NÛR SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

24/NÛR-1: Sûratun enzelnâhâ ve faradnâhâ ve enzelnâ fîhâ âyâtin beyyinâtin leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
(Bu), Bizim indirdiğimiz ve  farz kıldığımız bir suredir. Ve onun içinde delillerle açıklanmış âyetler indirdik. Umulur ki, böylece tezekkür edersiniz.

24/NÛR-2: Ez zâniyetu vez zânî feclidû kulle vâhıdin min humâ miete celdetin ve lâ te’huzkum bi himâ ra’fetun fî dînillâhi in kuntum tu’minûne billâhi vel yevmil âhır(âhırı), vel yeşhed azâbehumâ tâifetun minel mu’minîn(mu’minîne).
Zaniye (zina yapan kadın) ve zani (zina yapan erkek); o zaman ikisinden herbirine yüz celde  (nur:5  tevbe etmesi adına, kişiyi toplum önünde utandırmak suretiyle,bir şahit gurubu huzurunda cilde vurulan şaplak) vurun. Eğer Allah’ın dîni konusunda, Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız; onlara bir acıma sizi tutmasın (kişinin kendisini, karşısındakinin yerine koyup özdeşimle hasıl olan,acıma duygusu size mani olmasın). Ve onların (ikisinin) azabına, mü’minlerden bir grup şahit olsun.

24/NÛR-3: Ez zânî lâ yenkihu illâ zâniyeten ev muşriketen vez zâniyetu lâ yenkihuhâ illâ zânin ev muşrik(muşrikun), ve hurrime zâlike alel mu’minîn(mu’minîne).
Zani (zina yapan erkek), zaniyeden (zina yapan kadından) veya müşrik olan kadından başkasını nikâhlayamaz. Ve zaniyeyi de, zani veya müşrik olan erkekten başkası nikâhlayamaz. Ve bu, mü’minlere haram kılınmıştır.

24/NÛR-4: Vellezîne yermûnel muhsanâti summe lem ye’tû bi erbeati şuhedâe feclidûhum semânîne celdeten ve lâ takbelû lehum şehâdeten ebedâ(ebeden), ve ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).
Ve muhsinlere, (zina suçu, iftira) atan sonra da dört şahit getiremeyenlere, o taktirde seksen celde (toplum içinde iftira yayan kişileri, iftira yaydıkları toplum önünde utandırmak amacıyla, cilde vurulan şaplak ) vurun. Ve onların şehadetini (şahitliğini) ebediyyen kabul etmeyin. Ve işte onlar, onlar (iftira atmaları sebebiyle) fasıklardır.(dinden çıkmış olanlardır.)

24/NÛR-5: İllellezîne tâbû min ba’di zâlike ve aslehû, fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Bundan sonra tövbe edip ıslâh olanlar (düzelenler) hariç. Muhakkak ki Allah, Gafur’dur (mağfiret edendir), Rahîm’dir (sadece müminleri himaye ve Hidayet edendir).

Zina yapan kadın ve erkeğin cezalarının ölçüsü ve şekli Nur suresi 2.ayetinde belirtilmiş olup, cezanın infazı ise Nur suresi 5. ayetiyle ertelenmiş bir hüküm olarak beklemeye alınmıştır. Şâyet zina yapanlar tevbe edip tekrar zina yapmadıkları takdirde işledikleri suçun infazının ertelenmesi istenmektedir ancak zinanın tekrarlanması durumunda ise cezanın infazının yerine getirilmesi şart koşulmaktadır. Burada amaç kişileri cezalandırmak değil aksine fuhuşu bir daha yapmamaları adına cezayı boyunlarında bir borç olarak hazır tutmakla insanları caydırmaktır. Nur suresi 3. ayetinde zina suçu kesinleşen erkek ve kadının ancak birbirleriyle evlenmelerine müsaade edilmekte ve bu esnada infazları yapılmasa da zina suçları kesinleştiği için müslümanlar ile evlenmeleri yasaklanmaktadır. Ve Bu mahrumiyet Nur suresi 5. ayetinde vurgulandığı üzere tevbe edip tekrar zina yapmamaları haline kadar devam etmesi gerekmektedir. Bu mahrumiyetin nasıl ve hangi şartlarla kalkacağı {bkz; Mümtehine suresi 10, 11, 12. } ayetlerinde kesin hükme bağlanmıştır. Önemle vurgulamak gerekir ki mümtehine suresi ve {bkz;Nisa suresi 15~35} ayetlerinde de vurgulandığı üzere {bkz;Nur suresi 10} amaç insanları pişman olacakları bir suçtan dolayı islamdan dışlamak değil bilakis İslamın iffetli yaşantısına dahil etmek içindir. Ancak evli olupta zina suçu işleyenlerin üzerinde kişilerin mal mülk miras haklarını da ilgilendiren talak/ boşama hükümleri devreye girmektedir.  İftira atanların durumu ise Hz Ayşe vakası üzerinden de örneklenerek devam eden ayetlerinde açıklanmaktadır.

24/NÛR-6: Vellezîne yermûne ezvâcehum ve lem yekun lehum şuhedâu illâ enfusuhum fe şehâdetu ehadihim erbeû şehâdâtin billâhi innehû le mines sâdıkîn(sâdıkîne).
Ve zevcelerine (kendi eşlerine) zina (iftirası) atanlar, kendilerinden başka şahitleri yoksa o zaman onların herbirinin şahitliği; kendisinin, muhakkak sadıklardan (doğru söyleyenlerden) olduğuna dair, dört defa Allah’a şahitlik (yemin) etmesidir.

24/NÛR-7: Vel hâmisetu enne la’netallâhi aleyhi in kâne minel kâzibîn(kâzibîne).
Ve (yeminin) beşincisi, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasıdır.

24/NÛR-8: Ve yedraû anhel azâbe en teşhede erbea şehâdâtin billâhi innehu le minel kâzibîn(kâzibîne).
Ve, Allah’a dört defa onun mutlaka yalancılardan olduğuna dair şahitlik etmesi, ondan azabı kaldırır.

24/NÛR-9: Vel hâmisete enne gadaballâhi aleyhâ in kâne mines sâdikîn(sâdikîne).
Ve (yeminin) beşincisi eğer o (eşi), sadıklardan (doğru söyleyenlerden) ise Allah’ın gadabının (azabının) kendi üzerine olmasıdır.

Nur suresi 6~9 ayetlerinde suçun ispatlı şahitli delilli olmadığı durumlarda eşler arası ihtilafın yeminler üzerinde Allah’a havale edilmesi isteniyor. Ve iftirayı atan yalancılar hakkında; Tüm yaşananları her hakikatıyla zaten gören ve bilen Allah’tan bu yeminler üzerine gelecek olan bir azabın mutlaka çok daha ağır bir bedeli olacağı vurgulanıyor. Ayrıca İslam hukukunda zina suçu kişileri, “Muaccel mehir” hariç mal ve miras haklarından da mahrum bırakan bir boşanma gerekçesi olduğu için ispatsız bir “zina isnadı” boşanma gerekçesi olarak kabul görmüyor. Ayrıca, örneğin; müşrik bir kadının mümin bir kişinin mirasından faydalanmak için önce yalan yere yemin ederek İslam’a geçmesiyle ve evlendiği mümin kişinin mal ve mirasından boşanıp pay almak gayesinde kasten zina suçu işlememesi için; zina suçu işleyen kadınlar erkeğin malı ve mülkü üzerinde hiçbir hak sahibi olamazlar”.Bkz detaylı ;Nisa suresi 15~35 Talak 1 Hatırlanmalıdır ki; İslam’da Zina gibi suçlar günümüzde algılandığı gibi sadece ahlaki bir suç değildir. İslam hukukuna göre zina suçu: Kişilerin mal ve miras haklarına kadar nüfuz eden ve kişilerin maddi manevi geleceklerine yön veren hukuki bir yaptırımdır. Bu yüzden; {bkz;Nur suresi 3} zina suçu işleyen kişilerin müminlerle evlenmelerinin ayet-i hükmüyle yasak edilmesini; iffetli bir yaşamı yeryüzünde hükümleriyle ihya eden Aziz Allah’ın; kulları yararına koymuş olduğu hukuki bir tedbiri olarak idrak etmek gerekir. Mehr-i muaccel için bkz;açıklama Nur suresi 33)

24/NÛR-10: Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennellâhe tevvâbun hakîm(hakîmun).
Ve eğer sizin üzerinize Allah’ın fazlı ve rahmeti olmasaydı hemen cezaya uğrardınız. Ve muhakkak ki; Allah, tövbeleri kabul eden ve Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sahibidir).

24/NÛR-11: İnnellezîne câû bil ifki usbetun minkum, lâ tahsebûhu şerren lekum, bel huve hayrun lekum, li kullimriin minhum mektesebe minel ism(ismi), vellezî tevellâ kibrehu minhum lehu azâbun azîm(azîmun).
Muhakkak ki (Hz. Ayşe hakkında) ifk (iftira) ile gelenler, sizden bir gruptur. Sizin için onun bir şerr olduğunu zannetmeyin. Hayır, o sizin için hayırdır. Onlardan herbirinin günahtan kazandıkları (cezalar) vardır. Ve onun büyüğünü yönetene (uydurup, yayana) büyük azap vardır.

24/NÛR-12: Lev lâ iz semi’tumûhu zannel mu’minûne vel mu’minâtu bi enfusihim hayran ve kâlû hâzâ ifkun mubîn(mubînun).
Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, onu (bu iftirayı) işittikleri zaman kendi içlerinde hayır zanda bulunsalardı ve “bu apaçık iftiradır” demeleri gerekmez miydi.

24/NÛR-13: Lev lâ câû aleyhi bi erbeati şuhedâ(şuhedâe), fe iz lem ye’tû biş şuhedâi fe ulâike indellâhi humul kâzibûn(kâzibûne).
Ona da dört şahit getirmeli değil miydi? Öyleyse şahitleri getiremediklerine göre bu taktirde işte onlar, onlar Allah’ın katında yalancıdırlar.

24/NÛR-14: Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu fîd dunyâ vel âhırati le messekum fî mâ efadtum fîhi azâbun azîm(azîmun).
Eğer dünya ve ahirette Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı, içine daldığınız şeyden (iftiradan, dedikodudan) dolayı size hemen mutlaka büyük azap dokunurdu.

24/NÛR-15: İz telâkkavnehu bi elsinetikum ve tekûlûne bi efvâhikum mâ leyse lekum bihî ilmun ve tahsebûnehu heyyinen ve huve indallâhi azîm(azîmun).
Onu (iftirayı) dillerinizle anlatıyordunuz (soruyordunuz) ve hakkında sizin bilginiz olmayan bir şeyi ağızlarınızla söylüyordunuz. Ve o, Allah’ın katında büyük (bir suç) olduğu halde siz, onu önemsiz saydınız.

24/NÛR-16: Ve lev lâ iz semi’tumûhu kultum mâ yekûnu lenâ en netekelleme bi hâzâ subhâneke hâzâ buhtânun azîm(azîmun).
Ve onu işittiğiniz zaman: “Bizim bunu konuşmamız olmaz (bize yakışmaz), sen Sübhan’sın (Allah’ım Sana sığınırız). Bu büyük bir bühtan (uydurulmuş bir iftira)dır.” demeniz gerekmez miydi ?

24/NÛR-17: Yeızukumullâhu en teûdû li mislihî ebeden in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Eğer mü’min iseniz ebediyyen bunun gibi (Hz Ayşe örneğindeki gibi) bir olaya asla dönmemenizi Allah size vaazediyor (emrediyor).

24/NÛR-18: Ve yubeyyinullâhu lekumul âyât(âyâti), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Ve Allah, size âyetlerini açıklıyor. Ve Allah, Alîm’dir (en iyi bilendir) Hakîm’dir (İlahi ilmi ve hikmetiyle hüküm koyandır).

24/NÛR-19: İnnellezîne yuhıbbûne en teşîal fâhışetu fîllezîne âmenû lehum azâbun elîmun fîd dunyâ vel âhırah(âhırati), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Muhakkak ki âmenû olanlar arasında fahişeliğin (çirkin olayların, iftiranın, kötülüğün) yayılmasını sevenlere, dünya ve ahirette elîm azap vardır. Ve bunu Allah, bilir ve siz bilmezsiniz.

24/NÛR-20: Ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu ve ennallâhe raûfun rahîm(rahîmun).
Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (size bu yaptığınız iftira ve dedikodu yüzünden) hemen azap ederdi. Ve muhakkak ki Allah, Rauf’tur (çok merhametli, çok şefkatlidir) Rahîm’dir (sadece Müminleri himaye ve Hidayet edendir).

24/NÛR-21: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlar) şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (batılı/Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (küfrü terkeden kullarının kalblerine İslam’ı şerhetmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).

24/NÛR-22: Ve lâ ye’teli ulul fadlı minkum ves seati en yu’tû ulil kurbâ vel mesâkîne vel muhâcirîne fî sebîlillâh(sebîlillâhi), vel ya’fû vel yasfehû, e lâ tuhıbbûne en yagfirallâhu lekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve sizden (içinizden) fazilet ve servet sahibi olanlar, Allah yolunda hicret eden * yakınlara , yakın kılınan miskinlere (İslam’a hicret etmeleri sebebiyle her şeylerine el koyulduğu için işsiz güçsüz kalanlara ) bir şey vermemek üzerine yeminler etmiş gibi davranmasınlar. Ve (geçmişte müşrik oldukları için onları) artık affetsinler ve hoşgörsünler. Allah’ın sizi affetmesini sevmez misiniz? Ve Allah, Gafur’dur (mağfiret edendir) Rahîm’dir (yalnızca müminleri himaye ve hidayet edendir).

Aziz Allah’ın İslama ve kardeşlik aktiyle müminlere ayetleriyle yakın kıldığı kişiler Kuran’da “yakınlar” ya da “yakın kılınanlar ” olarak ifade edilir. Yakın kılınanlar; Gerek savaş esnasında, gerek savaş harici İslam dinini tercih etmekle müşrikler tarafından herşeyine el konularak dışlanan ve böylece İslam olmak uğrunda evsiz barksız ve miskin (işsiz güçsüz) kalmış muhtaç kimselerdir. veya efendisini savaşta kaybedince İslam olmak isteyen veya İslam’a hicret ederek efendilerini terk eden köleler veya cariyelerdir. Nur suresi iniş sırasına göre Kuran’da 102. sıradadır. Daha önce 70 sırada indirilen Nahl suresi 16. ayetinde İslam’a hicret etmek isteyen “yakın kılınan” kimselerin rahat ve güvenli bir yurda yerleştirilecekleri Allah’ın çağrı hükmüyle müjdelenmiştir. Ve daha sonra 84. sırada nüzul edilen Rum suresi 34. ayetinde yakın kılınan bu kişilerin haklarının verilmesi muhkem ayetiyle  hüküm edilmiştir. Rum suresinde yakın kılınanların bakımı ve rehabilitasyonu için gerekli sadakanın toplanıp kimseyi mağdur etmeden zor durumda bırakmadan verilmesi buyurulmaktadır. 70. sırada indirilmiş olan Nahl suresi ve 84. sırada indirilen Rum suresinde ve 102. sırada indirilmiş olan Nur Suresi 22. ayetinde, “yakınlar” olarak anılan İslam’a hicret edenlerin sahiplenilmesi hakkındaki çağrılar ve uyarılar yapılmaktadır. Ve Bu çağrılar  o kadar etkili olmuştur ki bu yardımlaşma sayesinde hür ya da köle bir çok kişinin İslam’a geçişi sağlanmıştır. İslam’a hicret etmekle “yakın kılınanlar” ve onların borçları hususiyetinde gelişen detaylı hükümler için 113. sırada indirilmiş olan Tevbe suresi 60. ve 92 sırada indirilmiş olan Bakara suresi 177. ve 215 ve 261~274. hükm-ü ayetlerine bakınız.
Ayrıca Nur 22. ayetinde geçmişte müşrik oldukları için hicret edenlere kin sürdürülmeden af edilmesi buyurulmaktadır. ve İslam’a hicret eden kimselerin yani “yakınların/yakın kılınanların” niçin af edilmesi gerektiği 93. sırada nüzul edilen bkz; Enfal suresi 72~75 ayetleri arasında ayrıntılanmıştır.

24/NÛR-23: İnnellezîne yermûnel muhsanâtil gâfilâtil mu’minâti luınû fid dunyâ vel âhırati ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Muhakkak ki gâfil (kendisinin haberi olmaksızın) muhsin (iffetli) kadınlara ve mü’min kadınlara (iftira) atanlar, dünya ve ahirette (Allah tarafından) lânetlenmiştir. Ve onlara azîm azap vardır.

24/NÛR-24: Yevme teşhedu aleyhim elsinetuhum ve eydîhim ve erculuhum bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
O gün (din günü/izin günü) onlara, onların dilleri, elleri ve ayakları yapmış olduklarına şahitlik edecek.

24/NÛR-25: Yevme izin yuveffîhimullâhu dînehumul hakka ve ya’lemûne ennallâhe huvel hakkul mubîn(mubînu).
İzin günü Allah onlara dînlerini (amellerinin karşılığını) hakkıyla ödeyecektir. Ve Allah’ın, Hakk Mübin (hakkı açıklayan, ve yerine getiren) olduğunu bilecekler.

24/NÛR-26: El habîsâtu lil habîsîne vel habîsûne lil habîsât(habîsâti), vet tayyibâtu lit tayyibîne vet tayyibûne lit tayyibât(tayyibâti), ulâike muberraûne mimmâ yekûlûn(yekûlûne), lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
Kötü kadınlar, kötü erkekler içindir. Kötü erkekler, kötü kadınlar içindir. Temiz kadınlar, temiz erkekler içindir. Temiz erkekler, temiz kadınlar içindir. İşte onlar, (kendileri haklarında) söylenenlerden berî (uzak) olanlardır. Onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) ve kerim (Allah’tan ikram edilen) rızık vardır.

24/NÛR-27: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tedhulû buyûten gayra buyûtikum hattâ teste’nisû ve tusellimû alâ ehlihâ, zâlikum hayrun lekum leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
Ey âmenû olanlar! Evlerinizden başka evlere, izin isteyip ev halkına selâm vermedikçe (içeri) girmeyin. Bu, sizin için hayırdır. Umulur ki; böylece tezekkür edersiniz.

24/NÛR-28: Fe in lem tecidû fîhâ ehaden fe lâ tedhulûhâ hattâ yu’zene lekum ve in kîle lekumurciû ferciû huve ezkâ lekum, vallâhu bimâ ta’melûne alîm(alîmun).
Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Ve eğer size “geri dönün” denirse o taktirde geri dönün. O, sizin için daha temizdir (uygundur). Ve Allah, yaptığınız şeyleri en iyi bilendir.

24/NÛR-29: Leyse aleykum cunâhun en tedhulû buyûten gayre meskûnetin fîhâ metâun lekum, vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn(tektumûne).
Meskûn olmayan (oturulmayan), içinde faydanız olan evlere girmenizde size bir vebal yoktur. Ve Allah, sizin açıkladığınız ve gizlediğiniz şeyleri bilir.

24/NÛR-30: Kul lil mu’minîne yaguddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum, zâlike ezkâ lehum, innellâhe habîrun bimâ yasneûn(yasneûne).
Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını indirsinler (haramdan sakınsınlar), ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Muhakkak ki Allah, yaptıkları şeylerden haberdardır.

24/NÛR-31: Ve kul lil mu’minâti yagdudne min ebsârihinne ve yahfazne furûcehunne, ve lâ yubdîne zînetehunneillâ mâ zahera minhâ, vel yadribne bi humurihinne alâ cuyûbihinne, ve lâ yubdîne zînetehunne illâ li buûletihinne ev âbâihinne ev âbâi buûletihinne ev ebnâihinne ev ebnâi buûletihinne ev ıhvânihinne ev benî ıhvânihinne ev benî ehavâtihinne ev nisâihinne ev mâ meleket eymânuhunne evit tâbiîne gayri ulîl irbeti miner ricâli evit tıflillezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâi, ve lâ yadribne bi erculihinne li yu’leme mâ yuhfîne min zînetihinn(zînetihinne), ve tûbû ilâllâhi cemîan eyyuhel mu’minûne leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ve mü’min kadınlara söyle, bakışlarını indirsinler ve ırzlarını korusunlar. Zahir olan kısımlar (görünen el, yüz ve ayaklar) hariç, ziynetlerini açmasınlar. Ve başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar (örtsünler). Ve ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kadınlar veya ellerinin altında sahip oldukları (cariyeler) veya erkeklerden, kadına ihtiyaç duymayan hizmetliler veya kadının avret yerlerinin farkına varmayan çocuklar hariç, açmasınlar. Ve gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar. Ey mü’minler, hepiniz Allah’a tövbe edin! Umulur ki, böylece felâha eresiniz.

24/NÛR-32: Ve enkihûl eyâmâ minkum ves sâlihîne min ibâdikum ve imâikum, in yekûnû fukarâe yugnihimullâhu min fadlih(fadlihî), vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve sizden eşi olmayan erkekleri ve kölelerinizden salih olanları ve eşi olmayan kadınlarınızı nikâhlayınız (evlendiriniz). Eğer onlar fakir iseler Allah onları fazlından gani (zengin) kılar. Ve Allah, Vâsi’dir (ihsanı, ni’meti çok olandır), Alîm’dir (en iyi bilendir). {bkz; Rahim sahipleri Nur suresi 33 Nisa suresi 1~25}

24/NÛR-33: Velyesta’fifillezîne lâ yecidûne nikâhan hattâ yugniyehumullâhu min fadlih(fadlihi), vellezîne yebtegûnel kitâbe mimmâ meleket eymânukum fe kâtibûhum in alimtum fîhim hayren, ve âtûhum min mâlillâhillezî âtâkum, ve lâ tukrihû feteyâtikum alel bigâi in eradne tehassunen li tebtegû aradal hayâtid dunyâ ve men yukrıhhunne fe innellâhe min ba’di ikrâhihinne gafûrun rahîm(rahîmun).
Ve nikâha (imkân) bulamayanlar, Allah onları fazlından gani (zengin) kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar! Ellerinizin altında malik olduklarınızdan (cariyelerinizden evlenmek için) yazılı antlaşma (mehri müeccel) isteyenlere, eğer onlarda hayır olduğunu bilirseniz, o zaman yazılı antlaşma yapınız. Ve Allah’ın size verdiği mallardan onlara veriniz. Genç cariyelerinizi, eğer namuslarını korumak (iffetli kalmak) isterlerse, dünya hayatının malını isteyerek fuhşa (zinaya) zorlamayınız. Kim onları fuhşa (zinaya) zorlarsa, o taktirde muhakkak ki Allah, onların zorlanmalarından sonra Gafur’dur (mağfiret edendir) Rahîm’dir.

İslam’da; Köle ve cariye kullanmak ve faydalanmak yasaktır. Savaşta efendilerinden kaçıp İslam’a hicret etmek isteyen veya müşrik efendilerinin kaçmasıyla ortada kalan köleler veya cariyeler “Rahim sahipleri” tarafından {bkz: Nisa suresi 36} ayetinde hüküm edildiği üzere güzel muamele edilerek himaye edilir ve Rahim sahipleri tarafından mehirleri verilerek evlendirilirdi ve hicret etmiş erkek köleler ise Rahim sahipleri gözetiminde bir iş sahibi yapmak cihetiyle topluma kazandırılarak rehabilite edilirdi. {Bkz: Nisa 25} Aziz Allah’ın hükümlerine takva ile icabet edip yetimler, sefihler, kimsesizler, yoksunlar, veya islama hicret edenler köleler cariyeler vb bakımı ve gözetimi sorumluluğunu üzerine alan kişilere Kuran’da “rahim sahipleri”  denir ve “rahim sahibi müminler” {bkz; Enfal suresi 75 : Ahzab suresi 6} ayetlerinde, Allah tarafından gerçek müminler olarak şereflendirilmektedir. Kan bağı veya akrabalık bağı veya diğer müminlere olan yakınlıklarına nisbetle “Rahim sahibi müminler hem Allah’a hem de birbirlerinin en yakınıdır”. buyurulmaktadır. Kuran’da Rahim sahipleri önderliğiyle yapılan bu rehabilitasyon çalışmaları için “ıslah etmek” deyimi kullanılmıştır. {Bkz; Enfal 74 -Beled 13~18 Mücadele 3 Maide 89} Ayrıca Cariye ve Kölelerin yaşamlarının ıslahı ve rehabilitasyon çalışmaları hususiyetinde ayetiyle ödenek ayrılmıştır. {Bkz; Tevbe Suresi 60} İslam’da evlilik akti hukuki bir yükümlülüktür. Ve evlilikler mutlaka kadılar nezdinde yani günümüz karşılığı hakimler nezdinde yapılır. Günümüze tevil edecek olursak “mehir” kadın lehine düzenlenmiş zaruri ve kanuni bir evlilik sözleşmesidir. İslami yaşantıda bağ bahçe hayvancılık madencilik vb toprağın işlenmesi işleri erkeklere verildiği için Mal mirasında erkeklerin hakları kadınlara nisbetle farklıdır. Ancak kadınları koruma ve kollama görevi erkeklere verildiği için {bkz;Nisa 34} kadınlar sadece kendilerine tanınmış bir imtiyaz olarak mehir haklarıyla güvence altına alınmıştır ve Mehirler İslami hukuka ait olduğu için miktarları kadının iradesine bırakılırken kuralları ve hangi şartlarda verilip verilmeyeceği yine ayetleriyle gerekçelendirilir.
*İslam hukukunda Mehirler; Mehr-i muaccel ve mehr-i müeccel olarak ikiye ayrılır. Bir kısmı nikah öncesi mutlaka verilirken bir kısmı yükümlülüklerin gözetilmesi bağlamında zamana tehir edilen yazılı antlaşma ile yapılan mehirler demektir. Mehr-i muaccel: Acele verilmesi gereken mehir demektir. Mehr-i muaccel kadınlar tarafından belirlendikten sonra miktarı yazılı bir hak olarak kadıya terk edilir. Yarısı evlenen hanıma evlilik öncesi, Zifaftan veya halvetten önce mutlaka verilir. Verilmez ise nikah olmaz ve  geçersizdir. Nikahtan sonra Eğer bir sebeple zifaf veya halvet olmaz ise mehrin yarısı yani aldığı kısmı kadında kalır. Halvet tamamlanmışsa mehrin kalan kısmı kadılar tarafından mutlaka hanımın hakkına terk edilir.{Bakara 237}
Mehr-i müeccel: Hemen verilmeyip daha sonra verilmesi gereken ve yazılı sözleşme akti ile ve kadınların isteği ile zamana terk edilen mehir demektir. Bu ayetinde belirtilen yazılı anlaşma ile mehr-i müecccel yani cariyeninin yaşam teminatı sayılan ve hür kadınlarda olduğu gibi kadının kendisine ödenen yazılı müeccel mehir anlaşması kastedilmektedir. Ve eğer cariye mümin bir genç ile mehri müeccel yaparak evlenmek isterse ve cariyeyi himaye eden hamisi demek olan Rahim sahibi “mehr-i müeccel için” yani yazılı anlaşmada himayesindeki cariye aleyhinde bir sakınca görmüyorsa bu anlaşmayı yaparak ve Mehrin muaccel kısmını ise diğer mümine kadınlara ödenen miktarı tespitince “Mehr-i misal” olarak kendisi verip kendi malıyla da bu evliliği desteklemesi gerekmektedir. Ve ayrıca Cariye evlendikten sonra aynı hür kadınlarda olduğu gibi tüm miras haklarından da faydalanır. {detaylı Bkz; Nisa 21~26}
Nur suresi iniş sırasına göre 103. Sırada olup iniş sırasına göre 35.Beled 92.Bakara 93.Enfal ve 98. Nisa surelerinde bu konunun önceden bildirildiği ve detaylı açıklanmış olduğu aşağıdaki bağlam ayetiyle de vurgulanmaktadır.

24/NÛR-34: Ve lekad enzelnâ ileykum âyâtin mubeyyinâtin ve meselen minellezîne halev min kablikum ve mev’izaten lil muttekîn(muttekîne).
Ve andolsun ki size, önceden açıklanmış âyetler ve sizden önce geçmiş (nesillerden) örnek(ler) ve muttakiler (takva sahipleri) için öğütler (hükümler) indirdik.

24/NÛR-35: Allâhu nûrus semâvâti vel ard(ardı), meselu nûrihî ke mişkâtin fîhâ mısbâh(mısbâhun), el mısbâhu fî zucâceh(zucâcetin), ez zucâcetu ke ennehâ kevkebun durrîyyun, yûkadu min şeceratin mubâraketin zeytûnetin lâ şarkîyetin ve lâ garbiyyetin, yekâdu zeytuhâ yudîu ve lev lem temseshu nâr(nârun), nûrun alâ nûr(nûrin), yehdîllâhu li nûrihî men yeşâu, ve yadribullâhul emsâle lin nâs(nâsi), vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Allah, göklerin ve yerin nuru’dur. O’nun nuru, içinde misbah (lâmba) bulunan kandil (ışık saçan bir kaynak) gibidir. Misbah, sırça (cam) içindedir. Sırça (cam), inci gibi (parlayan) yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna hidayet eder (ulaştırır). Ve Allah, insanlara böyle örnekler verir. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.

24/NÛR-36: Fî buyûtin ezinallâhu en turfea ve yuzkere fîhesmuhu yusebbihu lehu fîhâ bil guduvvi vel âsâl(âsâli).
Allah’ın, içinde İsmi’nin yükseltilmesine ve zikredilmesine izin verdiği evlerin içinde (Allah’ın nuru) vardır. Orada O’nu, sabah akşam tesbih ederler.

24/NÛR-37: Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun ve lâ bey’un an zikrillâhi ve ikâmis salâti ve îtâiz zekâti yehâfûne yevmen tetekallebu fîhil kulûbu vel ebsâr(ebsâru).
Ticaretin ve alışverişin, onları Allah’ın zikrinden, (İslam’i yaşantının ihyasında) yardımlaşmayı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar ki (onlar), kalplerin ve gözlerin (dehşetten) döneceği günden korkarlar.

24/NÛR-38: Li yecziyehumullâhu ahsene mâ amilû ve yezîdehum min fadlih(fadlihî), vallâhu yerzuku men yeşâu bi gayri hisâb(hisâbin).
Allah, onlara yaptıklarının karşılığını en güzel şekilde vermek için onlara fazlından arttırır. Ve Allah, dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır.

24/NÛR-39: Vellezîne keferû a’mâluhum ke serâbin bi kîatin yahsebuhuz zam’ânu mâe(mâen), hattâ izâ câehu lem yecidhu şey’en ve vecedallâhe indehu fe veffâhu hisâbeh(hisâbehu), vallâhu serîul hısâb(hısâbi).
Ve (ahirete iman etmeyen o müşrik) kâfirlerin yeryüzü amelleri düz arazide görülen serap misalidir. Susamış olanlar, onu su zanneder. Ona ulaşmak için çabalarken suya ulaşamadığı gibi, kişi kendisini birdenbire ahiret yaşamında Allah’ın yargı makamında bulur. Böylece (Allah), orada onun hesabını ona tam olarak öder. Ve Allah, hesabı seri bir halde çabuk görendir.

24/NÛR-40: Ev ke zulumâtin fî bahrin lucciyyin yagşâhu mevcun min fevkıhî mevcun min fevkıhî sehâb(sehâbun), zulumâtun ba’duhâ fevka ba’d(ba’dın), izâ ahrace yedehu lem yeked yerâhâ ve men lem yec’alillâhu lehu nûren fe mâ lehu min nûr(nûrin).
Allah’ın öğütlerine sırtını dönmüş inkarcıların durumu derin bir denizi kaplamış yoğun karanlıklara benzer ki, kapkara dalga üstüne dalga dalga karanlıklar ve en yukarıda da kapkara bulutlar. Birbiri üstüne kat kat karanlıklar. Bu karanlıklar içinde insan elini uzatacak olsa neredeyse onu bile göremez. Allah her kime nurunu nasip etmemişse işte o kimselerin veya toplumların asla ışığı olmaz.

24/NÛR-41: E lem tera ennallâhe yusebbihu lehu men fîs semâvâti vel ardı vet tayru sâffât(sâffâtin), kullun kad alime salâtehu ve tesbîhah(tesbîhahu), vallâhu alîmun bimâ yef’alûn(yef’alûne).
Semalarda ve arzda olanların ve saflar halindeki kuşların, Allah’ı tesbih ettiğini görmedin mi? Hepsi, salâtlarını ve tesbihlerini (Allah’ın kendi yeryüzü yaratılış gayesine uygun bir ölçüde nefslerine önceden ilham ettiği müşterek döngüdeki görevlerini) bilmişlerdir. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.

24/NÛR-42: Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve ilallâhil masîr(masîru).
Ve semaların ve arzın mülkü Allah’ındır. Ve dönüş Allah’adır.

24/NÛR-43: E lem tera ennallâhe yuzcî sehâben summe yuellifu beynehu summe yec’aluhu rukâmen fe teral vedka yahrucu min hılâlih(hılâlihî), ve yunezzilu mines semâi min cibâlin fîhâ min beredin fe yusîbu bihî men yeşâu ve yasrifuhu an men yeşâu, yekâdu senâ berkıhî yezhebu bil ebsâr(ebsâri).
Allah’ın bulutları sevkettiğini, sonra onların aralarını birleştirdiğini, sonra da onları küme haline getirdiğini görmüyor musun? Böylece onların arasından yağmur çıkardığını görürsün.Ve semadan, içinde dolu bulunan (dolu kümeleri) indirir. Böylece onu dilediğine isabet ettirir. Ve onu dilediğinden çevirir (uzaklaştırır). Onun şimşeğinin parıltısı, neredeyse görmeyi giderir.

24/NÛR-44: Yukallibullâhul leyle ven nehâr(nehâre), inne fî zâlike le ibreten li ulil ebsâr(ebsâri).
Allah, geceyi ve gündüzü (birbirine) çevirir. Muhakkak ki bunda basiret sahipleri için elbette ibret vardır.

24/NÛR-45: Vallâhu halaka kulle dâbbetin min mâin, fe minhum men yemşî alâ batnih(batnihi) ve minhum men yemşî alâ ricleyn(ricleyni) ve minhum men yemşî alâ erba’(erbain), yahlukullâhu mâ yeşâu, innellâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ve Allah, yeryüzünde bütün canlıları sudan yarattı. Onlar ki bir kısmı karnı üzerinde, bir kısmı iki ayağı üzerinde, bir kısmı da dört ayağı üzerinde yürür. Allah dilediği şeyi yaratır. Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir.

24/NÛR-46: Le kad enzelnâ âyâtin mubeyyinât(mubeyyinâtin), vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Andolsun biz, ibret olsun diye örnekler vererek açıklayıcı âyetler indirdik. Allah, dilediğini Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.

24/NÛR-47: Ve yekûlûne âmennâ billâhi ve bir resûli ve ata’nâ summe yetevellâ ferîkun minhum min ba’di zâlik(zâlike) ve mâ ulâike bil mu’minîn(mu’minîne).
Ve kimileri: “Allah’a ve resûle îmân ettik ve itaat ettik.” derler. Sonra da onların bir kısmı bundan sonra sözlerinden dönerler. Ve işte onlar, mü’min değillerdir.

24/NÛR-48: Ve izâ duû ilallâhi ve resûlihî li yahkume beynehum izâ ferîkun minhum mu’ridûn(mu’ridûne).
Ve onların aralarında hüküm vermesi için Allah ve resûlüne davet olundukları zaman onların bir kısmı yüz çevirenlerdir.

24/NÛR-49: Ve in yekun lehumul hakku ye’tû ileyhi muz’ınîn(muz’ınîne).
Ve eğer hak onların ise (hak sahibi iseler) ona hemen (itaat ederek) gelirler.

24/NÛR-50: E fî kulûbihim maradun emirtâbû em yehâfûne en yehîfallâhu aleyhim ve resûluh(resûluhu), bel ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Onların kalplerinde hastalık mı var yoksa şüphe mi ediyorlar veya Allah’ın ve O’nun Resûl’ünün, onlara karşı taraf tutacağından (haksızlık edeceğinden) mı korkuyorlar? Hayır, işte onlar, onlar zalimlerdir.

24/NÛR-51: İnnemâ kâne kavlel mu’minîne izâ duû ilallâhi ve resûlihî li yahkume beynehum en yekûlû semi’nâ ve ata’nâ ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Onların aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve resûlüne davet edildikleri zaman mü’minlerin sözü “işittik ve itaat ettik” olması gerekir.. Ve işte onlar, onlar felâha erenlerdir.

24/NÛR-52: Ve men yutıillâhe ve resûlehu ve yahşallâhe ve yettakhi fe ulâike humul fâizûn(fâizûne).
Ve kim Allah’a ve resûlüne itaat ederse ve Allah’a huşû duyar ve O’na karşı takva sahibi olursa o taktirde işte onlar, kurtuluşa erenlerdir.

24/NÛR-53: Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le in emertehum le yahrucunn(yahrucunne), kul lâ tuksimû, tâatun ma’rûfeh(ma’rûfetun), innellâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Ve eğer sen onlara emrettiğinde, (münafıklar) mutlaka seninle beraber (savaşa) çıkacaklarına dair, Allah’a en kuvvetli yeminleri ile yemin ederler. De ki: “Yemin etmeyin! Bu zaten uyulması gereken bir itaattir. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”

24/NÛR-54: Kul atîullâhe ve atîur resûl(resûle), fe in tevellev fe innemâ aleyhi mâ hummile ve aleykum mâ hummiltum, ve in tutîûhu tehtedû, ve mâ aler resûli illel belâgul mubîn(mubînu).
De ki: “Allah’a ve resûle itaat edin. Bundan sonra eğer dönerseniz (itaat etmezseniz), ona (resûle) düşen (sorumluluk) sadece ona yükletilen (tebliğ)dir.” Ve sizin üzerinize düşen (sorumluluk), size yükletilendir. (Kuran ayet-i hükümleridir) Ve eğer ona itaat ederseniz, hidayete erersiniz. Resûlün üzerinde açıkça tebliğden başka bir (sorumluluk) yoktur.

24/NÛR-55: Vaadallâhullezîne âmenû minkum ve amilûs sâlihâti leyestahlifennehum fil ardı kemestahlefellezîne min kablihim, ve leyumekkinenne lehum dînehumullezîrtedâ lehum ve le yubeddilennehum min ba’di havfihim emnâ(emnen), ya’budûnenî lâ yuşrikûne bî şey’â(şey’en), ve men kefere ba’de zâlike fe ulâike humul fâsikûn(fâsikûne).
Allah, içinizden amenü olup salih amel işleyenlere kesin olarak vaad buyurur ki: Daha önce müminleri dünyada hakim kıldığı gibi kendilerini de hakim kılacak, kendileri için beğenip seçtiği İslâm dinini tatbik etme gücü verecek ve yaşadıkları korkulu dönemin arkasından, kendilerini tam bir güvene erdirecektir. Çünkü onlar, yalnız Allah’a ibadet edip hiçbir şeyi O’na şirk koşmazlar. Artık bundan sonra kim küfrana saparsa, işte onlar yoldan çıkıp Allah’a karşı gelmiş olurlar.

24/NÛR-56: Ve ekîmûs salâte ve âtûz zekâte ve atîûr resûle leallekum turhamûn(turhamûne).
Ve (İslam’ın ihyasında maddi manevi) yardımlaşmayı ikame edin. Ve zekâtı verin. Ve resûle itaat edin ki böylece rahmet olunasınız.

24/NÛR-57: Lâ tahsebennellezîne keferû mu’cizîne fîl ard(ardı), ve me’vâhumun nâr(nâru), ve le bi’sel masîr(masîru).
Sakın kâfirleri, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakıcı zannetme. Ve onların barınacağı yer ateştir. Ve dönüş yerleri mutlaka kötü (bir yer)dir.

24/NÛR-58: Yâ eyyuhellezîne âmenû li yeste’zinkumullezîne meleket eymânukum vellezîne lem yeblugûl hulume minkum selâse merrât(merrâtin), min kabli salâtil fecri, ve hînetedaûne siyâbekum minez zahîrat(zahîrati), ve min ba’di salâtil ışâi, selâsu avrâtin lekum, leyse aleykum ve lâ aleyhim cunâhun ba’de hunn(hunne), tavvâfûne aleykum ba’dukum alâ ba’d(ba’dın), kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyât(âyâti), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Ey âmenû olanlar! Ellerinizin altında sahip olduklarınız (köleleriniz, cariyeleriniz) ve sizden bulûğa ermemiş olanlar, üç vakitte yanınıza girmek için sizden izin istesinler. Fecr (sabah) namazından önce, elbiselerinizi çıkarttığınız öğle vaktinde ve yatsı namazından sonra. Bu üçü, avret vaktidir (sizden sakınmaları gereken zamandır). Bu (zamanların dışında), birbirinizi dolaşmanızda sizin ve onların üzerine bir günah yoktur. İşte böylece Allah, size âyetleri açıklıyor. Ve Allah, Alîm’dir (en iyi bilendir), Hakîm’dir.. (İlahi ilmi ve hikmetiyle kulları yararına hükümler koyandır).

24/NÛR-59: Ve izâ belegal etfâlu minkumul hulume felyeste’zinû kemeste’zenellezîne min kablihim, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtih(âyâtihî), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Ve içinizden çocuklar büyüyüp, ergenlik çağına ulaştığı zaman onlardan önceki büyükleri nasıl izin istiyorsa, onlar da (belirlenen bu avret vakitlerinde) sizden izin istesinler. İşte böylece Allah, size âyetlerini beyan ediyor (açıklıyor). Ve Allah, Alîm’dir (en iyi bilendir), Hakîm’dir (İlahi ilmi ve hikmetiyle kulları yararına hükümler koyandır).

24/NÛR-60: Vel kavâıdu minen nisâillatî lâ yercûne nikâhan fe leyse aleyhinne cunâhun en yeda’ne siyâbehunne gayra muteberricâtin bi zîneh(zînetin), ve en yesta’fifne hayrun lehunn(lehunne), vallâhu semîun alîm(alîmun).
Ve kadınlardan nikâh (evlenme) ümidi olmayan yaşlı kadınların, ziynetlerini açmaksızın dış giysilerini çıkarmalarında, bundan sonra onlara vebal (günah) yoktur. Ve iffetli olmayı istemeleri onlar için daha hayırlıdır. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir), Alîm’dir (en iyi bilendir).

24/NÛR-61: Leyse alel a’mâ haracun ve lâ alel a’raci haracun ve lâ alel marîdı haracun ve lâ alâ enfusikum en te’kulû min buyûtikum ev buyûti âbâikum ev buyûti ummehâtikum ev buyûti ihvânikum ev buyûti ehavâtikum ev buyûti a’mâmikum ev buyûti ammâtikum ev buyûti ahvâlikum ev buyûti hâlâtikum ev mâ melektum mefâtihahû ev sadîkıkum, leyse aleykum cunâhun en te’kulû cemîan ev eştâtâ(eştâten), fe izâ dahaltum buyûten fe sellimû alâ enfusikum tehıyyeten min indillâhi mubareketen tayyibeh(tayyibeten), kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyâti leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
Âmâ (kör) olana bir güçlük yoktur. Ve sakat olana, hasta olana bir güçlük yoktur. Ve size de evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz (yerlerde) veya arkadaşlarınızda yemek yemenizde bir güçlük yoktur. Topluca veya ayrı ayrı yemeniz de size günah değildir. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize Allah’ın katından mübarek ve tayyib bir selâm ile selâm verin! İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki böylece siz akıl edersiniz.

24/NÛR-62: İnnelmel mu’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî ve izâ kânû meahu alâ emrin câmiın lem yezhebû hattâ yeste’zinûh(yeste’zinûhu), innellezîne yeste’zinûneke ulâikellezîne yu’minûne billâhi ve resûlih(resûlihi), fe izeste’zenûke li ba’dı şe’nihim fe’zen li men şi’te minhum vestağfir lehumullâh(lehumullâhe), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ancak Allah’a ve O’nun Resûl’üne îmân etmiş olan mü’minler, bir iş için onunla (Resul ile) beraber toplandıkları zaman ondan izin istemedikçe gitmezler. Muhakkak ki senden izin isteyenler, işte onlar, Allah’a ve O’nun Resûl’üne îmân edenlerdir. Öyleyse onlar bazı işleri için senden izin istedikleri zaman onlardan dilediğin kimseye izin ver. Ve onlar için Allah’tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah, Gafur’dur (yegane mağfiret edendir), Rahîm’dir (sadece Müminleri himaye ve hidayet edendir).

24/NÛR-63: Lâ tec’alû duâer resûli beynekum ke duâi ba’dıkum ba’da(ba’den), kad ya’lemullâhullezîne yetesellelûne minkum livâzâ(livâzen), fel yahzerillezîne yuhâlifûne an emrihî en tusîbehum fitnetun ev yusîbehum azâbun elîm(elîmun).
Resûlün çağırmasını, aranızda, birbirinizi çağırmanızla eşit tutmayın! Sizden, (birbirini) siper ederek gizlice çıkanları (sıvışanları) Allah biliyordu. Bundan sonra O’nun emrine karşı gelenler, onlara bir fitne veya elîm azap isabet etmesinden hazer etsinler (hazır olsunlar ve sakınsınlar)

24/NÛR-64: E lâ inne lillâhi mâ fis semâvâti vel ard(ardı), kad ya’lemu mâ entum aleyh(aleyhi), ve yevme yurceûne ileyhi fe yunebbiuhum bi mâ amilû, vallâhu bi kulli şey’in alîm(alîmun).
Muhakkak ki göklerde ve yeryüzünde olanlar (üzerinizde görevli Allah’a hizmet eden tüm melekleri) Allah’ın değil mi? Böylece O, sizin üzerinizde olduğunuz şeyi (hangi ameller üzerinde olduğunuzu ve niyetinizi) biliyordu. Ve muhakkak ki, O’na döndürüldükleri o beas günü, Allah onlara yaptıkları şeyleri mutlaka haber verecek. Ve unutmayın ki; Allah, herşeyi en iyi bilendir