MURSELÂT SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

77/MURSELÂT-1: Vel murselâti urfâ
Ardarda maruf ile gönderilen mürselinlere (Resul’lere) andolsun.

77/MURSELÂT-2: Fel âsıfâti asfâ(asfen).
Ve de şiddetle estikçe esenlere (andolsun).

77/MURSELÂT-3: Vennâşirâti neşren.
(Zikri) Dağıtıp yayanlara andolsun.

77/MURSELÂT-4: Fel fârikâti ferkâ(ferkan).
Ve de (Zikr’i hak ve batıl olarak) ayırdıkça ayıranlara (andolsun).

77/MURSELÂT-5: Fel mulkıyâti zikrâ(zikren).
Ve de zikri ilka edenlere (kulların önüne koyan dikkatine sunan Resul’lere) andolsun.

Aziz ve Hakim Allah; hükümlerine sadakat dairesinde sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderdiği insanoğlu için her dönem Resulleri ile sınanma hükümlerini ihtiva eden buyruklarını iletmiştir. Her dönem gönderdiği hükümler {Bkz Beyyine suresi 3} aynı olduğu için, “hükümlerin tekrarı” manasıyla Kuran’ın ana ismi Zikir’dir. Kuran’ın ve Hz Musa’ya gönderilen Tevrat’ın ve Hz İsa’ya gönderilen İncil’in ve diğer Resul’lere gönderilen kitapların ortak ismi, aynı hükümleri barındırdığı için “hükümlerin tekrarı” manasıyla zikir’dir. Zikir tek tanrılı “İslam dininin hüküm kitabının ortak ismi” iken; Kuran Tevrat veya İncil gibi isimler Zikr’in {Bkz;Rad suresi 38}  dönemsel niteleyici adlarıdır. Tarih boyunca {Bkz ; Bakara suresi 100,101} gönderilen tüm kitaplar {bkz; Hicr suresi 90} muktesim müşrikler tarafından tahrif edildiği için bu nedenle Aziz Allah  SÂD suresi 1. ayetinde Kur’an’dan “Zikr kitabının sahibi” yani “İslam hükümlerini içinde eksiksiz barındıran yegane kitap” olduğunu vurgulamıştır
Murselat Allah tarafından görevlendirilen Resul’ler demektir. Kuran’da Resul Çoğul haliyle mürselinler olarak zikredilir. Yukarıda 1. ayetinde ardarda maruf (Aziz Allah’ın sınırları/kul sorumlulukları) ile gönderilen Resuller/mürselinler {bkz; Hadid 27, Bakara 87 Muminun suresi 44} üzerine yemin edilirken 4. ayetinde Zikri tahrif edip ayıran muktesim müşrikler üzerine yemin edilmekte ve  5.ayetinde, ise batıla tevil edilmiş kitabı Resul’lere tekrar tekrar tilavet ile yani (tali düzeltmeler yaparak doğru haliyle) okumakla, Zikri her dönem korunmuş bir halde {bkz; Hicr suresi 9} bir sonraki dönem sınanacak kulların dikkatine sunan Cebrail (AS)/Resul’ler kastedilmektedir. Ve kıyamete ve ahiret hayatına inanmayan müşriklere, {Bkz: Murselat suresi 11} “tarih boyu muhtelif toplumlara Allah’ın sınanma hükümlerini tekrar tekrar getirmek için gönderilen mürselinlerin kendi toplumları üzerlerinde şahit tutulacağı açıklanmaktadır. Muktesim, bölen, parçalayan, taksim eden demektir. {bkz Hicr suresi 90 ve Muminun suresi 53} Muktesimler, atalarından gelen çok tanrılı şirk sömürü düzenini halka empoze etmek için Allah’ın indirdiği ayetlerin bir kısmını almakla hak dine benzer gösterip, akabinde batıl hükümlerle insanları kandırıp sömüren ve böylece hak din İslam’dan tarih boyunca defaatla ayrılan müşrik topluluklardır. Kuran’da muktesimler, Hicr suresi 90. ayetinde çoğul haliyle muktesimler olarak vurgulanmıştır. Geçmişte Allah’ın kitabı Zikr’in İsrailoğulları tarafından sürekli değiştirilerek batıla tevil edilmesi ve buna mukabil “Zikri korumak için elçilerin ardarda gönderilmesi” hususu, işaret ettiğimiz ilgili ayetlere ilave olarak Araf suresi 169~174 ayetleriyle de ayrıntılanmıştır. Ve Şuara suresinde, “İsrailoğullarından öncesinden başlangıçla” Tarih boyu ardarda gönderilmiş tüm mürselinler ismen ve kapsamlı açıklanmıştır.

77/MURSELÂT-6: Uzren ev nuzrâ(nuzren).
(Bu yeminler), özür olarak veya nezir olarak (geçmişte herhangi bir dönemde yaşamış ve uyarılmamıştık diye hesap gününde mazeret bulmamanız) içindir.

77/MURSELÂT-7: İnnemâ tûadûne levâkı’(levâkıun).
Muhakkak ki vaadolunduğunuz şey, (izin günü/hesap günü ahirette) mutlaka vuku bulacaktır.

77/MURSELÂT-8: Fe izen nucûmu tumiset.
Öyle ki, o zaman yıldızların ışığı giderilmiş.

77/MURSELÂT-9: Ve izes semâu furicet.
Ve o zaman gök yarılmıştır.

77/MURSELÂT-10: Ve izel cibâlu nusifet.
Ve o zaman dağlar dağılmıştır.

77/MURSELÂT-11: Ve izer rusulu ukkıtet.
Ve o zaman (ardarda gönderilen) resûllere şahitlik vakti bildirilmiştir.

77/MURSELÂT-12: Li eyyi yevmin uccilet.
(Sorgulanmaları) hangi gün için tecil edildi ise.

77/MURSELÂT-13: Li yevmil fasl(fasli).
Muhakkak ki (sorgulama) Fasıl günü (cennetlikler ile cehennemlikleri ayırma günü) için tecil edildi.

77/MURSELÂT-14: Ve mâ edrâke mâ yevmul fasl(fasli).
O fasıl gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?

77/MURSELÂT-15: Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
İşte O İzin gününü, yalanlayanların vay haline.

77/MURSELÂT-16: E lem nuhlikil evvelîn(evvelîne).
(Ardarda gönderdiğimiz Resuller ile önce uyararak) Evvelkileri Biz helâk etmedik mi?

77/MURSELÂT-17: Summe nutbiuhumul âhırîn(âhırîne).
Sonra diğerlerini (arkadan gelen inkarcı nesilleri ) de onlara tâbî kıldık.

77/MURSELÂT-18: Kezâlike nef’alu bil mucrimîn(mucrimîne).
Mücrimlere (suçlulara) işte Biz böyle yaparız.

77/MURSELÂT-19: Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
İzin gününü (hesap gününü) yalanlayanların vay haline.

77/MURSELÂT-20: E lem nahlukkum min mâin mehîn(mehînin).
Sizi Biz, (yeryüzünde) değersiz bir sudan yaratmadık mı?

77/MURSELÂT-21: Fe cealnâhu fî karârin mekîn(mekînin).
Sonra onu sağlam bir yerde (yeryüzünde ömür süre) yerleşmeyi kararımız kıldık.

77/MURSELÂT-22: İlâ kaderin ma’lûm(ma’lûmin).
Bilinen bir süreye kadar. (Ahirette önceden Adem (as)’a insanlığın gıyabında söz verilmiş olan bir ömür mühletince)

77/MURSELÂT-23: Fe kadernâ fe ni’mel kâdirûn(kâdirûne).
İşte Biz, böyle takdir ettik. O takdir sahibi ki ne güzel kudret sahibidir.

77/MURSELÂT-24: Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
İzin gününü yalanlayanların vay haline.

77/MURSELÂT-25: E lem nec’alil arda kifâtâ(kifâten).
Biz arzı toplanma yeri kılmadık mı?

77/MURSELÂT-26: Ahyâen ve emvâtâ(emvâten).
Canlılara ve ölülere.

77/MURSELÂT-27: Ve cealnâ fîhâ revâsiye şâmihâtin ve eskaynâkum mâen furâtâ(furâten).
Ve orada yüksek dağlar kıldık. Ve sizi tatlı su ile Biz suladık (yaşam demek olan suyu biz yarattık.).

77/MURSELÂT-28: Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
İzin gününü yalanlayanların vay haline.

77/MURSELÂT-29: İntalikû ilâ mâ kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
(Şimdilik) O yalanlamış olduğunuz şeye gidin!

77/MURSELÂT-30: İntalikû ilâ zıllin zî selâsi şuâb(şuâbin).
Üç çatallı olan gölgeye gidiniz. (üçlü teslis şirk inancınız altında şimdilik bir müddet gölgeleniniz)

77/MURSELÂT-31: Lâ zalîlin ve lâ yugnî minel leheb(lehebi).
O ki (O şirk gölgesi ki cehennemde) Sizi Gölgelendiremez ve o yakıcı aleve bir faydası olmaz.

77/MURSELÂT-32: İnnehâ termî bi şerarin kel kasr(kasri).
Muhakkak ki o cehennem, (tek kıvılcımıyla yok olacak) saraylarınız kadar büyük kıvılcımlar atar.

77/MURSELÂT-33: Ke ennehu cimâletun sufr(sufrun).
O kıvılcımlar ki herbirinin rengi sarı erkek develer gibidir.

77/MURSELÂT-34: Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
İzin gününü yalanlayanların vay haline.

77/MURSELÂT-35: Hâzâ yevmu lâ yentıkûn(yentıkûne).
O izin günü ki İslam’ı yalanlayanların orada konuşamayacakları bir gündür.

77/MURSELÂT-36: Ve lâ yu’zenu lehum fe ya’tezirûn(ya’tezirûne).
Ve artık onlara izin verilmez ki, artık bir özür beyan etsinler.

77/MURSELÂT-37: Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
İzin gününü yalanlayanların vay haline.

77/MURSELÂT-38: Hâzâ yevmul fasl(fasli), cema’nâkum vel evvelîn(evvelîne).
Onlara; Bu (cennetlikler ile cehennemliklerin) ayrılma günüdür. Sizi ve sizden evvelkileri şimdi (hesap/izin gününde) bunun için biraraya topladık. denir

77/MURSELÂT-39: Fe in kâne lekum keydun fe kîdûn(kîdûni).
(Allah Teala) Onlara; Haydi eğer sizin bir tuzağınız varsa o halde (yeryüzünde tüm mürselinlere muhalefetle yapmaya yeltendiğiniz gibi) Bana karşı şimdi tuzak kurun. Der.

77/MURSELÂT-40: Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
İzin gününü yalanlayanların vay haline.

77/MURSELÂT-41: İnnel muttekîne fî zılâlin ve uyûn(uyûnin).
Muhakkak ki yeryüzünde takva sahibi olmuş kimseler cennette gölgelerde ve pınarbaşlarındadır.

77/MURSELÂT-42: Ve fevâkihe mimmâ yeştehûn(yeştehûne).
Ve orada canlarının çektiği meyveler vardır.

77/MURSELÂT-43: Kulû veşrebû henîen bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Yeryüzünde yaptıklarınız sebebiyle burada afiyetle yeyin ve için. denir

77/MURSELÂT-44: İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.

77/MURSELÂT-45: Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
İzin gününü yalanlayanların vay haline.

77/MURSELÂT-46: Kulû ve temetteû kalîlen innekum mucrimûn(mucrimûne).
(Şimdilik) Biraz yeyin ve biraz da metalanın (şimdilik ateşe atılacağınız güne kadar dünyada faydalanın). Çünkü siz mücrimlersiniz. (suçlularsınız)

77/MURSELÂT-47: Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
İzin gününü yalanlayanların vay haline.

77/MURSELÂT-48: Ve izâ kîle lehumurkeû lâ yerkeûn(yerkeûne).
Ve onlara: “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezler.

77/MURSELÂT-49: Veylun yevmeizin lil mukezzibîn(mukezzibîne).
İzin gününü yalanlayanların vay haline.

77/MURSELÂT-50: Fe bi eyyi hadîsin ba’dehu yu’minûn(yu’minûne).
Bu sözden başka (Kur’an’dan başka) artık hangi söze inanacaklar?