ZÂRİYÂT SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

51/ZÂRİYÂT-1: Vez zâriyâti zerven.
Savurarak esip dağıtan (Bkz; Hakka suresi 17 Allah’ın görevli kıldığı O meleklerine) andolsun!

51/ZÂRİYÂT-2: Fel hâmilâti vıkren.
Ve de sorumluluk taşıyanlara (Allah’a karşı sorumluluk taşıyan tüm Resul’lerine ve Müminlere) andolsun.

51/ZÂRİYÂT-3: Fel câriyâti yusren.
Sonra da kolayca akıp giden.,

51/ZÂRİYÂT-4: Fel mukassimâti, emren.
Hem de tüm işleri taksim eden (Bkz ; Hakka suresi 17 yeryüzündeki tüm işleri Melei Alâ katından sevk ve idare eden Allah’ın görevlendirdiği O Melei Alâ arşının meleklerine) andolsun ki…

51/ZÂRİYÂT-5: İnnemâ tûadûne le sâdikûn.
Muhakkak ki size vaadolunanlar kesinlikle doğrudur.

Müşrik ruhbanlar, insanları sömürme gayelerinde,Allah ile cinler arasında akrabalıklar isnad edip {bkz: saffat 158 ve Enam 100} “cinler ve şeytanlar “bizim emrimizle hizmetimizde” göğe yükselip bize Allah’tan haber getiriyor” iddialarında bulunarak Hz Muhammed’in Peygamberliğini reddediyor ve Zariyat suresi 52, 53 Hicr 6 Kalem 51 ve Duhan 14 ayetlerinde de vurgulandığı üzere ona deli mecnun ifitiraları atıyorlardı. Müşrik inançlarında ahiret hayatı yoktur ve onlara göre dünya tepsi gibi düz bir yerdir. Tanrıları ise bu aldatmacada; tepsi dünyanın tepesinde hemen bulutların üzerindeki bir yerde bulunan ikametgahında oturmaktadır. Bu yüzden tarihte muhtelif müşrik inançlarında tanrıya ulaşmak için (tanrının buyruklarını iletiyoruz bahanesiyle insanları sömürmek için) Babil kulesi gibi yüksek kuleler inşa edilmiştir. Ya da, halk için ulaşımı zor olan bir dağın üzerinde sözde aracı tanrılara konut inşaa edilmiş ve halk o konuttan aracılar vasıtasıyla iletilen komutlarla sömürülüp kullanılmıştır. Zariyat suresi iniş sırasına göre 67. sıradadır. Daha önce 55. sırada nüzul edilmiş Hicr suresinde şeytanların ve cinlerin göğe yükselip Allah ile kullar arasında aracılık görevini yerine getiremeyecekleri nedenleriyle vurgulanmakla birlikte ilk yaratılışta tüm meleklerin, İnsan önünde secde ederek eğilmesine rağmen, Ateşten bir halk olan şeytan ve cinlerin insan önünde asla eğilmediğini ve bu yüzden yeryüzünde de insana aracılık yapan bir hizmetli konumunda olmayacakları vurgulanarak ilk yaratılış kıssasıyla detaylı aktarılır. Hicr suresi devam eden ayetlerinde Zariyat suresi 24~55 ayetleri arasında da de tekrarlandığı gibi; Allah’ın Resullerini ve hak dinini inkar eden müşrik kavimlere, cinler veya şeytanlar yerine Allah’ın gönderdiği görevli meleklerin aslında hangi vesileyle geldiğini ve geldiklerinde kavimlere nasıl felaketler yaşattıklarını sureye ismini veren Hicr kavmi ve Lut kavimleri ve Hz İbrahim’den örneklerle açıklanır. Kulların üzerindeki tüm yetki ve otoritenin özellikle aracısız bir halde Allah’ın {bkz:mearic 4 Arş’ı Â’la katından/melek hızıyla bir günü 50 bin yıl olan bir sürede ancak ulaşılabilen arşından} komuta edildiği bildirilmiş ve Şeytanların ya da cinlerin, “Arş’ı Alâ zikredilen Allah’ın arşına” ulaşmalarının hem zaman hem güvenlik tedbirleri açısından asla mümkün olmadığı bildirilmiştir. {Furkan suresi 59 Hud suresi 7 Araf suresi 54 Hadid suresi 4 Rad suresi 2 Secde suresi 4,5 Taha suresi 5 Yunus suresi 3}
Yeryüzündeki tüm İş ve oluşların yönetimi açısından, Allah’ın buyruklarının daha alt bir katta {bkz:Hakka suresi 17 Melei A’la arşında} görevli olan 8 sorumlu melek tarafından idare ve tedbir edildiği ve “Sad 8, Secde suresi 5 ve Saffat 8 de” zikredilen ara kat anılan “Melei A’la arşına” ateşten yaratılmış şeytanların ya da cinlerin irtibatlanmasının en az 1000 yıllık bir süreç içinde mümkün olacağı için ve bu yüzden şefaat veya Hidayet haberi taşıyan cin tekrar geriye döndüğünde haberi getirdiği aracı kişi zaten 2 bin yıl öncesinden çoktan vefat etmiş olacağı için bu müşrik aldatmacasının zaman açısından asla mümkün olamayacağı vurgulanmıştır. Saffat suresi 6~11 ve Hicr suresi 18 ayetlerinde Melei A’la arşının cinlere “takip eden yakıcı bir ateşle” tedbiren kapalı olduğu, vurgulanmakla birlikte Allah’ın diğer koruyucu meleklerine nazaran şeytan ve cinlerin de insan gibi aciz kullar oldukları ve Allah’ı hiçbir şekilde dinlemelerinin mümkün olamayacağı ve saffat 158. ayetinde İzin günü/din günü cinlerin de aynı insanlar gibi Meryem suresi 68~72 ayetlerinde tarif edildiği şekilde “cehennemde dizüstü mecburi secdeye çökertilmiş halde” sorgulanmak üzere hazır tutulacakları belirtilmiştir. Aracılık kurumunun sömürü fitneleriyle Aziz Allah’ın Sıratı Mustakim yolundan {bkz; Bakara suresi 100,101 ve Zariyat suresi 24~55 ayetleri arasında örneklendiği üzere} tarih boyu her dönem Kuran’dan/İslam’dan ayrılmış olan ve gelecekte de ayrılacak olan fasıkların akibeti; Açılış ayetlerinde yapılan yeminler eşliğinde, başlarına gelecek azaba karşı Zariyat suresi âyetleriyle tekrar uyarılmaktadır

51/ZÂRİYÂT-6: Ve inned dîne le vâkıu(vâkıun).
Ve muhakkak ki dîn (hesap günü; mükâfat/ceza günü), kesinlikle vuku bulacaktır (gerçekleşecektir).

51/ZÂRİYÂT-7: Ves semâi zâtil hubuki.
Ve yörüngelere sahip olan semaya andolsun.

51/ZÂRİYÂT-8: İnnekum le fî kavlin muhtelifin.
Muhakkak ki siz mutlaka Resul hakkında ihtilaflı bir söz (düşünce) içindesiniz. (Bkz; Zariyat suresi 52,53)

51/ZÂRİYÂT-9: Yû’feku anhu men ufik(ufike).
Allah’ın dilemesi ile Kuran’dan döndürülmüş olan kişi, artık sıratı müstakimden geri çevrilmiş demektir.

51/ZÂRİYÂT-10: Kutilel harrâsûne.
Yalancılar kahrolsun ki,

51/ZÂRİYÂT-11: Ellezîne hum fî gamretin sâhûne.
Onlar (Resul’e iftira atıp Kuran’dan yüz çevirmekle) cehalet içinde, gaflette olanlardır.

51/ZÂRİYÂT-12: Yes’elûne eyyâne yevmud dîn(dîni).
“Dîn günü (hesap günü) ne zaman?” diye (şimdi alay ederek) sorarlar.

51/ZÂRİYÂT-13: Yevme hum alen nâri yuftenûne.
Ancak O gün onlar, ateşe atılarak (yeryüzündeki fitnelerinin karşılığı olarak) azaba maruz bırakılırlar.

51/ZÂRİYÂT-14: Zûkû fitnetekum, hâzellezî kuntum bihî testa’cilûn(testa’cilûne).
Fitnenizi (şimdi cehennemde) tadın! Bu, sizin (yeryüzünde alay ederek yalanlarken) acele istemiş olduğunuz şeydir. denir.

51/ZÂRİYÂT-15: İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûnin.
Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve pınarlardadır.

51/ZÂRİYÂT-16: Âhizîne mâ âtâhum rabbuhum, innehum kânû kable zâlike muhsinîn(muhsinîne).
Rab’lerinin onlara verdiği şeyi (Allah’ın emir ve yasaklarını) alanlar; muhakkak ki onlar, muhsin olanlardır.

51/ZÂRİYÂT-17: Kânû kalîlen minel leyli mâ yehceûn(yehceûne).
Onlar (ibadet etmekten) geceleri uykusu çok az olanlardır.

51/ZÂRİYÂT-18: Ve bil eshârihum yestağfirûne.
Ve onlar ki, seher vakitlerinde (aracılar ve sahte ilahları yerine Allah’tan) mağfiret dileyenlerdir.

51/ZÂRİYÂT-19: Ve fî emvâlihim hakkun lis sâili vel mahrûmi.
Ve onların mallarında daima Allah’ın rızkından mahrum oldukları için isteyenlerin (inançları gereği) hakkı vardır.

51/ZÂRİYÂT-20: Ve fîl ardı âyâtun lil mûkınîne.
Yakîn hasıl edenler için (inananlar için) yeryüzünde (Allah’ın hak gerçek olduğuna dair) âyetleri (delilleri/alametleri) vardır.

51/ZÂRİYÂT-21: Ve fî enfusikum, e fe lâ tubsirûn(tubsirûne).
Ve kendi nefslerinizde de (buna dair ibretler) vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?

51/ZÂRİYÂT-22: Ve fîs semâi rızkukum ve mâ tûadûn(tûadûne).
Ve sizin rızkınız size vaad olunan o semadan (Allah’ın emretmesiyle Mele-i Ala arşı katından) taksim olunur. (Aracılar ve sahte ilahları iddia ettikleri gibi sizlerin rızıklandırıcısı değillerdir. Bkz; Zariyat 57,58)

51/ZÂRİYÂT-23: Fe ve rabbis semâi vel ardı innehu le hakkun misle mâ ennekum tentıkûn(tentıkûne).
İşte Rabbe, semaya ve yere andolsun ki; şüphesiz O, (Allah ve O’nun Kuran ile vaad ettikleri) sizlere konuşulduğu gibi muhakkak haktır. (gerçekleşecektir.)

51/ZÂRİYÂT-24: Hel etâke hadîsu dayfi ibrâhîmel mukremîn(mukremîne).
Hz. İbrâhîm’in ikram edilen misafirlerinin (Allah’ın gönderdiği görevli elçi melekler’in) haberi sana geldi mi?

51/ZÂRİYÂT-25: İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ(selâmen), kâle selâm(selâmun), kavmun munkerûn(munkerûne).
Onun yanına geldikleri zaman “selâm” dediler. (Hz. İbrâhîm de): “Selâm yabancı kavim.” dedi.

51/ZÂRİYÂT-26: Fe râga ilâ ehlihî fe câe bi iclin semînin.
Bunun üzerine (Hz. İbrâhîm) gizlice ailesinin yanına gidip hemen (kızarmış) semiz bir buzağı getirdi.

51/ZÂRİYÂT-27: Fe karrebehû ileyhim kâle e lâ te’kulûn(te’kulûne).
Böylece onu (yemeği) onlara yaklaştırdı (ikram etti): “Yemez misiniz?” dedi.

51/ZÂRİYÂT-28: Fe evcese minhum hîfeh(hîfeten), kâlû lâ tehaf, ve beşşerûhu bi gulâmin alîm(alîmin).
Fakat İbrahim’in korktuğunu hissettiler ve ona: “Korkma!” dediler. Ve onu alîm bir erkek çocukla müjdelediler.

51/ZÂRİYÂT-29: Fe akbeletimreetuhu fî sarretin fe sakket vechehâ ve kâlet acûzun akîmun.
Bunun üzerine hanımı (bu haberi) çığlık atarak hayretle karşıladı. Ve yüzüne vurarak: “Ben kısır ihtiyar bir kadınım.” dedi.

51/ZÂRİYÂT-30: Kâlû kezâliki kâle rabbuk(rabbuki), innehu huvel hakîmul alîmu.
“Senin Rabbinin buyurduğu şey işte budur.” dediler. Muhakkak ki O; Hakîm’dir (ilahi ilmi ve hikmeti ile yarattıklarının nefslerine/ bedenlerine hükmedendir), O Alîm’dir.

51/ZÂRİYÂT-31: Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûn(murselûne).
(Hz. İbrâhîm): “Öyleyse ey elçiler! Söylemek istediğiniz şey nedir?” dedi.

51/ZÂRİYÂT-32: Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîne.
Dediler ki: “Muhakkak ki biz, mücrim (Allah’a asi olmuş suçlu) bir kavme (Lut kavmine) gönderildik.”

51/ZÂRİYÂT-33: Li nursile aleyhim hıcâreten min tînin.
Onların üzerlerine balçıktan taşlar yollamak için.

51/ZÂRİYÂT-34: Musevvemeten inde rabbike lil musrifîn(musrifîne).
Onlar, Rabbinin katında haddi aşanlar için işaretlenmiş olan taşlardır.

İşaretlenmiş taşlar’, deyimiyle; Halkı kendi ilahları üzerinden korkutup sömüren müşrik aracıların iddialarının aksine; Bir Kavmin helak edilmesi, aracıların düzmece ilahları tarafından değil bilakis Allah tarafından gerçekleştirilmektedir. Vurgulanmaktadır.

51/ZÂRİYÂT-35: Fe ahrecnâ men kâne fîhâ minel mû’minîn(mû’minîne).
Sonra orada mü’minlerden kim varsa azabın içinden çekip çıkardık.

51/ZÂRİYÂT-36: Fe mâ vecednâ fîhâ gayre beytin minel muslimîn(muslimîne).
Ve orada, bir evden başkasında, (Hz Lut’un evi haricinde o kavimde) müslümanlardan (hiç kimseyi) bırakmadık.

51/ZÂRİYÂT-37: Ve tereknâ fîhâ âyeten lillezîne yahâfûnel azâbel elîm(elîme).
Ve orada (o kentin yıkıntılarını) elîm azaptan korkanlar için (Allah’a ve Resullerine muhalefet eden “müşriklerin akibetini/yıkıntıları” sınanmak için gelecek olan tüm nesillere ibret-i Alem olsun diye ) delil olarak bıraktık.

51/ZÂRİYÂT-38: Ve fî mûsâ iz erselnâhu ilâ fir’avne bi sultânin mubînin.
Ve Hz. Musa’da (da deliller) vardır. Onu firavuna apaçık bir sultanla (yetki ve mucize ile) göndermiştik.

51/ZÂRİYÂT-39: Fe tevellâ bi ruknihî ve kâle sâhırun ev mecnûnun.
Fakat o, etrafındakilerle birlikte (Musa’ya/İslama) yüz çevirdi ve: (şimdi Sana iftira ettikleri gibi) “Ona da bir sihirbaz veya delidir.” dediler.

51/ZÂRİYÂT-40: Fe ehaznâhu ve cunûdehu fe nebeznâhum fîl yemmi ve huve mulîm(mulîmun).
Sonunda onu (o iftiracı kafir Firavun’u) ve ordularını yakaladık ve böylece onları kınanmış olarak denize attık.

51/ZÂRİYÂT-41: Ve fî âdin iz erselnâ aleyhimur rîhal akîm(akîme).
Ve Ad (kavminde) de (ibretler, deliller vardır). Onlara, “yok edici” bir rüzgâr göndermiştik.

51/ZÂRİYÂT-42: Mâ tezeru min şey’in etet aleyhi illâ cealethu ker remîm(remîmi).
(O rüzgâr), üzerinden geçtiği (hiç)bir şeyi bırakmayarak, mutlaka kül gibi toz haline getirdi.

51/ZÂRİYÂT-43: Ve fî semûde iz kîle lehum temetteû hattâ hînin.
Ve Semud (kavminde) de (ibretler, deliller vardır). Onlara: “Bir süre metalanın (yararlanın).” denilmişti.

51/ZÂRİYÂT-44: Fe atev an emri rabbihim fe ehazethumus sâikatu ve hum yanzurûn(yanzurûne).
Fakat Rab’lerinin emrinden çıktılar. Bunun üzerine, onlar bakıyorlarken, aniden kendilerini yıldırım aldı.

51/ZÂRİYÂT-45: Fe mestetâû min kıyâmin ve mâ kânû muntesirîne.
O zaman onlar ayağa kalkmaya muktedir olamadılar. Ve onlar (aracıların sahte düzmece ilahları tarafından) “yardım edilenler” olmadılar.

51/ZÂRİYÂT-46: Ve kavme nûhın min kabl(kablu), inne hum kânû kavmen fâsıkîn(fâsıkîne).
Ve ondan evvel Nuh kavmi de… Muhakkak ki onlar da diğerleri gibi fasık (İslamdan ayrılmış) bir kavimdi.

51/ZÂRİYÂT-47: Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).
Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz.

51/ZÂRİYÂT-48: Vel arda fereşnâhâ fe ni’mel mâhidûn(mâhidûne).
Ve yeryüzü; onu döşek yaptık. İşte biz (gerçek bir yaratıcı olarak) onu ne güzel düzenleyiciyiz.

51/ZÂRİYÂT-49: Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Ve Biz, herşeyden çiftler yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz.

51/ZÂRİYÂT-50: Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Öyleyse Allah’a firar edin (Allah’ın öğütlerine sığınıp hükümlerine sarılın) Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim (Allah’ın azabına karşı onun tarafından gönderilmiş uyarıcı bir Resulüyüm). de.

51/ZÂRİYÂT-51: Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar(âhara), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
Ve o halde; Allah ile beraber başka ilâhlar kılmayın. Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından görevlendirilmiş) apaçık bir nezirim. de.

51/ZÂRİYÂT-52: Kezâlike mâ etellezîne min kablihim min resûlin illâ kâlû sâhırun ev mecnûn(mecnûnun).
İşte böyle, onlardan öncekiler de, (kendilerine) gelen resûle “sihirbazdır veya mecnundur” iftiralarından başka bir şey demediler.

51/ZÂRİYÂT-53: E tevâsav bih(bihî), bel hum kavmun tâgûn(tâgûne).
Onu (resûller için “sihirbaz veya mecnun” demeyi, sonrakilere) vasiyet mi ettiler? Hayır, çünkü onlar (geçici dünya nimetlerine tamah etmekle Allah’a) azgın bir kavim oldular.

51/ZÂRİYÂT-54: Fe tevelle anhum fe mâ ente bi melûm(melûme).
O halde onlardan yüz çevir, artık sen kınanacak değilsin.

51/ZÂRİYÂT-55: Ve zekkir fe innez zikrâ tenfeul mû’minîn(mû’minîne).
Ve sen (Kuran ile) öğüt verip hatırlat. Muhakkak ki tezekkür, mü’minlere fayda verir.

Hükümlerine sadakat dairesinde sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderdiği insanoğlu için, İlahi ilmi ve hikmetiyle kulları yararına hükümler koyan Alim ve Hakim Allah, her dönem içinde, Resul’leri vasıtasıyla sınav hükümlerini ihtiva eden buyruklarını iletmiştir. Ve her dönem gönderdiği hükümler {bkz; Beyyine suresi 3} aynı olduğu için, “hükümlerin tekrarı” manasıyla Kuran’ın ana ismi zikr’dir. Kuran’ın ve Hz Musa’ya gönderilen Tevrat’ın ve Hz İsa’ya gönderilen İncil’in ve diğer Resul’lere gönderilen kitapların ortak ismi, aynı hükümleri barındırdığı için “hükümlerin tekrarı” manasıyla zikr’dir. Zikir tek tanrılı “İslam dininin hüküm kitabının ortak ismi” iken; Kuran Tevrat veya İncil gibi isimler Zikr’in { bkz: Rad suresi 38} dönemsel niteleyici adlarıdır. Diğer gönderilen kitaplar geçmişte aracılar tarafından tahrif edildiği için bu nedenle Aziz Allah  SÂD suresi 1. ayetinde Kur’an’dan “Zikr kitabının sahibi” yani  “içinde İslam hükümlerini eksiksiz barındıran tek ve yegane kitap” olduğunu vurgulamıştır. Tezekkür ; Allah’ın eksiksiz Zikri olan Kuran ayetleri ile bildirdiği hususlara iman edip Zikr ayetlerindeki bilgi ile bir konuyu muhakeme edip karar verenler yani tezekkür edenler demektir. Örneğin “sadaka verin” diyen bir ayetini okurken sadakanın “yoksunlara verilmesini açıklayan” bir diğer ayetiyle zihninde bağdaştırıp her ayetini Allah’ın açıklama getirdiği bir diğer Kuran ayetiyle zihninde örtüştürerek kavramakla: Aziz Allah’ın kullarından isteklerini menfaat uğruna değiştiren aracılara ihtiyaç duymadan Zikr hükümleriyle yani Te-Zikr/Tezekkür yöntemiyle Allah’a aracısız yönelenler demektir. {bkz;Sad 29,İbrahim 52, Zumer 18 Mümin 54}  parantez içinde verdiğimiz te-Zikr örnekleri gibi.

51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya’budûn(ya’budûni).
Ve Rabbin Onlara; Ben, insanları ve cinleri (aracıları bırakıp sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım. Demişti.

51/ZÂRİYÂT-57: Mâ urîdu minhum min rızkın ve mâ urîdu en yut’imûni.
Onlardan (hiç)bir rızık istemiyorum ve Beni doyurmalarını da istemiyorum. diyen Rabbini hatırlat.

Allah’ın ismini anmak” deyimi;Hayvanları ve bitkileri insanların faydalanması adına yaratan Malik-el Mülk Allah, yaratıcı payı olarak nimetlerden bir pay ayrılmasını ve o payı Allah hakkı olarak fakirlere ve yoksullara dağıtılmasını ayetiyle şart koşar. {bkz; Enam suresi 141} Kuran’da, mahsüller veya kesimlik hayvanlar gibi nimetlerin üzerinde Allah’ın isminin anılması veya Allah’ın isminin zikredilmesi deyimleri, yaratıcının bu nimetleri bahşettiği için şükürle anılmasını ve kenz etmeden Allah payının/hakkının yoksunlara dağıtılması hususunu ifade eder. Bkz: Maide suresi 97 Enam 136~141 Örneğin bir diğer ayetinde ise şöyle ifade edilir; Müşrikler O’nun (Allah’ın) yaratıp, çoğalttığı ekinlerden ve hayvanlardan Allah için pay ayırdılar. Ve böylece kendi zanlarınca: “Bu Allah için ve bu da ortaklarımız için.” dediler. (Halkı böyle kandırdılar) Fakat (nedense) ortakları için (aracı ilahlar için) ayırdıkları pay Allah’a ulaşmaz ama Allah için olan; o, pay da onların ortakçı ilahlarına ulaşır. Hükmettikleri şey ne kötü. Enam suresi136 Yahudi din adamları bugünkü Tevratta mevcuttur Ondalık tabir edilen ve Halktan; Allah payı ve Aracı payı adı altında, Hayvan cinsinden “Tanrıya kurban sunusu” ismiyle vergiler alıyorlardı. Aynı şekilde Arap müşrikler de Put sahipleri eliyle bu sömürü düzenini Kabe’de kurmuştu. Hayvanlarından pay vermedikleri takdirde; Tanrının salgın hastalık,tarlalarına felaketler, hastalıklar ve çeşitli afetler gerireceğini telkin ederek insanları aldatıyorlardı.. Oysa iki pay da şirk sömürü düzenini kurgulamış olan şehrin mutrafilerine/elit ileri gelenlerine ve onların suç ve çıkar payandası olan ruhban aracılara gidiyordu. {bkz:Enam 137: O dönemin müşrikleri, kendi düzenlerine karşı çıkan kişilere “kendi ırkından öz evlatları dahi olsa” katli vaciptir diye ölüm fetvası verdiler . Hacc 28. Ayetinde kesilen hayvanların aracılar tarafından iç edilmemesi için, kulların kendi gözleriyle duruma şahit olup tüm nimetlerin yoksunların menfaatına dağıtıldığını görmeleri ve takip etmeleri gerektiği buyurulmaktadır. Zariyat suresi 57. 58. ayetlerinde de halkı aracı ilahlar üzerinden aldatıp sömüren aç gözlü şirk aracılık müessesesinin fitnelerine karşılık; Tüm Rızkı kullarına bağışlayan Malik-el Mülk Allah’ın kullarından tekrar o rızkı zaten geri istemeyeceği vurgulanarak uyarılar yapılmaktadır.

51/ZÂRİYÂT-58: İnnallâhe huver rezzâku zul kuvvetil metîn(metînu).
Muhakkak ki Allah; aslında O yegane, rızık verendir, güç, kuvvet sahibidir.

51/ZÂRİYÂT-59: Fe inne lillezîne zalemû zenûben misle zenûbi ashâbihim fe lâ yesta’cilûni.
İşte muhakkak ki (kullara) zulmedenlerin (azaptan) nasibi, diğer zulmeden arkadaşlarının nasibi gibidir. O halde (akılları varsa geçmiştekiler gibi şimdi alay ederek) azabı hemen acele istemesinler.

51/ZÂRİYÂT-60: Fe veylun lillezîne keferû min yevmihimullezî yûadûn(yûadûne).
(Çünkü) Bu durumda vaadolundukları (kıyâmet) günü sebebiyle şimdi (Kuran’ı/İslam hükümlerini) inkâr edenlerin vay haline.