NECM SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

53/NECM-1: Ven necmi izâ hevâ.
Kaybolduğu zaman yıldıza andolsun. {bkz: Necm suresi 49}

53/NECM-2: Mâ dalle sâhıbukum ve mâ gavâ.
Arka-daşınız ( içinizden ölümlü bir beşer olan ve size arka çıkmak için nebi kılınmış o Hz Muhammed S.A.V ) *dalâlete düşmedi ve sapkın olmadı.

Müşrik mutrafiler ve mutrafilik inançları; Tüm çok tanrılı inançlarda ve çok tanrılı inançlardan devşirilmiş Arap veya Hristiyanlık veya Musevilik gibi aracı vekaleti ile Allah’tan başka hükümler koymaya, af ve mağfiret etmeye, kendilerini yetkilendiren şirk inançlarının tümünde, (günümüzde mevcut olan İncil ve Tevratta da) “ahiret hayatı inancı” yoktur. Dolayısıyla ahiret inancı taşımayan tüm inançlarda “bir insan dünyada ne kadar çok mal mülk evlat sahibi ise, Tanrı’nın da onları o nisbette sevdiğine ve mal mülk ile ödüllendirdiğine iman ediyorlardı/hala ediyorlar. Oysa İslamda dünya yaşantısı ve dünya nimetleri tanrı sevgisine mukayese edilecek bir yer değildir. Bilakis maddenin aldatıcı bir meta sayıldığı kısa süre kalınan sadece bir sınav süreci hayatıdır. Müşrikler arasında; Mal mülk ve evlat çokluğu ilahlarının bir mükafatı olarak kabul gördüğü için; Müşrik halk da malı ve evladı çok olan kişileri tanrının sevgili kulu olarak görüp o kişilere o ülkenin veya şehrin mutrafileri olarak olağanüstü itibar ederlerdi. {Bkz; Sebe suresi 34~39} ayetlerinde açıklandığı üzere; Bu yüzden tüm Müşrik inançlarda zengin varlıklı kişiler daima sözü dinlenip itibar ve itaat edilmesi gereken {bkz; Kalem suresi 14} “tanrının sevgili kul saydığı” “üstün sınıf” olarak kabul görüyordu. Tekasür suresi 1~3 ayetlerinde de vurgulandığı gibi, müşrikler bu çarpık inançla mezarlardaki ölülerini bile sayıp tanrı sevgisine nisbet ederek halk arasında kibirleniyorlardı. Hadid suresi 20~24. Ayetlerinde çokluk yarışıyla kibirlenen müşriklerin bu kibirlenmeleri Allah’ın sevgisine nisbet edilecek bir şey değildir bilakis yeryüzü sınavında bir fitne metasıdır. Bu durum müminleri asla yanıltmasın buyurulmaktadır.  Kehf suresi 32~46 ayetleri arasında iki adam üzerinden örnekler verilerek, tanrı sevgisinin madde/meta ile asla mukayese edilmemesi gerektiği ve mal mülk evlat çokluğunu imtiyazlı bir üstünlük olarak görüp kibirlenen kişilerin akibeti, çarpıcı bir kıssa üzerinde açıklanmaktadır. Ve {bkz Kasas suresi  78~82} ayetleri arasında; Yeryüzünün gelmiş geçmiş en zengin insanlarından sayılan; Karun, kendisine verilen servetin, kendi tanrıları tarafından çok sevildiği için bir ödül olarak kendisine verildiğini iddia ediyordu. Aziz Allah, Karun kıssasından ve Karun’un hazin akibetinden müminlerin mutlaka bir ders çıkarması gerektiğini Kasas suresi 78~82 âyetleri arasında öğütlemektedir. Karun gibi, kendi ilahlarının sevgisine nisbet ederek mallarının çokluğu ile övünüp Allah’ın İnfak emrine riayet etmeyen ve Kalem suresi 17~33. ayetleri arasında kıssa edilen iki müşrik adamın akibeti de, Karun’un acı ve hazin akibetinin bir benzeridir. Muminun suresi 21~25. ayetleri arasında da mutrafilerin Hz Nuh (A.S) dönemi İslam’a karşı muhalefeti zikredildiği gibi, Araf suresi 60 Nuh suresi 21. ve Hud suresi 27. Ve Şuara suresi 111. ayetlerinde Nuh A.S ve İslam’a muhalefetleri ayrıntılanmıştır. Mal ve evlat çokluğunu ilahlarının kendilerine bir armağanı olarak görüp Allah’ın Resul’ü olarak Hz Nuh (A.S) ve İslam’a karşı kibirlenen ve halkı ruhbanlar yardımıyla düzmece ilahların/tanrıların otoritesi üzerinden sömüren “kavmin mutrafilerinin/elit müşriklerin” ve onlara tabi olanların akibetinin de, “helak edilen diğer müşrik kavimlerde olduğu gibi” hüsranla biteceğinin altı çizilmektedir. Nuh (A.S)’dan sonraki dönemde yaşamış olan {bkz; Araf suresi 66} “Ad” kavminin ileri gelenleri/kavmin mutrafileri de varlıklarını tanrı sevgisine nisbet ederek şirk hükümleriyle halkı Allah’ın otoritesi üzerinden sömürürlerken; onların ardından Semud kavmi için gönderilmiş olan Salih (A.S)’ın tüm ikazlarına rağmen, kavmi sömüren {bkz; Araf suresi 75} müşrik mutrafilerin, İslam’a karşı ölesiye direnciyle karşılaşmıştır. Onların ardınca gönderilmiş olan {bkz; Araf suresi 88. 90.} Lut ve Medyen kavmi de, müşrik elit zümre/mutrafiler tarafından sömürülmüşler ve hak din İslam’a dönmeleri için, Allah’ın Resul’leri olarak kendilerine nezir/uyarıcı olarak gönderilmiş olan Hz Lut (A.S) Ve Şuayb (A.S)’ a karşı helak edilinceye kadar ölümüne direnmişlerdir. Erken Mısır döneminde Firavunlar kendilerini güneş tanrısının yeryüzündeki sureti olarak gösterirlerdi. Geç Mısır döneminde ise firavunlar kendilerini {bkz: Kasas suresi 38.} ayetinde de vurgulandığı üzere güneş tanrısının oğulları olarak niteleyip {bkz ; Araf suresi 103 ve 127 ve Yunus suresi 88 } ülkenin” ileri gelenleri/mutrafileri olan elit hakim zümre ile birlikte” nemalandıkları bir fitne üzerinde halkı sömürmüşlerdir. Yunus suresi 78. ayetinde vurgulandığı üzere; Malının ve mülkünün çokluğunu tanrı sevgisine nisbet eden Firavun; {bkz: Zuhruf suresi 53,54} Aynı mantıkla; Hz Musa Resul olsaydı onun da tanrısı ona, “benim ellerimdeki gibi bilezikler ve mülk olarak böyle geniş topraklar verirdi” diyerek sömürdüğü halkının önünde Hz Musa’yı küçük düşürmeye çalışmıştır. ve Kuran indiği dönemde; Atalarından devraldıkları göktanrı şirk sömürü düzenini sürdüren ve: { Bkz; Zuhruf suresi 23 Sebe suresi 34,35 } Geçmişte yaşamış tüm müşrik kavimlerde olduğu gibi, “göktanrı inançlarının” “malı evladı çok olan zenginlere verdiği imtiyazı, halkın üzerinde bir sömürü fitnesi olarak kullanmayı sürdüren “Mekkeli elit hakim zümre {Bkz; Zuhruf suresi 31) karyenin mutrafileri de” sömürü düzenlerini devam ettirebilmek adına {bkz; Zuhruf suresi 57,58} ayetlerinde vurgulandığı üzere Hz Muhammed (S.A.V) nebiyi aynı Firavun’un yaptığı gibi “mal mülk” üzerinden küçümseyerek İslam’a muhalefet ediyorlardı. Bu nedenle müşrik inanç sömürü düzeninin tarih boyu her dönem elebaşılığını yapmış olan ve, ülkelerini/kavimlerini tanrı otoritesi üzerinden vergiler koyarak sömüren elit hakim zümrenin/ülkenin mutrafilerinin, “öncelikli uyarıldığı” {bkz: İsra suresi 16} ayetiyle vurgulanmıştır. Vakıa suresi 45 ve Muminun suresi 64 ve Saffat suresi 27~38 ayetleri arasında, hem insanları aldatan mutrafilerin hem de mutrafilere aldanıp onlara tabi olanların sürekli cehennem azabında ağır cezalara mahkum tutulacağı açıklanmaktadır. Ve { Bkz : Zuhruf suresi 23 Sebe suresi 34} Geçmişte yaşamış tüm müşrik kavimlerde olduğu gibi, göktanrı inançlarının “malı evladı çok olan zenginlere verdiği üstünlüğü halkın üzerinde bir sömürü fitnesi olarak kullanan “Mekkeli elit hakim zümre {Bkz; Zuhruf suresi 31) karyenin mutrafileri de” sömürü düzenlerini sürdürebilmek adına o dönem Hz Muhammed (S.A.V) nebiye {bkz Muminun suresi 70 ,bkz; Hicr suresi 6 Kalem suresi 6, 51 Duhan suresi 14} iftiralar atarak muhalefet ediyorlardı. Muminun suresi 21~25 ayetleri ve Muminun suresi 55,56âyetlerinde de Kuran indiği dönemde refah içinde yaşayan Mekke ve Taif mutrafilerin/elit hakim zümrenin halkı sömürmek için “varlıklarını ve zenginliklerini “tanrının sevgisine nisbet ederek halkı aldatmaları” ağır bir dille eleştirilmiş ve Muminun suresi 64 ayetiyle de çok ağır cezalara mahkum bırakılacakları hüküm edilmiştir. Şirk sömürü düzenini aracılık sistemi üzerinden sürdüren elit müşrikler; “Cebrail as aracılığı ile” şirk sömürü/talan düzenini sorgulayan ve reddeden ayetler indikçe, mutrafiler ve onlar adına hükümler uyduran din adamları “kendi tekellerinde tuttukları tanrı aracılığı fitnesinin” tamamen ortadan kaldırıldığını gördüler. Bunun üzerine Hz Muhammed (S.A.V) Nebi değildir. Cebrail diye melek yok.  {bkz; Hicr suresi 6 Kalem suresi 6, 51 Duhan suresi 14 Muminun suresi 70} Muhammed (S.A.V) aklını yitirmiş bir mecnundur diyerek iftiralarla propagandalarını sürdürdüler. Bunun üzerine Hem Cebrail as’ı tanıtan hem de dünya ve ahiret yaşamını neden ve niçinleriyle açıklayan ve ayrıntılayan necm suresi ayetleri inmiştir.

53/NECM-3: Ve mâ yentıku anil hevâ.
Ve o, hevasından (ayetleri kendi kafasından aklından fikrinden) konuşmaz.

53/NECM-4: İn huve illâ vahyun yûhâ.
O’nun söyledikleri, sadece O’na bildirilen vahiydir.

53/NECM-5: Allemehu şedîdul kuvâ.
O’na ayetleri çok şiddetli ve kudretli olan (Cebrail A.S) öğretti.

53/NECM-6: Zû mirreh(mirretin), festevâ.
O (Cebrail A.S), kuvvet ve azamet sahibidir. Öylece *istiva etti.

İstiva etmek; Yeryüzündeki tüm iş ve oluşların idari ve tedbiren “Allah’ın otoritesine bağlı yürütülmesi” demektir. {Bkz:Furkan suresi 59 Hud suresi 7 Araf suresi 54 Hadid suresi 4 Rad suresi 2 Secde suresi 4,5 Taha suresi 5 Yunus suresi 3} Bu Ayetinde de Cebrail (as)’ın Allah’ın denetimiyle ona bağlı olarak bu işi yaptığı yani “istiva ettiği” açıklanıyor.

53/NECM-7: Ve huve bil ufukil a’lâ.
Ve o, ufkun en yüksek yerinde (göründü).

53/NECM-8: Summe denâ fe tedellâ.
Sonra menziline yaklaştı ve böylece oraya indi.

53/NECM-9: Fe kâne kâbe kavseyni ev ednâ.
Böylece (Hz Muhammed S.A.V)’e  iki yay ölçüsü mesafeden daha yakın oldu.

53/NECM-10: Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ.
Böylece orada O’nun kuluna (Hz Muhammed S.A.V)’e vahyedeceği şeyleri (ayetlerini) vahyetti.

53/NECM-11: Mâ kezebel fuâdu mâ reâ.
(Hz Muhammed S.A.V’in kalbindeki fuad (eminlik veren gönül gözü), gördüğü şeyi tekzip etmedi.

53/NECM-12: E fe tumâr rûnehu alâ mâ yerâ.
Yoksa siz, onunla gördüğü şey hakkında mı tartışıyorsunuz?

53/NECM-13: Ve lekad reâhu nezleten uhrâ.
Ve andolsun ki, (Resul) onu başka bir inişinde de gördü.

Yukarıda ve aşağıdaki bağlam ayetlerinde tarif edildiği üzere; Cebrail as, metafizik bir üst katmandan, karşılaşmanın gerçekleşeceği Meva cennetinin yanında tarif edilen ve Sidretül Münteha { son ara bekleme bölgesi/bölümü/alanı) olarak anılan daha alt bir alt katmana doğru iniyor.

53/NECM-14: İnde sidretil muntehâ.
Sidretül Münteha’nın yanında.

53/NECM-15: İndehâ cennetul me’vâ.
O’nun (Sidretül Münteha’nın) yanında Meva Cenneti (vardır).

53/NECM-16: İz yagşes sidrete mâ yagşâ.
(Cebrail A.S Haşmet’iyle {bkz: necm 5,6} Sidre’yi (Sidretül Münteha ara bölümünü) bürüdükçe bürüyordu.

53/NECM-17: Mâ zâgal basaru ve mâ tegâ.
O’nun (Hz Muhammed S.A.V)’in ) bakışı kaymadı ve haddi aşmadı.
(Hz Muhammed (S.A.V) olanların tesiriyle kendisine vahiy edilenden başka şeylere/yerlere dikkatini vererek haddini aşmadı.)

53/NECM-18: Lekad reâ min âyâti rabbihil kubrâ.
Andolsun ki o (Hz Muhammed S.A.V), Rabbinin büyük âyetlerinden (ahiret mekanının bir kısmı/bölümü olarak tarif edilen Sidretül müntehanın) bir kısmını gördü.

53/NECM-19: E fe reeytumul lâte vel uzzâ.
Siz, (Allah’ın kızları olarak andığınız ve hükmünde ortağı ve vekili olarak nitelediğiniz) Lât ve Uzza’yı gördünüz mü?

53/NECM-20: Ve menâtes sâlisetel uhrâ.
Ve diğerini, üçüncüsü olan Menat’ı (gözlerinizle gördünüz mü?)

53/NECM-21: E lekumuz zekeru ve lehul unsâ.
Erkek (çocuklar) sizin ve kız (çocuklar) O’nun mu?

53/NECM-22: Tilke izen kısmetun dîzâ.
Eğer böyle ise bu, insafsız bir taksimdir.

53/NECM-23: İn hiye illâ esmâun semmeytumûhâ entum ve âbâukum mâ enzelallâhu bihâ min sultân(sultânin), in yettebiûne illez zanne ve mâ tehvel enfus(enfusu), ve lekad câehum min rabbihimul hudâ.
Onlar (bu isimler) ancak atalarınızın ve babalarınızın onlara taktığı isimlerdir.(Bkz Necm 49 insanları kandırıp sömürmek adına atalarınız tarafından isimlendirilmiş uydurma sahte göktanrı ilahlardır) Allah onlara ( bkz:Nahl suresi 51~64 Allah’ın kızları olarak anılan Lat Menat ve Uzza adlı sözde Allah’ın kızlarına,Allah ile kulları arasında arabuluculuk etmesi veya hidayete ulaştırması adına ihsan ihya ve şefaat vb gibi) hiçbir sultanlar (yetkiler) vermemiştir. Onlar (Arap müşrikler) sadece nefslerinin arzuladığı şeylere (yeryüzü malına mülküne ve menfaatine) sahip olmak için ancak zanna tâbî oluyorlar. Ve andolsun ki, onlara şimdi Rab’lerinden hidayet (Kuran’ı Kerim) geldi.

53/NECM-24: Em lil insâni mâ temennâ.
Yoksa insan için sadece (dünya hayatında) temenni ettiği şey mi var?

53/NECM-25: Fe lillâhil âhiretu vel ûlâ.
Fakat evvel de, ahir de Allah’ındır.

53/NECM-26: Ve kem min melekin fîs semâvâti lâ tugnî şefâatuhum şey’en illâ min ba’di en ye’zenallâhu limen yeşâu ve yerdâ.
Ve göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri bile hiç bir şeye fayda vermez. Allah’ın dilediği, razı olduğu ve özel bir yetkyle izin verdiği o kimseler (bkz:Araf suresi 48 Rahmân suresi 41 suçluları/günahkarları simalarından tanıyan o Araf ehli görevli melekleri) hariç.

Ahirette hesap/izin gününde, Allah tarafından kusursuzca yargılanmakta olan kulların cennet veya cehenneme sevk işlemleri için Allah’ın özel görevlendirdiği “Araf ehli”  zikredilen ve suçluları görür görmez simalarından tanıyabilen bu kabiliyette özel yaratılmış melekler kastedilmekte ve Lat Uzza ve Menat olarak andıkları ve şefaatini umdukları Allah’ın Melek kızlarının izin günü asla şefaat edemeyeceği vurgulanmaktadır. Araf ehli meleklerine verilen yetki için detaylı bkz:Araf suresi 46~55 Rahman suresi 41

53/NECM-27: İnnellezîne lâ yu’minûne bil âhireti le yusemmûnel melâikete tesmiyetel unsâ.
Muhakkak ki ahirete inanmayanlar melekleri mutlaka (Lat Uzza ve Menat andıkları) dişi isimlerle anıyorlar.

Arap müşrikler, tüm çok tanrılı inançlarda olduğu gibi Allah’ın otoritesi üzerinden sömürü düzenlerini sürdürebilmek adına ; Tanrı’nın yeryüzünü Lat Uzza ve Menat isimli ve her gece gökyüzünde parıldayan melek kızları vasıtasıyla yönettiğini telkin ediyorlardı. Necm suresi 27. ayetinde Lat Uzza Menat ve 49. ayetinde şira ismindeki“sözde Allah’ın sözde kızları olan melekler” kastedilmektedir. Tanrıça Şira için Bkz Necm suresi 49

53/NECM-28: Ve mâ lehum bihî min ilm(ilmin), in yettebiûne illez zann(zanne), ve innez zanne lâ yugnî minel hakkı şey’â(şey’en).
Ve onların (Allah’ın buyrukları üzerinde) hiçbir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbî olurlar. Ve muhakkak ki zan, Hak’tan yana hiçbir şeye fayda sağlamaz.

53/NECM-29: Fe a’rıd an men tevellâ an zikrinâ ve lem yurid illel hayâted dunyâ.
Artık Zikrimizden (Kuran ayetlerinden ) dönen ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir.

53/NECM-30: Zâlike mebleguhum minel ilm(ilmi), inne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bi menihtedâ.
Onların ilimden ulaşabildikleri sadece budur. (geçici dünya menfaatıdır) Muhakkak ki senin Rabbin ki; O, kimin doğru kimin Kendi yolundan saptığını en iyi O bilir ve O, kimin hidayete erdiğini de en iyi bilendir.

53/NECM-31: Ve lillâhi mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı li yecziyellezîne esâû bimâ amilû ve yeczîyellezîne ahsenû bil husnâ.
Ve göklerde ve yerde olan tüm varlıklar (melekler): Allah kötülük yapanları, yaptıkları sebebiyle cezalandırsın ve ahsen davrananları daha güzeli ile mükâfatlandırsın diye, yalnızca Allah’a ve Allah’ı razı etmek adına hizmet ederler.

53/NECM-32: Ellezîne yectenibûne kebâirel ismi vel fevâhışe lemem(lememe), inne rabbeke vâsiul magfireh(magfireti), huve a’lemu bikum iz enşeekum minel ardı ve iz entum e cinnetun fî butûni ummehâtikum, fe lâ tuzekkû enfusekum, huve a’lemu bi menittekâ.
O inananlar ki, küçük günahlar hariç, büyük günahlardan ve fuhuştan içtinap ederler (sakınırlar). Sizi önce ahirette {Bkz; Hicr suresi 28 Rahman suresi 14 Hacc suresi 5-6-7 hiç yaşlanmayacak olan ahiret bedeninizin muhtevası olan “hâmein mesnûn salsalin” zikredilen özel bir) tinden/topraktan yaratıp sonra da (sınamak için sizi yeryüzünde) annelerinizin karnında bir cenin haline sokan, Rabbiniz muhakkak sizi en iyi bilen ve mağfireti en geniş olandır. O halde nefslerinizi temize çıkarmayın (Benim kalbim temiz diyerek kendinizi rahatlatmakla sınav yükümlülüklerinizden kaçmayın). O Allah ki; kimin (hükmüne itaat üzerinde) takva sahibi olduğunu en iyi bilendir.

53/NECM-33: E fe re’eytellezî tevellâ.
O (Allah’ın hükümlerinden/İslam’dan) yüz çevireni gördün mü?

53/NECM-34: Ve a’tâ kalîlen ve ekdâ.
Ve o, (kafir) ki; fakire yoksula pek az verdi ve sonra kalanını kesti.

53/NECM-35: E indehu ilmul gaybi fe huve yerâ.
Gaybın ilmi onun yanında da; Böylece gaybı sadece o mu görüyor?

53/NECM-36: Em lem yunebbe’ bimâ fî suhufi mûsâ.
Yoksa Hz. Musa’nın sayfalarında da olan şeylerden ona haber verilmedi mi?

53/NECM-37: Ve ibrâhîmellezî veffâ.
Ve Hz. İbrâhîm ki, o vefa etti ( Vefa ile sadece Allah’ın hükümlerini, ifa etti).

53/NECM-38: Ellâ teziru vâziretun vizre uhrâ.
Gerçekten (hiç)bir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenmez.

Hristiyan ruhbanlar İncile iman etmekle Tanrı’nın oğlu ve vekili saydıkları Hz İsa’nın insanların bütün günahlarını üstlenip onları yeryüzündeki tüm bela ve musibetlerden kurtaracağını söyleyerek insanları böyle bir fitne ile kandırdılar/hala kandırıyorlar,. Yahudi müşrikler ise aynı fitneyi Tanrı’nın evladı kabul ettikleri kendi kralları üzerinden ruhbanlar aracılığıyla sürdürüyordu ve Arap müşrikler ise put sahipleri vasıtasıyla kendilerine iman edenlerin günahları üstlenip şefaat vaad ediyorlardı.. oysa ki islamda beşer “Peygamber dahi olsa” bir başkasının günahını yüklenemez ve şefaat edemez ve İslamda her insan yalnızca ve yalnızca kendi amel ve çabasıyla Allah’a karşı sorumlu tutulur.Bkz: Nahl suresi 25 Fatır suresi 18 Bakara suresi 81,181, Nisa suresi 111,112 Enam suresi 120, İsra suresi 15,17 Taha suresi 100

53/NECM-39: Ve en leyse lil insâni illâ mâ seâ.
Ve insan için, kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.

53/NECM-40: Ve enne sa’yehu sevfe yurâ.
Ve onun yeryüzünde yaptığı çalışmasının (amellerin), hesabı yakında (ahirette/din hesap gününde) mutlaka görülecektir.

53/NECM-41: Summe yuczâhul cezâel evfâ.
Sonra da, onun karşılığı ona eksiksiz olarak ödenecektir.

53/NECM-42: Ve enne ilâ rabbikel muntehâ.
Ve münteha (sonunda dönüş), mutlaka Rabbinedir. (Hesap gününde insanı yargılama yetkisini kimseye vermeyen Allah’ın huzurunadır.)

53/NECM-43: Ve ennehu huve adhake ve ebkâ.
Ve muhakkak ki, güldüren ve ağlatan O’dur.

53/NECM-44: Ve ennehu huve emâte ve ahyâ.
Ve muhakkak ki, öldüren ve dirilten O’dur.

53/NECM-45: Ve ennehu halakaz zevceyniz zekere vel unsâ.
Ve muhakkak ki O, yeryüzünde erkek ve dişi çiftler yarattı.

53/NECM-46: Min nutfetin izâ tumnâ.
Meni akıtıldığı zaman, bir nutfeden (bir damladan).

53/NECM-47: Ve enne aleyhin neş’etel uhrâ.
Ve muhakkak ki, bundan sonraki neş’et (ikinci dirilme/ahirette) O’na aittir.

53/NECM-48: Ve ennehu huve agnâ ve aknâ.
Ve muhakkak ki O, zengin eden ve varlıklı kılan O’dur.

53/NECM-49: Ve ennehu huve rabbuş şı’râ.
Ve muhakkak ki, Şira’nın Rabbi O’dur.

Şira’nın Rabbi = Geçmişte tüm çok tanrılı inançlarda ; Güneş tanrısı baş tanrı varsayılmıştır. Yıldızlar ise; Baş tanrının dünyayı yönetmek adına muhtelif konularda yetki vererek yeryüzüne vekili olarak atadığı kızları , oğulları ya da akrabaları olarak kabul edilmiştir. Bu hakikat Kuran’da Enam suresi 75~83 ve Saffat suresi 88~98 ayetlerinde kıssa edilerek; Hz İbrahim üzerinden örneklenir. Ve İslam haricinde geçmişte yaşamış ulusların tümü yıldızların isimlerine totemleştirdikleri putlar üzerinden “Gök tanrılara” tapınırlardı. Ve tanrıların isteklerini “put hizmetkarı” anılan put sahibi kahinlerden öğrenirlerdi. Arap müşrikler tüm çok tanrılı inançlarda olduğu gibi Lat Uzza ve Menat olarak isimlendirdileri Allah’ın kızları olarak varsaydıkları, meleklerin hidayeti ve şefaatini umarak onların putları önünde, Allaha dolaylı yöneliyorlardı. Dolayısıyla Put sahipleri Tanrının insanlardan istediği vergileri harçları miktarıyla halka iletiyordu. Put hizmetkarı aracılar Allah’ın yetki verdiği kızlarıyla cinler vasıtasıyla saffat 6~11 ve Hicr 17,18 ayetlerinde bu yalanları reddedildiği halde haberleştiklerini aktarıyordu. Yani halk putlar üzerinden aracılar tarafından sömürülüyordu. {Bkz Mâide suresi 18 Necm 23 Nahl 55-60 Necm 23 Muminun 91} Arap müşrikler için Tanrıça Şira; Ana Güneş tanrısının ailesinin bir ferdi (kızı) olarak itibar görür ve güneş tanrısının üç kızı (Lat Uzza, Menat) ülke yönetiminde genel yetkilere haiz iken, Tanrıça Şira bazı özel konular çerçevesinde vekaleti olan bir tanrıça olarak kabul edilmiştir Şira tanrıçası, (Latince Sirius) müşrik kavimlerde farklı dillerde farklı isimlerle anılmıştır. Dogonlar’da Sigi, Bambara’larda Sigo, Araplar’da Şira, Yunanlılar’da Serius, Romalılar’da Sirus, Asur-Babil dinlerinde Kak-si-si, Hititler’de Kaksidi ,Zerdüşt inancını benimsemiş olan tüm kavimlerde Tiştria, Bozolar’da Sima Galyalılar’da Sirona olarak adlandırılmıştır ve her ulusta, üzerine farklı fitne hikayeleri anlatıp methiyeler düzülmüştür. Sözde hidayete ulaştıran kısmetleri açan kabir azabını önleyen vb yetkileri olan bir vekil tanrı olarak gösterilmiştir.
Müşriklerin, vekil kıldıkları putlar muhtelif toplumlarda isim olarak değişse de daima farklı konularda vekil kabul ettikleri “yıldız tanrılara” ibadet etmişlerdir. “Şira yıldızı” da bu aldatmaca tanrılardan sadece birisidir. Hicr 16 ve Saffat 6 ayetlerinde, “semayı yıldızlarla bir ziynet olarak süsledik” vurgusu yıldızların kutsal değil ancak ve sadece birer yıldız olduğunu vurgulamak içindir. Ve Necm suresi 1. açılış ayetinde ufukta kaybolan yıldızların kutsal değil ancak bir yıldız olduğu yeminle vurgulanmaktadır.  Güneş tanrısının ailesinden olduğu varsayılan Şira ve Tarık gibi yıldızlar; Muhtelif toplumlarda, Güneş Tanrı’sının insanların amellerini gözlemlemekle görevlendirdiği yardımcı tanrıçalar olarak kabul edilmiştir. Aşağıda Necm suresi devam eden ayetlerinde ismen örneklenen geçmiş dönemlerde yaşamış ve helak edilmiş kavimler de,; Arap müşrikler gibi aracıların farklı şekillerde tasvir edip yonttukları güneş ay yıldızlar gibi aynı göktanrı (gök cisimleri) putları üzerinden hükümler koyarak halkı korkutup sömürmüşlerdir. Göktanrılar üzerinden kurgulanmış olan bu fitne muhtelif ayetlerinde zikredilirken {bkz; Yunus suresi 5} tapındıkları Güneşin insanlar için bir Ziya  (ışık ve aydınlık)  ve Allah’a evlat nisbet ederek dolaylı yöneldikleri ay ve yıldızların sadece ışık veren cisimler olduğu defaatla vurgulanmıştır. Örneğin bir ayetinde bu husus şöyle vurgulanmaktadır;  “Gece ve gündüz, güneş ve ay O´nun yaratılış âyetlerindendir. Eğer Allah´a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları (size ışık ve ısı olması için emrinize muhassar kılan) yaratan Allah´a secde edin!” Fussilet suresi 37 “Şira yıldızı” ya da müşriklerin deyimiyle şira tanrıçası, şirk sömürü düzeninin yıldız tanrılarından sadece birisidir. Müşriklerin medet umduğu Şira yıldızı” gibi, Tarık yıldızı’nın da kutsal değil ancak ve sadece bir yıldız olduğu Tarık suresi 1.~3 açılış ayetlerinde yeminle vurgulanmaktadır ve Aziz Allah kullarının korunması ve denetlenmesi görevini tarık gibi yıldızlara değil, bilakis sadece emrindeki meleklere verdiğini Tarık suresi 4. ayetiyle açıklamaktadır.

53/NECM-50: Ve ennehû ehleke âdenil ûlâ.
Ve muhakkak ki, (şira gibi göktanrılara yönelmiş) evvelki Âd halkını helâk etti.

53/NECM-51: Ve semûde femâ ebkâ.
Ve Semud halkını da helâk etti. Böylece (o göktanrılara yönelenlerden hiçkimseyi) bâki kılmadı.

53/NECM-52: Ve kavme nûhın min kabl(kablu), innehum kânû hum azleme ve atgâ.
Ve daha önce (Bkz; Nuh suresi 23, Vedd, Suvağ Yegus,Yeuk ve Nesr olarak isim verdikleri yıldız tanrılara yöneldikleri için) Nuh (A.S)’ın kavmini de bu yüzden helâk etti. Muhakkak ki onlar, daha zalim ve daha azgındılar.

53/NECM-53: Vel mû’tefikete ehvâ.
Ve alt üst edilen beldeleri (helak edilen beldeleri) yerin dibine geçirdi.

53/NECM-54: Fe gaşşâhâ mâ gaşşâ.
Ve o kavimleri kaplayan azap ne korkunç bir azaptı!

53/NECM-55: Fe bi eyyi âlâi rabbike tetemârâ.
O halde Rabbinin hangi ni’metlerinden şüphe ediyorsun?

53/NECM-56: Hâzâ nezîrun minen nuzuril ûlâ.
Bu nezir, (Hz Muhammed S.A.V) evvelki nezirler gibi (Allah’ın gönderdiği diğer mürselinler gibi) sizleri uyaran bir nezirdir.

53/NECM-57: Ezifetil âzifeh(âzifetu).
Yaklaşan, yaklaştı. (Herkesin akibeti olan ahiret sorgusu ve cehennem yaklaştı/yaklaşıyor)

53/NECM-58: Leyse lehâ min dûnillâhi kâşifeh(kâşifetun).
Onu, (zamanı) Allah’tan başka keşfedecek yoktur.

53/NECM-59: E fe min hâzel hadîsi ta’cebûn(ta’cebûne).
Yoksa bu söz size acayip mi geldi?
(Ahiret hayatına ve orada amelleriniz üzerinde Allah tarafından sorgulanacağınıza inanmıyor musunuz?

53/NECM-60: Ve tedhakûne ve lâ tebkûn(tebkûne).
Ve siz şimdilik buna gülüyorsunuz, oysa ağlanacak haliniz var iken ağlamıyorsunuz.

53/NECM-61: Ve entum sâmidûn(sâmidûne).
Ve siz, o halde hala gafletle eğlenceye dalanlarsınız.

53/NECM-62: Fescudû lillâhi va’budû. (SECDE ÂYETİ)
Artık (fitne ile sizi sömüren aracıları ve onların düzmece sahte göktanrı ilahlarını terkedin ve sadece) Allah’a secde edin ve kul olun