TÛR SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

52/TÛR-1: Vet tûri.
Tur Dağı’na yemin olsun.

52/TÛR-2: Ve kitâbin mestûrin.
Yazılmış Kitab’a

52/TÛR-3: Fî rakkın menşûrin.
(…ki o Kitab’ın) içinde (hükümleri) biçimlendirilmiş.

menşûrin= Eski Mısır dönemi Taş toprak mermer gibi levhalar üzerine bir alet ile şekillerle kabartma yazılar biçimlendirmeye menşûri yazıtlar denir ve Hz Musa (as)’a  tûr dağında taş levhalar üzerine (bkz; Araf suresi 144-150) yontmak suretiyle kabartma yazıyla bildirilmiş 10 emirden oluşan levha hükümlerine ise Tûrab-ı Menşûri denir.

52/TÛR-4: Vel beytil ma’mûri.
Beyti Mamur’a (imar edilmiş eve/Hz İbrahimin oğlu İsmail ile imar ettiği Kabe’ye Bakara suresi 127) andolsun.

52/TÛR-5: Ves sakfil merfûi.
Yükseltilmiş tavana (yeryüzünün tavanına) andolsun.

52/TÛR-6: Vel bahril mescûri.
Dolu denize andolsun.

52/TÛR-7: İnne azâbe rabbike le vâkı’un.
Muhakkak ki Rabbinin (kıyamet ve ardından cehennem) azabı, mutlaka vuku bulacaktır.

52/TÛR-8: Mâ lehu min dâfiin.
Onu (o kıyameti yeryüzünden) defedecek kimse (hiçbir aracı ilah) yoktur.

52/TÛR-9: Yevme temûrus semâu mevren.
O gün gökyüzü şiddetle sarsılıp sallanır.

52/TÛR-10: Ve tesîrul cibâlu seyrâ(seyren).
Ve dağlar seyir halinde yürür (hareket eder).

52/TÛR-11: Fe veylun yevme izin lil mukezzibîne.
İşte (o) izin gününü tekzip edenlerin (yalanlayanların) vay haline.

52/TÛR-12: Ellezîne hum fî havdın yel’abûn(yel’abûne).
Onlar ki, (yeryüzünde) lüzumsuz şeylere (şirk sömürü düzenini ihya eden batıl emaniye inançlarına) dalıp oyalananlardır.

52/TÛR-13: Yevme yude’ûne ilâ nâri cehenneme de’â(de’an).
Onlar o gün cehennem ateşine sürüklenerek atılırlar.

52/TÛR-14: Hâzihin nârulletî kuntum bihâ tukezzibûn(tukezzibûne).
(Onlara) İşte bu yeryüzündeyken inanmayarak tekzip etmiş (yalanlamış) olduğunuz ateştir. (Denir.)

52/TÛR-15: E fe sihrun hâzâ em entum lâ tubsirûn(tubsirûne).
Acaba {bkz; Tur 29} şimdi bu gördüğünüz bir sihir mi? Yoksa yeryüzündeyken siz mi onu görmek istemediniz? (Diye sorulur.)

52/TÛR-16: Islevhâ fasbirû ev lâ tasbirû sevâun aleykum, innemâ tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
(Madem ki yeryüzündeyken inanmadınız) Artık şimdi Ona (ateşe) yaslanın. (yeryüzünde ahiret hayatları için sabrederek Salih ameller biriktirmiş olan müminlerin aksine) sizler şimdi burada sabretseniz de, sabretmeseniz de artık sizin için birdir. Muhakkak ki kullar burada ancak yeryüzünde yapmış oldukları şeylere karşılık cezalandırılır. (Denir)

52/TÛR-17: İnnel muttekîne fî cennâtin ve naîmin.
Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve ni’metler içindedir.

52/TÛR-18: Fâkihîne bi mâ âtâhum rabbuhum, ve vekâhum rabbuhum azâbel cahîm(cahîmi).
Rab’lerinin onlara verdiği şeylerle mutludurlar ve Rab’leri onları alevli ateşin (cehennemin) azabından korur.

52/TÛR-19: Kulû veşrebû henîen bi mâ kuntum ta’melûne.
Yeryüzünde yaptıklarınız sebebiyle şimdi burada afiyetle yeyin ve için. (Denir)

52/TÛR-20: Muttekiîne alâ sururin masfûfeh(masfûfetin), ve zevvecnâhum bi hûrin înin.
(Takva sahipleri cennette), kendilerine zevce kılınmış güzel gözlü huriler ile kendileri için hazır edilmiş tahtları üzerinde yaslanmış olanlardır

52/TÛR-21: Vellezîne âmenû vettebeathum zurriyyetuhum bi îmânin elhaknâ bihim zurriyyetehum ve mâ eletnâhum min amelihim min şey’in, kullumriin bi mâ kesebe rehînun.
Ve yeryüzünde iken (kendileri gibi) âmenû olan, (Allah’a aracısız iman ve teslim olmuş olan) zürriyetlerini de (ailesinin diğer fertlerini de) ve kendilerine (İslam) îmânı ile tâbî olan (eşleri ve eşlerinin) zürriyetlerini de kendilerine ilhak ederiz (yanlarına katarız). Ve onların amellerinden bir şey eksiltmeyiz. (Çünkü) Herkes (yeryüzünde) kazandığına (amellerine) karşılık (Bkz; Meryem suresi 68~74 cehennemde ,dizüstü mecburi secdeye çöktürülmüş halde cennete girebilmek için Allah’tan İzin bekleyen) bır rehindir.

52/TÛR-22: Ve emdednâhum bi fâkihetin ve lahmin mimmâ yeştehûn(yeştehûne).
Ve onlara (cennette) arzu ettikleri meyve ve etlerden verilir.

52/TÛR-23: Yetenâzeûne fîhâ ke’sen lâ lagvun fîhâ ve lâ te’sîmun.
Orada yeryüzündeki boş söze yer yoktur (müşrik emani ruhbanların boş şefaat vaadi ile oraya gelmiş olan hiç kimse yoktur) ve orada müminler günaha sevk etmeyen kadehleri karşılıklı kaldırırlar. (sarhoşluk verip şuuru bozmayan türlü çeşitli cennet içkilerini karşılıklı içerler)

52/TÛR-24: Ve yetûfu aleyhim gılmânun lehum ke ennehum lû’luun meknûnun.
Ve kendileri için gilmanlar ( hizmetliler) onların etraflarında dolaşırlar. Onlar (gilmanlar) sanki sedefinde saklanmış inci gibidirler.(daha önce kimseyi tanımayan ve kimseye hizmet etmemiş onlar için özel yaratılmış meleklerdir)

52/TÛR-25: Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn(yetesâelûne).
Ve karşılıklı birbirleriyle şöyle konuşurlar.

52/TÛR-26: Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn(muşfikîne).
“Gerçekten biz daha önce ailemizle beraberken (aracıların uydurma ilahları yerine) sadece Allah’tan korkuyorduk.” derler. (Böylece Allah’ı razı etmek için salih ameller üzerinde sabrediyorduk)

52/TÛR-27: Fe mennallâhu aleynâ ve vekânâ azâbes semûm(semûmi).
Ve Şimdi Allah (yeryüzünde yaptıklarımız yüzünden) bizi cennetiyle ni’metlendirdi  ve bizi (cehennemin) kavurucu ateşinin azabından korudu.

52/TÛR-28: İnnâ kunnâ min kablu ned’ûh(ned’ûhu), innehu huvel berrur rahîm(rahîmu).
Muhakkak ki biz, daha önceden O’na (aracısız sadece Allah’a) dua ediyorduk. Muhakkak ki O; Berr’dir (iyilik güzellik ve İhsan’ı “sadece kendi elinde yetkisinde” barındıran lütufkârdır), Rahîm’dir (sadece müminlere yardım himaye ve hidayet edendir).

52/TÛR-29: Fe zekkir fe mâ ente bi ni’meti rabbike bi kâhinin ve lâ mecnûn(mecnûnin).
O halde * zikret , çünkü sen Rabbinin ni’meti sayesinde (onların iftira ettikleri gibi) ne kâhinsin ne de mecnunsun.

Aziz Allah; hükümlerine sadakat dairesinde sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderdiği insanoğlu için her dönem Resulleri ile sınanma hükümlerini ihtiva eden buyruklarını iletmiştir. Her dönem gönderdiği hükümler { bkz: Beyyine suresi 3} aynı olduğu için, “hükümlerin tekrarı” manasıyla Kuran’ın ana ismi zikir’dir. Kuran’ın ve Hz Musa’ya gönderilen Tevrat’ın ve Hz İsa’ya gönderilen İncil’in ve diğer Resul’lere gönderilen kitapların ortak ismi, aynı hükümleri barındırdığı için “hükümlerin tekrarı” manasıyla zikir’dir. Zikir tek tanrılı “İslam dininin hüküm kitabının ortak ismi” iken; Kuran Tevrat veya İncil gibi isimler Zikr kitabının {bkz Rad suresi 38} dönemsel niteleyici adlarıdır. Geçmişte gönderilen tüm kitaplar yani “Zikir” muktesim müşrikler tarafından tahrif edildiği için bu nedenle Aziz Allah  SÂD suresi 1. ayetinde Kur’an’dan “Zikr kitabının sahibi” yani “İslam hükümlerini içinde eksiksiz barındıran yegane kitap” olduğunu vurgulamıştır. Ayetinde kulların sınanması gayesinde Allah’tan bir Rahmet olarak kitap verilmiş diğer Resuller gibi sen de zikri/Kuran’ı/Sınanma hükümlerini tebliğ et! Buyurulmaktadır.

52/TÛR-30: Em yekûlûne şâirun neterabbesu bihî reybel menûni.
Yoksa: “O bir şairdir, zamanın musîbetinin ona ansızın gelmesini gözlüyoruz.” mu diyorlar?

52/TÛR-31: Kul terabbesû fe innî meakum minel muterabbisîn(muterabbisîne).
“Gözleyin, ben de sizinle beraber gözleyenlerdenim.” de.

52/TÛR-32: Em te’muruhum ahlâmuhum bi hâzâ em hum kavmun tâgûn(tâgûne).
Yoksa onların akılları bunu mu emrediyor? Veya onlar azgın bir kavim mi?

52/TÛR-33: Em yekûlûne tekavveleh(tekavvelehu), bel lâ yû’minûn(yû’minûne).
Yahut: “Onu kendisi uydurup söyledi.” mi diyorlar? Hayır, onlar îmân etmezler.

52/TÛR-34: Fel ye’tû bi hadîsin mislihî in kânû sâdikîn(sâdikîne).
Öyleyse onun gibi bir söz (Zikr/Kur’ân) getirsinler, eğer (sözlerinde) sadıksalar.

52/TÛR-35: Em hulikû min gayri şey’in em humul hâlikûn(hâlikûne).
Yoksa onlar bir şey (bir yaratıcı) olmaksızın mı yaratıldılar? Veya yaratıcılar onlar mı? (Ki kullar üzerinde hükümler/harçlar/vergiler koyuyorlar)

52/TÛR-36: Em halakûs semâvâti vel ard(arda), bel lâ yûkınûn(yûkınûne).
Yoksa gökleri ve arzı onlar mı yarattı? (Ki ahiret alemine iman etmiyorlar) Hayır, onlar Allah’a ve tebliğine yakîn hasıl edemezler. (İnanmazlar)

52/TÛR-37: Em indehum hazâinu rabbike em humul musaytırûn(musaytırûne).
Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mı? Veya (o hazinelerin) sahipleri onlar mı?

52/TÛR-38: Em lehum sullemun yestemiûne fîh(fîhî), fel ye’ti mustemiuhum bi sultânin mubîn(mubînin).
Yoksa onların orada (Allah katında konuşulanları) dinleyecekleri merdivenleri mi var? Öyleyse onları dinleyenler açık delil getirsinler.

52/TÛR-39: Em le hul benâtu ve le kumul benûn(benûne).
Yoksa kızlar (Lat,Menat, Uzza ismiyle tanrının yeryüzündeki vekilleri olarak nitelediğiniz kızları) O’nun (Allah’ın) ama oğlanlar sizin öyle mi?

Arap müşrikler kendilerinin bir kız çocuğu olduğunda uğursuz sayarlar ve kız evlat sahibi oldukları için utanırlardı. Kimisi kız çocuklarını doğar doğmaz öldürürken bir kısmı ise evlendirip başlık parası almak için sağ bırakır fakat uğursuz saydıkları için kötü muameleyle yetiştirirdi. Ayetinde Arap müşriklere; kendiniz için uğursuz sayıp beğenmediğiniz kız çocuklarını şimdi niçin Allah’ın hükmünde ortakçı gösteriyorsunuz. diye uyarı yapılıyor. Tüm çoktanrılı inançlarda olduğu gibi Arap müşriklerde Tanrı’nın yeryüzünü evlatları vasıtasıyla yönettiğini iddia ediyorlardı. Böylece aracılar Lat Uzza ve Menat olarak isimlendirdikleri sözde tanrının kızları üzerinden insanlara koydukları harç ile halkı sömürüp kendileri ihya oluyordu. Bkz; Necm suresi 23 Nahl suresi 56~62)

52/TÛR-40: Em tes’eluhum ecren fe hum min magremin muskalûn(muskalûne).
Yoksa sen onlardan (aracıların istediği gibi) bir ücret mi (Allah adına bir harç vergi mi) istiyorsun? Bu yüzden de onlar kendilerini ağır bir borç altında mı görüyorlar?

52/TÛR-41: Em indehumul gaybu fe hum yektubûn(yektubûne).
Yahut gayb, onların yanında da onlar mı yazıyorlar?

52/TÛR-42: Em yurîdûne keydâ(keyden), fellezîne keferû humul mekîdûn(mekîdûne).
Yoksa onlar (Bkz; Tur suresi 29 sana deli mecnun iftiraları atarak İslam ile alay edip küçük düşürmekle sana ) bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Lâkin tuzağa düşecek olanlar o kâfirlerdir.

52/TÛR-43: Em lehum ilâhun gayrullâh(gayrullâhi), subhânallâhi ammâ yuşrikûn(yuşrikûne).
Yoksa onların Allah’tan başka (insan gibi aciz) ilâhları mı var? Allah, onların şirk koştukları şeylerden (aciz insana benzer sahte uydurma ilahlarından) münezzehtir.

52/TÛR-44: Ve in yerev kisfen mines semâi sâkıtan yekûlû sehâbun merkûm(merkûmun).
Ve eğer onlar gökten bir parça düştüğünü görseler bile: (sömürü düzenleri bozulmasın diye) “bunlar Üst üste yığılmış bulutlardır.” derler.

52/TÛR-45: Fe zerhum hattâ yulâkû yevmehumullezî fîhî yus’akûne.
Artık, helâk olacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları terket.

52/TÛR-46: Yevme lâ yugnî anhum keyduhum şey’en ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
O gün onlara tuzakları herhangi bir şeyle fayda vermez. Ve onlar orada yardım olunmazlar.

52/TÛR-47: Ve inne lillezîne zalemû azâben dûne zâlike ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Ve muhakkak ki zulmedenler için, bundan başka bir azap daha vardır ve lâkin onların çoğu bilmezler.

52/TÛR-48: Vasbir li hukmi rabbike fe inneke bi a’yuninâ, ve sebbih bi hamdi rabbike hîne tekûmu.
Ve Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü muhakkak ki sen gözümüzün önündesin. (Allah’ın korumasındasın) Ve kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et.

52/TÛR-49: Ve minel leyli fe sebbihhu ve idbâren nucûmi.
Ve gecenin bir kısmında artık O’nu (Allah’ı) tesbih et ve yıldızların batışında da.