Din nedir Hakk din nedir

Din; Allah’a sadakat dairesinde sınanmak üzere yeryüzüne gönderilmiş kulların, kendilerine yazılı olarak bildirilmiş vahiy yükümlülükleri üzerinde sınanmakla, önceden vahiy ile bildirilmiş ceza ve ödül ile mukabele göreceğine inandığı, bir sınav süresi yaşantısıdır.

Her nefs ölümü tadacaktır. Biz sizi, hayır ve şerr fitneleri ile yeryüzünde sadece imtihan ediyoruz. Ve sonunda muhakkak amelleriniz üzere bize döndürüleceksiniz.
Enbiya suresi 35

İnanışlar kavram olarak; İlahın uluhiyeti, niteliği, niceliği, yetkisi, otoritesi ve ödül ceza şartlarının yine insanlar tarafından aklınca,kendince yorumlandığı tezlerdir. Din insana önceden bildirilmiş Allah’a karşı yazılı vahiy yükümlülükleri iken; inanışlar insanların kimseye karşı sorumlu olmadıkları ya da dilediklerinde sorumluluk aldıkları insan aklıyla yorumlanmış tezlerdir. Din, ilahın ulûhiyetini, otoritesini, nelere muktedir olduğunu, önceden vahiy ile anlatan belirgin bir ilah anlayışını açıklıyorken; inanışlarda ilah, insanın kendi zihninde istediği gibi tahayyül bulan hayali bir varlıktır.

Din ile inanışların en önemli farkı; Dinin yazılı bir anayasaya bağlı oluşu ve ilahın kendisini ve beklentilerini yazılı bir anayasa üzerinde açıklayarak insana sorumluluk üzere bir yaşamı borçlandırıyor olmasıdır. İnanışlarda ise ilahlar zihinlerde insan tarafından yaratılmıştır ve ilahın, yetki, otorite ve beklentileri yine insanlar tarafından belirlenerek, sorumluluk insanın keyfiyetine bırakılmıştır.

Din Arapçadan sözlüğümüze girmiş bir kavramdır. Kelime anlamı olarak; “ceza ve ödülle mukabelede bulunmak şartıyla kişinin zimmetinde olan sabit borcu” manasını taşır.Aynı kökten gelen dayin:alacaklı, medyûn ; borçlu demektir.

Altını önemle çizerek belirtmek gerekir ki din; İnsan aklının hükümlere asla dahil edilmediği, yaratıcının ilahi ilmi ve hikmeti üzerine insan ve insanlık yararına faydalar barındıran ve hükümlerinin, değitirilmesi veya değiştirilmesinin teklif edilmesi dahi yasaklanmış, ilahi bir anayasa üzerine borçlanmadır.

Kuranda bildirilen tarifi ile; Aziz Allah meleklerin arasından insanı akıl ile üstün kılarak, yeryüzünde kendisinden sonra gelen, hükümleri ile hükmedecek halifesi  olarak yaratır ve cennete gönderir. Ancak Adem, Allahın hükmüne rağmen, yaklaşmaması gereken bir yasağa şeytanın kandırmasıyla meyleder. Bu sadakatsızlık üzerine halife yaratılmış Adem, tevbe eder af diler ancak, Allah’ın Rahmeti (Rahmân tecellisi) ile ; Sadakat koşuluyla sınamak üzere yeryüzüne gönderilir; Bir kez daha sadakatsizlik yapmamak akdi ile önceden tevbe verip fırsat istendiği için, yeryüzü yaşantısı Rahman Allah tarafından ön verilmiş bir borçtur ve bir rahmet yaşantısıdır. Bu yüzden Rahmân sıfatı, nebiler dâhil, hiç bir insan için kullanılamaz. Zira, Allah’tan başka hiç kimse; Allah ile kul arasında önceden akidle söz alınmış bir borçta tasarruf edemez. Alacaklı Allah’tır ve aracısız bir halde,sadece Allah’a borçlanmış olan kuldur. Bu hakikatla; Allah’tan başka hiçbir kimse, Allah ile evvelden ahitlenmiş bir borca binaen kurulmuş bir rahmet yaşantısı üzerinde, yeni yeni koşullar getirip “Allah’a aracısız sadakat” hükümünü değiştirip düzenleyemez. Bu durum borçlu için gönderilmiş yazılı vahiy hükümlerini değiştirmek anlamına gelir ki; Şirktir, lanetlidir ve sonu cehennemdir. Rahim Allah tevbe isteyen Adem ve nesline, pişmanlık üzerine bir akid ile fırsat verirken buna mukabil aşağıdaki hükmüyle müjde vermiştir;

Kim hidayetçimin peşinden gider ve gönderdiğim kitabın hükümlerine uyarsa; işte o akdine sadık salihlere artık korku yoktur. Onlar asla mahzun olmazlar.
Bakara suresi 38

Er-Rahîm Allah: Dünya sınav yaşantısı rahmeti ile sınanma imkanı bağışladığı kullarının içinden: Nimetini ve dostluğunu şükür ile karşılayan kendisine kalbi hamd ile sadakatla bağlanıp hükümleriyle amel eden kullarını, karşılığında dünyevi yardımlarla destekleyen ve hidayet yolunu açan ve böylelikle cennet yaşantısıyla mükâfatlandıran Allah demektir. Bu hakikatla; Rahmân ve Rahim olan Allah’ın tüm sıfat ve mefsuflarını da içinde barındıran bu iki temel uluhiyet makamına haiz başka hiç bir varlık yoktur.

Tarihsel süreçlerde; Allah’ın ulûhiyeti ve yükümlülükler,  insanlar tarafından süreklilikle tahrif edilmiş, gerek putlar, gerek sözde aracı melekler, gerek ruhban sınıfı üzerinden aracılık sistemi inşa edilmek suretiyle çıkar sahiplerinin menfaatları doğrultusunda vahiy hükümleri değiştirilmiştir. Bu nedenle hüküm ve hikmet sahibi Hakim Allah’ın önceden gönderdiği Zebur İncil Tevrat gibi “kul borç hukuku ve kanunları” olarak anılan ilahi kitaplar, Kuran ayetleri ile din hükmünden çıkarılmıştır. Kuran’ın melekler tarafından korunuyor olması ve vahiylerin değiştirilemez oluşu sebebiyle, borç hukukumuz ve kanunlarını içinde barındıran yegane kitap, Kuran’dır ve hükümlerinin temsil ettiği tek din İslam’dır.

TEK DİN İSLAMDIR

İslam adıyla anılıyor olsalar da; Aracılık sistemiyle Allah’ın ulûhiyetini gasp etmiş ve tahrif edilmiş kitaplar üzerinden varlığını sürdüren, hristiyan ve musevi topluluklar, Kuran’a uymayıp menfaatlarının peşinde gitmeleri nedeniyle Kuran’da, fasık ve kafir olarak damgalanmışlardır.
Günümüzde sıklıkla görüldüğü üzere; İster hükümsüz eski dinlerin peşinden sürüklenen topluluklar olsun, ister İslam adıyla anılıp Allah’ın hükümleri dışına çıkmış çeşitli mezhep ve tarikatlar olsun; Kuran’da fasık ve kafir olarak damgalanmış ve lanetlenmişlerdir.

Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler ve hükmüyle amel etmeyenler ancak kafirlerdir.
Mâide suresi 44

Her topluluk kendi inanışının din olduğunu iddia etse de; Eğer tek bir yaratıcı ve anayasasını aktaran tek bir kitap var ise ;
Bu insan topluluklarının niçin birbirine benzemeyen binlerce farklı ritüelleri, inanışları gurupları ve yönelişleri var? sorusu, kişileri Hâkk dini arama noktasına götürebilir. Oysa ki; Din ile inanışları tesbit etmek için dinin kural koyucusunun ne söylediğine bakmak kafidir.

Eğer bir yaratıcı ol demesiyle uçsuz bucaksız bir kainat yaratabiliyorsa ve o yaratıcı buna rağmen, evrene nazaran küçücük bir mülk sayılan kendi yarattığı dünya üzerinde ayrımcılıklar üzerinden bir iktidar savaşı içine girmişse, O ilah değil, ancak ilah ardına saklanmış bir sahtekardır.

Eğer bir yaratıcı ol demesiyle kendisine hizmet edecek milyarlarca meleği yaratabiliyorsa ve buna rağmen O; Aciz bir ölümlü olan, insana, ruhbana veya aracılara muhtaç olduğunu söylüyorsa, biliniz ki O ilah değil, ancak ilah ardına saklanmış sinsi bir sahtekardır.

Eğer bir yaratıcı kulunu sınamak için yarattığı bir dünya üzerinde mal mülk peşinde değilse;
Yardımlarımı meleklerimle yaparım sınamakta olduğum aciz bir insana muhtaç değilim, bu acziyet isnadı uluhiyetime yapılmış bir hakaret ve küfürdür buyuruyorsa;
Irkçılık, ayrımcılık yapmayın birbirinizi sevin herkese adaletle davranın, farklı mezheplere dinlere cemaatlere tarikatlara ayrışmaktan kullarımı men ediyorum buyuruyor ve herhangi bir ayrışma üzerinden düşmanlığı yasaklıyorsa;
Kötülüğe iyilikle karşılık verin böylece en kötü düşmanınız bile sizinle dost olur, diyerek barışa teşvik ve davet ediyorsa;
Kullarımdan hiçbir şey istemiyorum ancak malınız ve mülkünüzden mutlaka aranızdaki ihtiyaç sahiplerine verin, dünya menfaatleri sizi aldatmasın,sizler yeryüzünde erdemler üzerine sınanıyorsunuz ancak ceza ve mükafat üzere dönüşünüz banadır. Ben sizden ancak ve sadece itaat bekliyorum buyuruyorsa;
Biliniz ki O gerçek bir İlahtır ve İlah vasfını hak etmiş,Hakk dinin sahibi El Hakk Allah’tır.

HAKK DİNİN SAHİBİ EL HAKK ALLAH’TIR

Kuran’ın indiği süreçte; Allah’ın indirdiği, huzur, barış ve kardeşlik temeli üzerine oluşan İslam düzenini, dünya menfaatleri uğruna yıkmak isteyen ruhban sahtekarlar, aracılık kurumu üzerinden Aziz Allah’ın ulûhiyetini tenzil etmiş, af, mağfiret etme, rızıkları açma, cennete ulaştırma, hidayet ihsan etme gibi, Allah’ın ulûhiyet yetkilerini üzerlerine alarak kendilerini yüceltip , Allah’ı aciz bir varlığa dönüştürerek, Aziz Allah’ı halkın gözünde alçaltmışlardır.

Amaçları daima, insanı Allah üzerinden kandırıp çıkarları doğrultusunda istedikleri gibi yönetmek olmuştur. Ve verilen mücadele, sömürü düzenini sürdürmek adına Allah’ı aşağılayıp aciz bir varlığa dönüştüren, dünyevi menfaat uğruna halkı din adı altında sömüren müşrik zihniyete karşı yapılmıştır.

İslamın mutlak gördüğü bu yegane savaşın asıl hedefi, Allah’ın insanlara gönderdiği, huzur, kardeşlik, barış, düzeninin bozulmaması gayesindedir ve nihai olarak insanın ve insanların kendi yararı içindir.bkz; Tevbe Suresi
Bu süreçte bozgunculara şöyle buyurulur;

Artık yeryüzünde dört ay dolaşın. Ve muhakkak ki siz, Allah’ı aciz bırakamayacağınızı ve Allah’ın kafirleri alçaltıcı olduğunu biliniz.
Tevbe Suresi 2

SONUÇ

İnsanlardan hiçbir menfaat beklemeyen ve sınanma meydanı olarak yarattığı dünya üzerinde menfaat aramayan, Aziz Allah’ın değiştirilemez korunmuş kitabı Kuran; Sevgi ve barış emirleri, ilim, hikmet mecburiyeti ile çelişkisiz bir rehber niteliğinde  yazılı bir halde önümüzde duruyor iken ; Tarih boyu dünya menfaatları uğrunda insanları kandırıp ötekileştirerek, ayrımcılıklar üzerinden savaşlar, yıkımlar, bozgunculuklar çıkarmış insanoğlunun ortaya attığı, herhangi bir inanışa veya sistemine güvenip sığınıyor olmak; Kullarına tüm nimetlerini bahşeden, merhameti sonsuz Allah’ın otoritesini elinden alıp, merhameti olmayan aynı bozgunculara ahmaklıkla teslim etmek anlamını taşır.

Onlar hala Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer O,Allah’tan başkasının katından olsaydı,kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar, çelişkiler, ihtilaflar bulacaklardı.Nisa suresi 82

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s