedikleri zaman O’nun kadrini hakkıyla takdir edemediler. “İnsanlar için hidayet edici ve bir nur olan Hz. Musa’nın getirdiği kitabı kim indirdi?” de. Onu “iki taş levhaya indirdiği halde ” {bkz:Araf suresi 142~145} onu gizleyip, kâğıt bir kitaba yazdığınız  batıl hükümlerinizi açıklıyorsunuz. Onlara ; Babalarınızın ve sizin bilmediğiniz şeyleri şimdi size öğreten. “Allah” de, sonra onları daldıkları şeylerde bırak oynasınlar. Enam suresi 91 

Yahudilerin açıkladığı 40 fitne kitabının hakikatı, yukarıdaki gibi ayrıntılanmış ve sonradan fitne hükümleriyle derlenip günümüze kadar gelmiş olan 40 kitabın aslında “atalardan kalma” batıl israiliyat hükümleri olduğu vurgulanarak reddedilmiştir. Ayrıca Kuranda Allah’ın indirdiği kitabı değiştirenler için hicr suresinde, bölen parçalayan manasıyla muktesimler zikredilmiş ve kitabı nasıl bölüp değiştirdikleri ayetleriyle tafsilatlı açıklanmıştır. Detaylı Bkz; Muktesimler ve müteşabih ayetler
“Fitne kitabı Tevrat” Ortadoğu’da hükmünü 1500 yıl sürdürmüştür. Ve İncilin inmesiyle aynı fitne düzeni eski ahit olarak adlandırdıkları “beş kitap” temel alınarak İncil üzerinde de oynanmıştır. Ve hala oynanmaktadır. İncil hususunu tafsilatlı olarak ayrı bir başlıkta inceleyeceğimizi belirterek konumuza devam edelim;

“Allah’ın indirdiği hak kitabın ehli olmadıkları halde”; Sadece kendi kavimlerine önceden kitap verildiği için kendilerini Ehli kitap veya Kitap ehli olarak tanımlamakla, sinsi bir maskenin ardından insanları sömüren ve Hak din İslam’a savaş açmış fitnekâr güruhun müşterek batıl kitaplarını başlıklar halinde ibret için neşrediyoruz.

1. YARATILIŞ KİTABI
2. MISIRDAN ÇIKIŞ
3. LEVİLİLER
4. ÇÖLDE SAYIM
5. YASANIN TEKRARI

Noktası virgülüne hiçbir şeyi değiştirmeden yayınladığımız ve İslam inancını eksiksiz açıklayan Kuran ile taban tabana çelişen fitne hükümlerinin tamamını, ilgili başlıklarından ibret için okumanızı tavsiye ederiz.

Ve 1500 yıl süren fitne döngüsü incil inmeden hemen önce MÖ 100. yılda aşağıda linkini verdiğimiz 40. ve son fitne kitabı Malaki ile son bulmuştur.

40. MALAKİ

Malaki kitabı adeta bir ibret vesikasıdır. Zira, insanları batıl hükümlerle sömürmek gayesinde; Allah’ın gönderdiği peygamberleri öldürüp Allah’ın bildirdiği hükümlerin yerine fitne hükümleri yazıp yürürlüğe sokanların kendi itiraflarını barındırır.

Ve onlara: “Allah’ın indirdiğine îmân edin.” denildiği zaman: “Biz, bize indirilene îmân ederiz.” der inkâr ederler. Ama aslında o yanlarına gönderilmiş peygamberi de tasdik eden kitap haktır. De ki: “Eğer siz, mü’minler iseniz bundan önce niçin Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?” Bakara suresi 91
Muhakkak ki, Allah’ın âyetlerini inkâr edenleri, geçmişte peygamberleri haksız yere öldürenleri, insanlardan adalet ile emredenleri öldürenleri artık “elîm azap” ile müjdele.Ali İmran suresi 21

Son Tevrat kitabı olan Malaki, 1500 yıl boyunca sürdürülmüş bir fitnenin özeti ve anafikri gibidir; Fitne kitabının aslında hangi amaçla yazıldığını ve amacına ulaşamayınca fitne tanrısının ağlak bir vaiz edasında insanlara öfkeyle nasıl isyan ettiğini aktarması açısından ibretliktir. Ve malaki kitabının son satırlarından da anlıyoruz ki 1500 yıldır fitne tanrısına kul olmuş halk artık fitne tanrısına kulluk etmeyi ısrarla reddetmektedir.
Çünkü; 1500 yıl boyunca halkı sömürmek adına durmadan toprak vaad etmiş, üstüne üstelik komşu ülkeler 1500 yıl içinde sürekli gelişip topraklarını büyütürken, Allah’ın bir ibret vesikası olsa gerektir ki fitne tanrısı, kendi halkını günümüz İsrail ülkesi sınırlarından kat ve kat küçük bir coğrafyanın içinde yaşamaya mahkum bırakmıştır.
Halkın malaki kitabında ifade ettiği üzere, durmadan vaad eden ancak sözünde durmadığı gibi yüklediği ağır vergilerle kendi halkını sürekli sömüren kifayetsiz bir tanrıya artık kulluk etmek yararsızdır!

Mal.3: 8 “İnsan Tanrıdan çalar mı ? Oysa siz benden çalıyorsunuz”‘Senden nasıl çalıyoruz?’ diye soruyorsunuz.” *Ondalıkları, sunuları çalıyorsunuz!
*(Ondalık ve sunu = et veya tahıl veya para olarak tanrıya verilen vergi demektir)
Mal.3: 9 Siz lanete uğradınız. Çünkü bütün ulus benden çalıyorsunuz!
Mal.3: 10 Tapınağımda yiyecek bulunması için bütün ondalıklarınızı ambarlarıma getirin. Beni bununla sınayın” diyor Her Şeye Egemen RAB.” Göreceksiniz ki, ondan sonra göklerin kapaklarını size açacağım, üzerinize dolup taşan bereket yağdıracağım.
Mal.3: 11 Çekirgelerin ekinlerinizi yemesini engelleyeceğim. Tarlada asmanız ürünsüz kalmayacak” diyor Her Şeye Egemen RAB.
Mal.3: 12 Paraları bana getirirseniz “Bütün uluslar ne mutlu size diyecekler. Çünkü ülkeniz özlenen bir yer olacak.” Böyle diyor Her Şeye Egemen RAB.
Mal.3: 13 “Bana karşı sert sözler söylediniz” diyor RAB.”Oysa siz, ‘Sana karşı ne söyledik?’ diye soruyorsunuz.
Mal.3: 14  Şunu dediniz: Tanrıya kulluk etmek artık yararsızdır. Herşeye egemen Rab’bin isteklerini yerine getirmek ve O’nun önünde yas tutar gibi saygıyla davranmak bize ne kazanç sağlıyor? 

FİTNE KİTAPLARINDA AHİRET

İslam ile fitne kitaplarının en önemli farklarından birisi de ahiret yaşantısıdır. Hem Tevrat hem incilde ahiret inancı yoktur ve tanrı sadece içinde kendisinin de ikamet ettiği dünyayı yaratmıştır. Bu yüzden Tevratta tanrı “Herşeye egemen Rab ” veya bir kısım kitaplarında ise Tevrat tanrısının ismi olan “yhvh”  “yahve” (ibranice telaffuzu yeh-ho-vah türkçemizde yehova olarak söylenir) olarak ifade bulur.
Tevrat’ın ilk beş kitabı, İncilin de iman temeli sayıldığı için hristiyanlar da tanrıyı yehova veya baba tanrı veya tanrı gibi kelimelerle ifade ederler.
Hem İncil hem Tevratta ahiret alemi inancı olmadığı için, bu farkı açıklayan muhtelif Kuran ayetlerinde Allah lafzı iki aleme kasıtla “Alemlerin Rabbi ” ifadesiyle zikredilmektedir.

Cennet ve Cehennem ilk kez haham ve papazlar tarafından İslam’a geçişler başladıkça sorgulanmaya başlanmış ve tarihte ilk kez yahudi din adamlarının fıkıh kitabı Talmud içinde (Yahudi din adamlarının iddiasına göre Talmud  7.yy da ) dile getirilmeye başlanmıştır. Bu iddiaya karşı önemle altını çizerek vurgulamak gerekir ki: Yahudilerin fıkıh kitabı olarak andıkları mişna, gemera ve Talmud, hadisler gibi kulaktan kulağa yöntemiyle nakledilen sözlü metinlerdir. Yazılı kayıt tutulmadığı için tüm iddalar boştur. ilk yazılı Talmud ise MS 1453 yılına aittir. Ve İnsan eliyle yazıldığı için Kuran indiği dönemde dahi eklenen bu tür kitaplar {bkz:Bakara suresi 78,79} Kuran’da emaniyye kitapları olarak ifade bulur.

Kuran 23 yılda inmiştir ve Kuran inmeyen başladıktan sonra ilerleyen dönemde, (Meâric suresi iniş sırasına göre 79. sıradır) aşağıda örneklediğimiz meâric suresinde ayetlerinde de belirtildiği üzere Hak dine geçişler başladıkça Hem papaz hem de hahamların sadece Kuran’da mevcut olan “ahiret hayatı, Cennet ve Cehennem” modelini taraftar kaybetme korkusuyla birdenbire sahiplenmeleri ve o dönemde her bir din mensubunun sadece kendi dinlerine ait olanların cennete kabul edileceğini iddia etmeleri üzerine Bakara suresi 111. ayeti inmiştir. (Bakara suresi iniş sırasına göre 92. sıradadır)

İnkâr edenler, şimdi ne oldu da şimdi senin tarafına doğru hızla koşar oldular? Mearic suresi 36
Sağdan ve soldan dağınık gruplar halinde. Mearic suresi 37
Onlardan hepsi şimdi Naîm cennetine sokulacağını mı umuyor? Mearic suresi 38

İncil ve Tevrat fitne kitabının içeriğinde cennet cehennem ve ahiret yaşamına dair tek bir kelime dahi bahsedilmemiş olması üzerine ve o güne kadar hiç bahsetmedikleri cenneti aniden sahiplenmeleri yüzünden adeta alay edercesine “sözde Kitap ehlinden” kanıt istenmiştir.

Ve dediler ki: “Cennete yahudi veya hristiyan olan kimselerden başkası asla girmeyecektir.” Bu, onların emaniyesidir. “Eğer siz sadıklar iseniz delillerinizi getirin.” deyin! Bakara Suresi 111

Delil istenmiştir ancak tek bir kanıt getirememişlerdir çünkü; Kitaplarında mevcudiyeti olmayan bir şeyi delil olarak sunamadıkları gibi, boş iddiada bulunanlar fitneci müfsitler olarak yalancılıkla damgalanmışlardır.

Ahiret inançları olmadığı için; Günümüze kadar gelmiş olan İncil ve Tevrat’ta cennet ve cehennem üzerine tek bir kelime yoktur. Ödül ve ceza sadece dünya hayatındadır. Oysa, İslamda af ve mağfiret, ahirete dönüşte din hesap gününde Allah tarafından takdir görürken. Fitne kitaplarının tümünde bu yetki aracılardadır.

Aracıların bildirdiği sözde tanrının buyruklarına uymaları halinde; Tanrı kendisine inananların mahsüllerine bereket gönderir. Onları hastalıklardan ve musibetlerden korur Savaş zamanlarında ise kendisine inananların düşmanlarını alt eder.
Buyruklarına uymamaları halinde ise, halkının üzerine düşmanlar musallat etmek, mahsüllerine kıtlık göndermek, insanları çeşitli bulaşıcı hastalıklara maruz bırakmakla tehdit eder. Tabii ki asıl amaç halkı kokutup ellerindeki ekinlerden hayvanlardan pay almaktır.

Bu analizde, Ehli kitap olarak anılan müfsid kafirlerin yeryüzünde çıkarmış oldukları fitneyi tarihsel süreçlerle ve ağırlıklı Kuran ayetleri ile incelemeye aldık.
Bir sonraki analizde, fitne kitaplarının içeriğinde bulunan ve sinsice meal tefsir ve hadisler vasıtasıyla kulların zihnine zerk edilmiş ve hala ustalıkla edilmekte olan fitneyi ; Allah, yaratılış, ahiret, cennet, cehennem, Doğunun ve batının Rabbi gibi önemli hususlar üzerinde açıklayarak fitneye karşı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

Onlar hala Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer O,Allah’tan başkasının katından olsaydı,kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar, çelişkiler, ihtilaflar bulacaklardı.Nisa suresi 82

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s