Töre Namus tanrısı

Töre Namus tanrısı, yaratılmış tanrıların içinde kadın ve kız çocuklarını daima ve mutlaka çileli yaşamlara mecbur etmiş tanrılarıın  en zalim olanıdır. Özellikle kadın ve kız çocukları üzerinde yüzyıllar boyu zalimane hükümlerini sürdürmüş ve hala sürdürmektedir. Töre namus tanrısını tanımak için öncelikle yaratılmış tanrıları idrak etmek gerekir.
Yaratılmış tanrılar, elit hakim zümre tarafından, elit zümrenin çıkarlarını korumak ya da sürdürmesi adına ve insanları kendi amaçlarında kullanmak gayesinde, bir ülkenin mutrafilerinin yani “ o ülkenin elit hakim zümresinin” çıkarlarını korumak için mutrafiler adına hükümler çıkaran din adamları veya ruhbanlık müessesesi eliyle zihinlerde yaratılmış sahte tanrılardır.
Amaç; Halkı aynı eksende bir arada tutup, savaş zamanlarında kral ve elit zümrenin mülkü olan toprakları korumak, yeni savaşlarda elde edilecek toprak ve ganimetleri ele geçirmek hedefinde, tanrı adına can verecek asker temin etmek ve barışta ise; Elit hakim zümrenin konforunu sürdürmesi gayesinde, ürününden pay verecek bir kitleyi elde tutmaktır.

KURAN’DA MUTRAFİLER

Mutrafiler; Tüm çok tanrılı inançlarda ve çok tanrılı inançlardan devşirilmiş Arap veya Hristiyanlık veya Musevilik gibi aracı vekaleti ile Allah’tan başka hükümler koymaya, af ve mağfiret etmeye, kendilerini yetkilendiren şirk inançlarının tümünde, (günümüzde mevcut olan İncil ve Tevratta da) “ahiret hayatı inancı” yoktur. Dolayısıyla ahiret inancı taşımayan tüm inançlarda “bir insan dünyada ne kadar çok mal mülk evlat sahibi ise, Tanrı’nın da onları o nisbette sevdiğine ve mal mülk ile ödüllendirdiğine iman ederlerdi/hala ediyorlar. Oysa İslamda dünya yaşantısı ve dünya nimetleri tanrı sevgisine mukayese edilecek bir yer değildir. Bilakis maddenin aldatıcı bir meta sayıldığı kısa süre kalınan sadece bir sınav süreci hayatıdır. Müşrikler arasında; Mal mülk ve evlat çokluğu ilahlarının bir mükafatı olarak kabul gördüğü için; Müşrik halk da malı ve evladı çok olan kişileri tanrının sevgili kulu olarak görüp o kişilere o ülkenin ileri gelenleri/ülkenin mutrafileri olarak olağanüstü itibar ederlerdi. {Bkz; Sebe suresi 34~39} ayetlerinde açıklandığı üzere; Bu yüzden tüm Müşrik inançlarda varlık sahibi mutrafiler olarak anılan zengin kişiler yani elit hakim zümre, daima sözü dinlenip itibar ve itaat edilmesi gereken {bkz; Kalem suresi 14} “tanrının sevgili kul saydığı” “üstün sınıf” olarak kabul görüyordu. Tekasür suresi 1~3 ayetlerinde de vurgulandığı gibi, müşrikler bu çarpık inançla mezarlardaki ölülerini bile sayıp tanrı sevgisine nisbet ederek halk arasında kibirleniyorlardı. Hadid suresi 20~24. Ayetlerinde çokluk yarışıyla kibirlenen müşriklerin bu kibirlenmeleri Allah’ın sevgisine nisbet edilecek bir şey değildir bilakis yeryüzü sınavında bir fitne metasıdır. Bu durum müminleri asla yanıltmasın buyurulmaktadır.  Kehf suresi 32~46 ayetleri arasında iki adam üzerinden örnekler verilerek, tanrı sevgisinin madde/meta ile asla mukayese edilmemesi gerektiği ve mal mülk evlat çokluğunu imtiyazlı bir üstünlük olarak görüp kibirlenen kişilerin akibeti, çarpıcı bir kıssa üzerinde açıklanmıştır.. Ve {bkz Kasas suresi  78~82} ayetleri arasında; Yeryüzünün gelmiş geçmiş en zengin insanlarından sayılan; Karun, kendisine verilen servetin, kendi tanrıları tarafından çok sevildiği için bir ödül olarak verildiğini iddia ediyordu. Ve Aziz Allah Karun kıssasından ve Karun’un akibetinden müminlerin bir ders çıkarması gerektiğini Kasas suresi 78~82 âyetleriyle buyurmaktadır. Karun gibi, kendi ilahlarının sevgisine nisbet ederek mallarının çokluğu ile övünüp Allah’ın İnfak emrine riayet etmeyen ve Kalem suresi 17~33. ayetleri arasında kıssa edilen iki müşrik adamın akibeti de, Karun’un acı ve hazin akibetinin bir benzeridir. Nuh suresi 21. ve Hud suresi 27. Ve Şuara suresi 111. ayetlerinde de vurgulandığı gibi; Mal ve evlat çokluğunu ilahlarının kendilerine bir armağanı olarak görüp Hz Nuh (as) ve İslam’a karşı kibirlenen ve halkı ruhbanlar yardımıyla düzmece ilahların/tanrıların otoritesi üzerinden sömüren “kavmin mutrafilerinin/elit müşriklerin” ve onlara tabi olanların akibetinin de, “helak edilen diğer müşrik kavimlerde olduğu gibi” hüsranla biteceğinin altı çizilmektedir. Kasas suresi 38.. ayetinde de vurgulandığı üzere Erken Mısır döneminde Firavunlar kendilerini güneş tanrısının yeryüzündeki sureti olarak gösterirlerdi. Geç Mısır döneminde ise firavunlar kendilerini güneş Tanrı’sının oğulları olarak niteleyip {bkz ; Yunus suresi 88} ülkenin” ileri gelenleri/elit hakim zümre ile birlikte” nemalandıkları bir fitne ile halkı kullanıp sömürmüşlerdir. Yunus suresi 78 ayetinde vurgulandığı üzere Malı ve mülkü tanrı sevgisine nisbet eden Firavun; Zuhruf suresi 53,54 ayetlerinde de aynı mantıkla; Hz Musa Resul olsaydı onun da tanrısı ona, “benim ellerimdeki gibi bilezikler ve mülk olarak böyle geniş topraklar verirdi” diyerek sömürdüğü halkının önünde Hz Musa’yı küçük düşürmeye çalışmıştır. ve Kuran indiği dönemde; Atalarından devraldıkları göktanrı şirk sömürü düzenini sürdüren ve: { Bkz : Zuhruf suresi 23 Sebe suresi 34,35 } Geçmişte yaşamış tüm müşrik kavimlerde olduğu gibi, göktanrı inançlarının “malı evladı çok olan zenginlere verdiği imtiyazı, bir sömürü fitnesi olarak kullanmayı sürdüren “Mekkeli elit hakim zümre {Bkz; Zuhruf suresi 31) karyenin mutrafileri de” sömürü düzenlerini devam ettirebilmek adına {bkz; Zuhruf suresi 57,58} ayetlerinde vurgulandığı üzere Hz Muhammed (S.A.V) nebiyi aynı Firavun’un yaptığı gibi “mal mülk” üzerinden küçümseyerek İslam’a muhalefet ediyorlardı. Bu nedenle müşrik inanç sömürü düzeninin tarih boyu her dönem elebaşılığını yapmış olan, “ülkenin/şehrin mutrafileri” yani o ülkeyi Allah’ın otoritesi üzerinden vergiler koyarak sömüren elit hakim zümrenin “öncelikli” uyarıldığı {bkz: İsra suresi 16} ayetiyle vurgulanmaktadır. Vakıa suresi 45. ayetinde de mutrafilerin ve mutrafilere tabi olanların cehennemde azabında tutulacağı açıklanmaktadır

İslam peygamberlerinin yüzyıllar boyu çetin mücadeleler verdiği o ülkenin mutrafilerinin, zihinlerde yaratmış oldukları düzmece tanrıların birincil hedefi daima, mutrafilere ait olan mal ve mülklerin çağaltılması veya onların korunması hedefinde koydukları hükümlerdir. Müşrik inançlarda; Ahiret’e iman olmadığı için bu nedenle halkın çıkarına olacak hiç bir hak yaratılmış tanrılar tarafından gözetilmez. Bu tanrıların hüküm sürdüğü topraklarda halk daima yaratılmış tanrı tarafından seçilmiş ve kutsanmış olan kralın ve elitlerin yani Kuran’ın tabiriyle mutrafilerin mülküdür.
Yüz yıllar boyu, yaratılmış tanrıya  iman etmiş Avrupa coğrafyasında; Sıradan halka mülkiyet hakkının ilk kez, yaratılmış tanrıya isyan eden Fransız halkının yaptığı başkaldırı ile tanındığını bilirsek, fitnekar bozguncuların insanların tanrıya olan inancını nasıl törpülediğini, insan ve toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini tarihsel süreçleriyle idrak etmiş oluruz. Bkz:  1789 Fransız ihtilali süreci ve nedenleri

Yaratılmış tanrıların ve yaratılmış tanrı hükümlerinin oluşturduğu ve Kuran’da da fitne olarak anılan bozgunculuğun, kimler tarafından ve niçin yapıldığını ve İslam peygamberlerinin aslında kimlere ve nelere karşı mücadeleler verdiğini idrak etmekle, Kuran’ın gerçekten bir nimet olduğunu kavrayabiliriz. Böylelikle, O nimeti kullarına lütuf eylemiş Aziz Allah’ı şükür içinde hamd etmemiz mutlak ve mutlaka kaçınılmaz olur. Yaratılmış tanrıların buyruklarının yaşatıldığı coğrafyalarda yaratılmış tanrılar, insanlar üzerinde hükümlerini hala sürdürdüğü için, günümüzde yaşanmakta olan ve maalesef ki, hala büyük bir coğrafyaya hükmeden “fitne” tanrısı Tora namus’u, ve buyruklarını ve müridlerini mutlaka tanımamız gerekir;

Tora Namus ne demek?

Tora Namus kelimesinin etimolojik kökeni yunancadan gelir. Tevrat’ın yunanca ismi “tora namus” tur. “Düzeni belirleyen ilkeler” demektir. Allah’ın emir ve yasakları demek olan tevrat diğer adıyla “tora namus” türkçemizdeki töre namus kelime ve kavramların karşılığıdır.
Doğu coğrafyasında yaşanan ve uğruna cinayetler işlenen, kadın ve kız çocuklarının ölümüne sebep olan bu hükümler, Kuran’ın mücadele ettiği ancak yahudilerin ölümüne savunduğu yaratılmış tanrı buyruklarıdır.

KIZLIK ZARI KANLI ÇARŞAF RECM CEZASI TAŞLAYARAK ÖLDÜRME

Yas.22: 13 “Bir adam bir kadın alır, yattıktan sonra ondan hoşlanmazsa,

Yas.22: 14 ona suç yükler, adını kötüler, ‘Bu kadınla evlendim ama onunla yatınca bakire olmadığını gördüm’ derse,

Yas.22: 15 kadının annesiyle babası kızlarının bakire olduğuna ilişkin kanıtı alıp kapıda görevli kent ileri gelenlerine getirecekler.

Yas.22: 16-17 Kadının babası ileri gelenlere, ‘Kızımı bu adamla evlendirdim ama o kızımdan hoşlanmıyor’ diyecek, ‘Şimdi kızımı suçluyor, onun bakire olmadığını söylüyor. İşte kızımın bakire olduğunun kanıtı.’ Sonra anne-baba kızlarının bakire olduğunu kanıtlayan yatak çarşafını ileri gelenlerin önüne serip gösterecekler.

Yas.22: 18 Kent ileri gelenleri de adamı cezalandıracaklar.

Yas.22: 19 Ceza olarak ondan yüz gümüş alıp kadının babasına verecekler. Çünkü adam İsrailli bir erden kızın adını kötülemiştir. Kadın adamın karısı kalacak ve adam yaşamı boyunca onu boşayamayacaktır.

Yas.22: 20 Ancak bu sav doğruysa, kızın bakire olduğuna ilişkin bir kanıt bulunamazsa,

Yas.22: 21 kızı baba evinin kapısına çıkaracaklar. Kent halkı taşlayarak kızı öldürecek. Babasının evindeyken fuhuş yapmakla İsrail’de iğrençlik yapmıştır. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız.

Yas.22: 22 Eğer bir adam başka birinin karısıyla yatarken yakalanırsa, hem kadınla yatan adam, hem kadın, ikisi de öldürülecek. İsrail’den kötülüğü atacaksınız.

Yas.22: 23 Eğer bir adam kentte başka biriyle nişanlı bakire bir kızla karşılaşır ve onunla yatarsa,

Yas.22: 24 ikisini de kentin kapısına götürecek, taşlayarak öldüreceksiniz. Çünkü kız kentte olduğu halde yardım istemek için bağırmadı; adam da komşusunun karısıyla ilişki kurdu. Aranızdaki kötülüğü ortadan kaldıracaksınız.

Yas.22: 25 Eğer bir adam kırda nişanlı bir kızla karşılaşır, onu yakalayıp tecavüz ederse, yalnız tecavüz eden adam öldürülecek.

Yas.22: 26 Kıza hiçbir şey yapmayacaksınız. Çünkü kızın ölümü hak edecek bir günahı yoktur. Bu, komşusuna saldırıp onu öldüren adamın davasına benzer.

Yas.22: 27 Adam kızı kırda gördüğünde nişanlı kız bağırmışsa da, onu kurtaran olmamıştır.

Yas.22: 28 Eğer bir adam nişanlı olmayan bakire bir kızla karşılaşır, tutup onunla yatarsa ve bu ortaya çıkarsa,

Yas.22: 29 kızla yatan adam kızın babasına elli gümüş verecek. Kıza tecavüz ettiği için onu karı olarak alacak ve yaşamı boyunca onu boşayamayacaktır.

Yas.22: 30 Kimse babasının karısını almayacak, babasının evlilik yatağına leke sürmeyecektir.”

Yukarıda zikredilen yaratılmış bir tanrı üzerinden uydurulmuş töre namus kuralları, doğu coğrafyamızda hala yaşanan ve yaşatılan Tevrat hükümlerinden başka bir şey değildir. Ve namus cinayetlerinin yegane sebebidir. Bakirelik,zifaf gecesi sonrası kanlı çarşaf gösterme, tecavüz edilen kızların tecavüzcüsüyle evlendirilmeye mecbur tutulması gibi hükümler günümüzde namus ve töre olarak zikredilen, tahrif edilmiş Tevrat hükümleridir. Müslüman olduğunu iddia eden İran devletinde hala uygulanmakta olan recm cezası (taşlayarak öldürme) ve kanlı çarşaf gösterme adeti yine Tevrat hükmüdür. Doğu ve orta doğu coğrafyasında; Özellikle kadınlara ve kız çocuklarına getirilmiş kısıtlayıcı ve aşağılayıcı hükümler ve uygulanan ağır cezaların çoğu tahrif edilmiş Tevrat hükümlerinden alıntıdır.

Tahrif edilmiş Tevrat’ın yaratılmış tanrısı, ölümüne ırkçı bir tanrıdır. Tamamen İsrail soyunu çoğaltmak ve diğer kavimlere karşı düşman bir halk yetiştirmek üzerine kuralları vardır. Kitabı; Ülkeyi kaybetme korkusuyla veya başka topraklara hakim olma ülküsüyle soy çoğalmasını teşvik eden hükümlerle doludur. Aynı fitnekarlığı Tevrat’tan kapmış olan İranlılar, daha geniş coğrafyalara yayılmak için ne yazık ki aynı ırkçı tanrının hükümlerini İslam adı altında “hadisler yazdırarak” Şiacılık (Hz Ali taraftarlığı/Alevilik) ile kendi ülkelerinde benimsemişlerdir. İsrail kendi halkını diğer halklara düşman ederken; İran aynı batıl din hükümleri ile halkını mezhep üzerinden diğer Müslümanlara ve halklara düşman etmektedir. Aziz Allah’ın bir hikmeti olsa gerektir ki; Küfür imanının seçmiş; İsrail ve Mezhep ayrışması üzerinden Acem milliyetçiliği sürdüren aynı ırkçı zihniyet günümüzde birbirine ölesiye düşman olmuş ülkelerdir.

MUTRAFİLER ŞEHRİN İLERİ GELENLERİ

Tevrat hükümlerindeki anahtar kelime “şehrin ileri gelenleri” kavramıdır. Gerek yukarıdaki gerek aşağıda devam eden örnek hükümlerde, Kral ve krala bağlı elit hakim zümre demek olan “şehrin ileri gelenleri” yani,  Kuran tabiriyle, mutrafilere bağlı din adamları ve onların hizmetinde olan muhafız birlikleri vurgulanmaktadır. Bu görevliler İsrail soyu karışmasın ve böylece ülkede İsrail mutrafilerinin de düzeni bozulmasın diye kente giren çıkan yabancıların gözcülüğünü yapıp özellikle kadın ve kızlar üzerinde muhafızlık görevi ifa eden kimselerdir.

Her ne kadar hükümde adı “seçim” zikredilse de ; Aslında olmayan yaratılmış sözde tanrı daima elit hakim zümreden bir kişi belirler ve halk mecburen o kişiyi başlarına, kral olarak “seçmiş gibi” olurdu.

Yas.17: 14-15  Tanrınız Rab’bin size vereceği ülkeye girip orayı mülk edinerek yerleştiğinizde ve ‘Çevremizdeki ulusların tümü gibi biz de başımıza bir kral atayalım’ dediğinizde, atayacağınız kral Tanrınız Rab’bin seçtiği kişi olmalıdır!  Ve böylece atayacağınız kral kendi kardeşlerinizden biri olacak ve soydaşlarınızdan olmayan birini, bir yabancıyı asla kral seçemeyeceksiniz.

Aynı ırka mensup kişilerin aralarında yapacakları evlilik ile ilgili,seçme beğenme gibi haklarda bile “kral çevresi” olan “ileri gelenler/mutrafiler” yegane belirleyici ve onay makamıdır. Elit hakim zümre demek olan ileri gelenler yani mutrafiler için soy ve israiliyat olmazsa olmaz değişmez bozulmaz ana maddedir. İleri gelenler kavramının ülkemiz doğu kültürü feodal yapısında karşılığı, aşiret reisleri ve ona bağlı olan ve gerektiğinde sorunlara racon kesen, “büyükler” tabir edilen kimselerdir. İran’da mollalar ve dedeler, Alevilik mezhebinde, dedeler ve dedeler kurulu, israiliyat hükümlerini yaşatan günümüzde yaşayan örnekleridir. Toprak kaybetmemek veya toprak kazanmak için soy üzerinden sürdürülen sahte tanrı hükümleri, yaşandığı coğrafyalarda erkekleri adeta kadının namus bekçiliğini yapar konuma getirmiştir. Aynı tanrının hükümlerinin sürdürüldüğü ve kürt halkının yoğunluklu olduğu doğu coğrafyamızda da “töre namus” (Tevrat) hükümleri, İslam adı altında uydurma hadisler üzerinden zihinlere fitne edildiği için, ölesiye ön plandadır.

ÖLEN KARDEŞİN EŞİYLE MECBURİ EVLİLİK

Günümüzde doğu bölgesinde yaşanan ve yaşatılan, ölen kardeşin eşinin evin büyük oğlu ile evlendirilmesi, bunu yapmaması halinde çocuğun toplumdan dışlanması yine soyun sürdürülmesi gayesindedir. Yukarıda yasa:25 /11 de aktarılan konu, günümüzde “eline erkek eli değmemiş kız” deyiminin karşılığıdır. İyi niyetle eşini korumak için ve yanlışlıkla bile olsa, kadın elinin mahreme değmesi, el kesilmesini emreden kadın düşmanı merhametsiz bir tanrının hükmüdür.
Tahrif edilmiş Tevrat sadece verdiğimiz örneklerle sınırlı değildir. Ülkemizde töre adet gelenek görenek  adı altında yaşanan ve yaşatılan bir çok batılı içermektedir.
Bu nedenle Kuran’ı bilmek, anlayarak okumak, kişi veya toplumları yaşanan ve yaşatılan batıldan Hak dine götürür ki, bu durum hem toplum hem ferdi olarak yaşadığımız acılardan kurtulmamız anlamına gelir.

Düşünün ki özellikle, doğu ve güneydoğu coğrafyamızda kadın ve kız çocuklarımız; İslam maskesi altında Tevrat hükümlerinden dolayı ne büyük acılar çektiler. Kaç kız çocuğu töre cinayetlerine kurban edildi?
Kaç kadın veya kız çocuğu sevmediği istemediği biriyle evlendirildi?
Her kızlık zarında yaradılış gereği yırtılma ve kanama olmadığı için; Kaç kız çocuğu kanlı çarşaf göstermenin utancı veya gösterememenin telaşına düştü ya da ölüme mahkum oldu?
Kaç erkek veya kadın sevmedikleri halde ölen kardeş yüzünden birbirlerine katlanarak çilekeş bir ömür sürdürdü?
Kaç kadın istemediği halde bir kadına kumalık yaparak aşağılanmış çilekeş bir yaşam sürdürdü?
Kaç kız çocuğu yaşlı bir adamın iğrençliklerine ömür boyu katlanmak zorunda kaldı?

Yaratılmış tanrılar üzerinden günümüze gelmiş geleneklerle farklı analizlerde buluşmak ümidiyle: Hak ile batılı ayıran, insanı ve toplumları irşad eden Kuran’ın ve O nimeti bizlere lütuf eyleyen Aziz Allah’ın kadrini kıymetini hamd ve şükür içinde idrak edelim;

O Ramazan ayı ki, insanları irşad için, hak ile batılı ayıracak olan, hidayet rehberi ve deliller halinde bulunan Kur’ân onda indirildi. Onun için sizden her kim bu aya şahit olursa oruç tutsun. Kim hasta, yahut yolculukta ise tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde kaza etsin. Allah size kolaylık diler zorluk dilemez. Sayıyı bir aya tamamlamanızı, size doğru yolu göstermesi karşılığında; Allah’ı kalben yücelttiğinizi belgelemeniz için ister. Umulur ki şükredersiniz. Bakara Suresi 185

1 Comment

Onlar hala Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer O,Allah’tan başkasının katından olsaydı,kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar, çelişkiler, ihtilaflar bulacaklardı.Nisa suresi 82

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s