MERYEM SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

19/MERYEM-1: Kâf, hâ, yâ, ayn, sâd.
Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd.

19/MERYEM-2: Zikru rahmeti rabbike abdehu zekeriyyâ.
(Bu sure), senin Rabbinin, kulu Zekeriya (A.S)’a rahmetinin zikridir.

19/MERYEM-3: İz nâdâ rabbehu nidâen hafiyyâ(hafiyyen).
O, Rabbine gizlice seslenerek, şöyle nida etmişti.

19/MERYEM-4: Kâle rabbî innî ve henel azmu minnî veştealer re’su şeyben ve lem ekun bi duâike rabbî şakıyyâ(şakıyyen).
(Zekeriya A.S): “Rabbim, gerçekten benim vücudum ve kemiklerim çok zayıfladı ve saçlarım artık ağardı. Ve ben ancak Sana dua etmekle bugünlerime kadar şâkî (sana isyankar) olmadım.” dedi.

19/MERYEM-5: Ve innî hıftul mevâliye min verâî ve kânetimreetî âkıran feheb lî min ledunke veliyyâ(veliyyen).
Ve gerçekten ben, arkamdan vali olanlar (arkamdan gelecek olan idareciler) benim gibi davranmazlar (İslam hükümleriyle hükmetmezler) diye korktum. Ve artık benim kadınım da akir oldu. (doğurganlığı gitti) Bu sebeple bana, Senin katından bir velî (İslam ile hükmedecek bir, evlât) bağışla. dedi.

19/MERYEM-6: Yerisunî ve yerisu min âli ya’kûbe vec’alhu rabbî radıyyâ(radıyyen).
Ve Rabbim o evlat ki senden razı olanlardan olarak; Bana ve Yâkub (A.S)’ın ailesine varis olsun. (diyerek dua etti)

19/MERYEM-7: Yâ zekeriyyâ innâ nubeşşiruke bi gulâminismuhu yahyâ lem nec’al lehu min kablu semiyyâ(semiyyen).
(Allah Teâlâ) Ey Zekeriya! Gerçekten Biz seni, şimdi ismi Yahya olan bir oğlan çocuk ile müjdeliyoruz. Ve Biz o isimle daha önce hiçbir kimseyi isimlendirmedik. (diye vahyetti)

19/MERYEM-8: Kâle rabbî ennâ yekûnu lî gulâmun ve kânetimreetî âkıran ve kad belagtu minel kiberi ıtiyyâ(ıtiyyen).
(Zekeriya (A.S) şöyle dedi: “Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir? Artık benim kadınım da akir (yaşlandı doğurganlığı yok) oldu. Ve Ben de yaşlanarak ihtiyarlığa ulaştım.” (diye nida etti)

19/MERYEM-9: Kâle kezâlik(kezâlike), kâle rabbuke huve aleyye heyyinun ve kad halaktuke min kablu ve lem teku şey’â(şey’en).
(Bunun üzerine Melek): Daha önce sen hiçbir şey değilken seni nasıl yoktan yarattıysa İşte öyle! Senin Rabbin “O, iş benim için kolaydır. Daha önce sen bir şey değilken de seni, Ben yaratmıştım.” buyurdu.

19/MERYEM-10: Kâle rabbic’al lî âyeh(âyeten), kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ(seviyyen).
(Zekeriya A.S): “Rabbim, bana bir delil (işaret) kıl (ver).” dedi. (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “Senin delilin (işaretin), insanlarla üç gün ve gece normal (sağlıklı) olduğun halde konuşamamandır.”

19/MERYEM-11: Fe harece alâ kavmihî minel mihrâbi fe evhâ ileyhim en sebbihû bukreten ve aşiyyâ(aşiyyen).
Bundan sonra (Bu mucizeden sonra Zekeriya as) mihrapta durarak (aracıları reddedip sadece kendi imametiyle) kavminin karşısına çıktı. Böylece Allah onlara, (Hristiyan ve Yahudi müşriklerin iddialarının aksine aracıları değil) sabah akşam sadece Allah’ı tesbih etmelerini vahyetti.

19/MERYEM-12: Yâ yahyâ huzil kitâbe bi kuvveh(kuvvetin), ve âteynâhul hukme sabiyyâ(sabiyyen).
(Sonra mucizevi bir doğumla İslam’a varis kıldığımız Hz Zekeriya’nın oğluna) Ey Yahya! Kitab’ı (Zikr’i/Kuran’ı) kuvvetle al ve Allah’ın hükümlerini uygula. dedik. Ve Biz, ona daha sabi iken (küçük yaşta) hikmet verdik.

19/MERYEM-13: Ve hanânen min ledunnâ ve zekâh(zekâten), ve kâne tekıyyâ(tekıyyen).
Ve böylece katımızdan ona, (Zikr’i/Kuran’ı) sevgi ve zekât olarak verdik. Ve böylelikle o takva sahibi oldu.

19/MERYEM-14: Ve berren bi vâlideyhi ve lem yekun cebbâren asıyyâ(asıyyen).
Anne ve babasına karşı birr sahibiydi. (Allah’ın Kuran hükümlerinde emrettiği gibi Anne babasına ilgili bağlı sevgi ve saygılıydı) Ve o, asla (hükme) asi, cebbar bir kimse değildi.

19/MERYEM-15: Ve selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemûtu ve yevme yub’asu hayyâ(hayyen).
Ve doğduğu gün ve öleceği gün ve canlı olarak ahirete yeniden beas edileceği gün ona selâm (selamet) üzerine olsun. Dendi.

19/MERYEM-16: Vezkur fil kitâbı meryem(meryeme), izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyâ(şarkıyyen).
Kitap’ta Hz. Meryem’i zikret. (Hani o) Ailesinden ayrılıp, (*vahyimizle) şark (doğu) tarafında bir yere çekilmişti.

İmran’ın eşi Allah’ın buyruklarını yeryüzünde yüceltecek bir Peygamber doğurmak istemişti. Ancak o dönem Zekeriya ve akabinde oğlu Hz Yahya, Hz İsa’yı da tasdik edici olarak {bkz Âl-i İmran 39} görevlerini ifa ettikleri için, bir sonraki nesil için Peygamber doğuracak olan Hz Meryem’i, duaları üzerine İmran’ın eşine nasib etti. Böylece Hz Meryem, İmran’ın eşi tarafından Allah’a adanmış bir hayat olarak dünyaya geldi. ve Aziz Allah Hz Zekeriya’yı Meryem’in bakımına mükellef kılıp Meryem’i çocukluğundan İsa’yı doğuruncaya kadar olan süreçte mucize ve ihsanlarıyla özel olarak yetiştirdi.{bkz; Âl-i İmran 3/37 } ve günü geldiğinde Hz İsa’yı doğurması için halktan uzaklaşmasını “vahyetti” ve Meryem halkın arasına tekrar geri döndüğünde ise Aziz Allah bebek haliyle Hz İsa’yı konuşturarak hem insanları mucizelerine vakıf etti. Hem de Meryem’in anlattıklarını bu mucize ile doğrulayarak Meryem’in iffetini  korumuş oldu. {bkz; Ali İmran 38~46}

19/MERYEM-17: Fettehazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fe temessele lehâ beşeren seviyyâ(seviyyen).
Sonra da (Meryem) kendisini onlardan ayıran bir perde çekti . (doğumu gerçekleştirmek üzere kendisini insanlardan ayırdı). O zaman ona Ruhumuz’u (Ruh’ûl Kudüs) gönderdik. (Ruh’ûl Kudüs) Ona normal bir beşer suretinde (hüviyetinde) temessül etti (göründü).

19/MERYEM-18: Kâlet innî eûzu bir rahmâni minke in kunte tekıyyâ(tekıyyen).
(Hz. Meryem şöyle) dedi: “Muhakkak ki eğer sen takva sahibi isen (iffetime dokunmaman için/bana bir zararın dokunmaması için). Senden Rahmân’a sığınırım.”

19/MERYEM-19: Kâle innemâ ene resûlu rabbiki li ehebe leki gulâmen zekiyyâ(zekiyyen).
(Ruh’ûl Kudüs); “Ben sadece sana zeki (temiz) bir erkek çocuk bağışlamak için (bağışlandığını müjdelemek için) senin Rabbinin bir resûlüyüm.” dedi.

19/MERYEM-20: Kâlet ennâ yekûnu lî gulâmun ve lem yemsesnî beşerun ve lem eku bagıyyâ(bagıyyen).
(Hz. Meryem dedi ki): “Bana bir beşer dokunmamış (olduğuna göre) benim nasıl bir oğlum olabilir? Ve ben, şimdiye kadar azgın (iffetsiz) olmadım.”

19/MERYEM-21: Kâle kezâlik(kezâliki), kâle rabbuki huve aleyye heyyin(heyyinun), ve li nec’alehû âyeten lin nâsi ve rahmeten minnâ, ve kâne emren makdıyyâ(makdıyyen).
(Ruh’ûl Kudüs): “İşte böyle” dedi. Senin Rabbin: “O, Bana kolaydır ve onu, insanlara bir âyet (mucize göstermek adına) ve Bizden bir rahmet kılacağız.” buyurdu. Ve emir ( Hz İsa (as)’ın Doğumu; “Allah’ın ol demesiyle” bkz; Âl-i İmran 3/47 3/59 ) kaza edilmiştir.

19/MERYEM-22: Fe hamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyâ(kasıyyen).
Böylece (ol demesiyle) ona hamile kaldı. Bundan sonra onunla uzak bir mekâna (yere) çekildi.

19/MERYEM-23: Fe ecâe hel mehâdû ilâ ciz’ın nahleh(nahleti), kâlet yâ leytenî mittu kable hâzâ ve kuntu nesyen mensiyyâ(mensiyyen).
Doğum sancısı onu, bir hurma ağacının gövdesine (sığınmaya) mecbur etti. (Derin hamilelik acısı yüzünden) “Keşke ben (hamile kalmaktansa) bundan önce ölseydim de, böylece unutulmuşların arasına karışsaydım.” dedi.

19/MERYEM-24: Fe nâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ceale rabbuki tahteki seriyyâ(seriyyen).
O zaman onun (Hz. Meryem’in) alt yanından, ona “mahzun olma” (sakın üzülme) diye bir nida (geldi): “Rabbin, senin için (rahat/doğum yapman için) alt yanından bir su yolu kıldı (oluşturdu).”

19/MERYEM-25: Ve huzzî ileyki bi ciz’ın nahleti tusâkıt aleyki rutaben ceniyyâ(ceniyyen).
Ve hurma ağacının gövdesini üzerine silkele. Taze hurmalar senin üzerine düşecek hemen yanında toplanacak.

19/MERYEM-26: Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ(aynen), fe immâ terayinne minel beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu lir rahmâni savmen fe len ukellimel yevme insiyyâ(insiyyen).
Artık ye ve iç, gözün aydın olsun! Bundan sonra eğer beşerden bir kimseyi görürsen, o zaman (ona şöyle) söyle: “Muhakkak ki ben, Rahmân’a (konuşmama) orucu nezrettim (adadım). Bu sebeple bugün bir insanla asla konuşmayacağım.” (*Meryem evli olmadığı için dolayısıyla yolda ona yönelebilecek herhangi bir iffetsizlik zannı için Bebek Hz İsa konuşana dek suskun kalması gerekiyordu. Bkz;Meryem 30)

19/MERYEM-27: Fe etet bihî kavmehâ tahmiluh(tahmiluhu), kâlû yâ meryemu lekad ci’ti şey’en feriyyâ(feriyyen).
Böylece onu taşıyarak kavmine getirdi. (Kavmindekiler) dediler ki: “Ey Meryem! Andolsun ki sen, acayip (kötü) bir şey yaptın.”

19/MERYEM-28: Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimrae sev’in ve mâ kânet ummuki begıyyâ(begıyyen).
Ey Harun’un (kız)kardeşi Meryem! Oysa Senin baban kötü bir adam değildi. Ve senin annen de iffetsiz değildi.

19/MERYEM-29: Fe eşâret ileyh(ileyhi), kâlû keyfe nukellimu men kâne fîl mehdi sabiyyâ(sabiyyen).
Bunun üzerine Meryem onu (çocuğunu) işaret etti. (Onlar) dediler ki: “Beşikte olan bir sabi (bebek) ile biz nasıl konuşuruz?”

19/MERYEM-30: Kâle innî abdullâh(abdullâhi), âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ(nebiyyen).
(Bebek Hz İsa) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.”

19/MERYEM-31: Ve cealenî mubâreken eyne mâ kuntu ve evsânî bis salâti vez zekâti mâ dumtu hayyâ(hayyen).
Ve beni nerede bulunursam bulunayım (bulunduğum heryerde) mübarek kıldı. Ve hayatta kaldığım sürece İslam’ın ihyasını ve zekâtını bana vasiyet etti (emretti). {bkz: Âl-i İmran suresi 49,50,51}

19/MERYEM-32: Ve berren bi vâlidetî ve lem yec’alnî cebbâren şakıyyâ(şakıyyen).
Ve anneme karşı birr sahibi olmayı (emretti). Ve beni, (yeryüzüne) cebbar (zorba) bir şâkî kılmadı.

19/MERYEM-33: Ves selâmu aleyye yevme vulidtu ve yevme emûtu ve yevme ub’asu hayyâ(hayyen).
Ve doğduğum gün ve öleceğim gün ve canlı olarak beas edileceğim (diriltileceğim) gün selâm benim üzerimedir (banadır).

19/MERYEM-34: Zâlike îsebnu meryem(meryeme), kavlel hakkıllezî fîhi yemterûn(yemterûne).
İşte bu Meryemoğlu İsa. O Hakk’ın “ol” sözü’dür ki; O’nun hakkında hala şüphe ediyorlar.

19/MERYEM-35: Mâ kâne lillâhi en yettehıze min veledin subhâneh(subhânehu), izâ kadâ emren fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn(yekûnu).
Allah’ın (kendisinden) bir (erkek) çocuk edinmesi olamaz. O, Sübhan’dır (aciz bir beşer gibi doğmaz doğurmaz doğurulmaz o olağanüstü yaratmalara Kadir Aziz olan yaratıcıdır O “OL” der olur). Bir işin olmasına karar verdiği zaman, o taktirde sadece ona “Ol!” der ve o, hemen olur.

19/MERYEM-36: Ve innallâhe rabbî ve rabbukum fa’budûh(fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve muhakkak ki Allah, benim Rabbim ve sizin (de) Rabbinizdir. O halde, O’na kul olun! İşte bu Sıratı Mustakîm’dir. Dedi.

19/MERYEM-37: Fahtelefel ahzâbu min beynihim, fe veylun lillezîne keferû min meşhedi yevmin azîm(azîmin).
Bundan sonra hizipler (gruplar) kendi aralarında ihtilâf ettiler. Büyük gün müşahede edildiği (ahirete hayatına izin gününe şahit olunduğu) o zaman vay o kâfirlerin haline!

19/MERYEM-38: Esmi’ bihim ve ebsır yevme ye’tûnenâ lâkiniz zâlimûnel yevme fî dalâlin mubîn(mubînin).
Bize (ahirete) geldikleri gün, onlara (inanmadıkları ahiret hayatı) işittirilir ve gösterilir. Lâkin zalimler, bugün (hâlâ inanmamakla) apaçık bir dalâlet içindeler.

19/MERYEM-39: Ve enzirhum yevmel hasreti iz kudıyel emr(emru), ve hum fî gafletin ve hum lâ yu’minûn(yu’minûne).
Ve emrin yerine getirileceği hasret günüyle (beas günü/kıyamet günüyle) onları uyar. Ve onlar, hala gaflet içindeler ve muhakkak ki onlar, mü’min değillerdir.

19/MERYEM-40: İnnâ nahnu nerisul arda ve men aleyhâ ve ileynâ yurceûn(yurceûne).
Muhakkak ki Biz, yeryüzüne ve onun üzerinde olan kimselere (aracılar ve sahte ilahları değil) Biz, varis olacağız. Ve onlar, yargılanmak üzere Biz’e (ahirete) döndürülecekler.

19/MERYEM-41: Vezkur fîl kitâbi ibrâhîm(ibrâhîme), innehu kâne sıddîkan nebiyyâ(nebiyyen).
Kitap’ta İbrâhîm (A.S)’ı zikret! Muhakkak ki O, sadık (çok sadakatli, her zaman doğruyu söyleyen) bir Nebî idi.

19/MERYEM-42: İz kâle li ebîhi, yâ ebeti lime ta’budu mâ lâ yesmau ve lâ yubsıru ve lâ yugnî anke şey’â(şey’en).
İbrâhîm (A.S), babasına dedi ki: “Ey babacığım! İşitmeyen ve görmeyen ve sana hiçbir şekilde ve hiçbir şeyle faydası olmayanlara niçin tapıyorsun?”

19/MERYEM-43: Yâ ebeti innî kad câenî minel ilmi mâ lem ye’tike fettebi’nî ehdike sırâtan seviyyâ(seviyyen).
Ey babacığım, muhakkak ki bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir! Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye’ye (düzgün, seviyeli, Allah’a ulaştıran yola) hidayet edeyim (ulaştırayım).

19/MERYEM-44: Yâ ebeti lâ ta’budiş şeytân(şeytâne), inneş şeytâne kâne lir rahmâni asıyyâ(asıyyen).
Ey babacığım, şeytana kul olma! Muhakkak ki şeytan, Rahmân’a asi oldu.

19/MERYEM-45: Yâ ebeti innî ehâfu en yemesseke azâbun miner rahmâni fe tekûne liş şeytâni veliyyâ(veliyyen).
Ey babacığım, muhakkak ki ben, (Putlara yöneldiğin için) sana Rahmân’dan azap dokunmasından korkuyorum! O durumda, şeytana velî (dost) olursun.

19/MERYEM-46: Kâle e râgıbun ente an âlihetî yâ ibrâhîm(ibrâhîmu), lein lem tentehi le ercumenneke vehcurnî meliyyâ(meliyyen).
(İbrâhîm (A.S)’ın babası şöyle) dedi: “Ey İbrâhîm! Sen, benim ilâhlarıma rağbet etmiyor musun (kıymet vermiyor musun)? Eğer sen, (bundan) vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım ve (çok tanrılı ilahlarımıza muhalefet ettiğin için) uzun müddet benden uzaklaş.”

19/MERYEM-47: Kâle selâmun aleyk(aleyke), se estagfiru leke rabbî, innehu kâne bî hafiyyâ(hafiyyen).
(Ve Hz İbrahim babasına)“Sana selâm olsun.” dedi. Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana (çok) lütufkârdır. Demişti.

19/MERYEM-48: Ve a’tezilukum ve mâ ted’ûne min dûnillâhi ve ed’û rabbî, asâ ellâ ekûne bi duâi rabbî şakıyyâ(şakıyyen).
Ve muhakkak ki ben bugün, sizden ve Allah’tan başka dua ettiğiniz şeylerden ayrılıyorum. Ve Rabbime aracısız dua ediyorum. Umulur ki (aracısız yaptığım bu) dualarla ben, Rabbime şâkî olmayanlardan olurum.

19/MERYEM-49: Fe lemmâ’tezelehum ve mâ ya’budûne min dûnillâhi vehebnâ lehû ishâka ve ya’kûb(ya’kûbe) ve kullen cealnâ nebiyyâ(nebiyyen).
Böylece onlardan ve onların Allah’tan başka kul olduğu şeylerden, ayrıldığı zaman (niyet amele döndüğü anda/döndükten sonra) ona, İshak ve Yâkub’u hibe ettik (o istemeden bahşettik). Ve hepsini, Nebî kıldık.

19/MERYEM-50: Ve vehebnâ lehum min rahmetinâ ve cealnâ lehum lisâne sıdkın aliyyâ(aliyyen).
Ve onlara, rahmetimizden bahşettik (karşılıksız verdik). Ve onları (Hz. İbrâhîm ve oğullarını), bütün dillerde (çeşitli ülkelerde lisanlarda) sadık ve âlî kıldık. (Allah’a aracısız yönelen sıddıklar olarak görev yapmalarını ve hayırla anılmalarını sağladık.)

19/MERYEM-51: Vezkur fîl kitâbi mûsâ, innehu kâne muhlesan ve kâne resûlen nebiyyâ(nebiyyen).
Kitap’ta Musa (A.S)’ı da zikret. Muhakkak ki O, muhlis  ve Nebî Resûl idi.

19/MERYEM-52: Ve nâdeynâhu min cânibit tûril eymeni ve karrebnâhu neciyyâ(neciyyen).
Ve Tur’un sağ tarafından ona seslendik. Ve onu, söyleşmek (vahyetmek) için yaklaştırdık. {Bkz; Kasas suresi 30 Neml suresi 8}

19/MERYEM-53: Ve vehebnâ lehu min rahmetinâ ehâhu hârûne nebiyyâ(nebiyyen).
Ve ona, rahmetimizden kardeşi Harun (A.S)’ı Nebî (Peygamber) olarak bahşettik.

19/MERYEM-54: Vezkur fîl kitâbi ismâîle innehu kâne sâdıkal va’di ve kâne resûlen nebiyyâ(nebiyyen).
Ve Kitap’ta İsmail (A.S)’ı (da) zikret. Çünkü O, vaadine sadıktı ve O, Nebî Resûl’dü.

19/MERYEM-55: Ve kâne ye’muru ehlehu bis salâti vez zekâti ve kâne inde rabbihî mardıyyâ(mardıyyen).
Ve o, ehline (halkına) Allah’a aracısız ibadeti/İslam’ı ve zekâtı emrediyordu. Ve o, Rabbinin katında razı olunmuşlardandı.

19/MERYEM-56: Vezkur fîl kitâbi idrîse innehu kâne sıddîkan nebiyyâ(nebiyyen).
Ve Kitap’ta İdris (A.S)’ı (da) zikret. Muhakkak ki O, sadık bir Nebî idi.

19/MERYEM-57: Ve refa’nâhu mekânen aliyyâ(aliyyen).
Ve onu, yüce bir mekâna (makama, cennete) yükselttik.

19/MERYEM-58: Ulâikellezîne en’amallâhu aleyhim minen nebiyyîne min zurriyyeti âdeme ve mimmen hamelnâ mea nûhin ve min zurriyyeti ibrâhîme ve isrâîle ve mimmen hedeynâ vectebeynâ, izâ tutlâ aleyhim âyâtur rahmâni harrû succeden ve bukiyyâ(bukiyyen). (SECDE ÂYETİ)
İşte onlar, Allah’ın kendilerine ni’met verdiği nebîlerdendir. Âdem (A.S)’ın zürriyyetinden (neslinden) ve Nuh (A.S)’la beraber taşıdıklarımızdan ve İbrâhîm (A.S) ve İsrail (A.S)’ın zürriyyetinden ve Bizim hidayete erdirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendir. Onlara, Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman Onlar ağlayarak ve secde ederek yere kapanırlardı.

19/MERYEM-59: Fe halefe min ba’dihim halfun edâus salâte vettebeûş şehevâti fe sevfe yelkavne gayyâ(gayyen).
Bundan sonra onların arkasından gelen nesil, (İslam) ibadetlerini ihmal ettiler. Ve sonra ardından şehvetlerine  (batıla/ahiret hayatı olmayan sadece dünya menfaati üzerine kurulu şirk sömürü inançlarına) tâbî oldular. Artık yakında gayy ile (inanmadıkları cehennemin en alt bölümüyle) karşılaşacaklar.

19/MERYEM-60: İllâ men tâbe ve âmene ve amile sâlihan fe ulâike yedhulûnel cennete ve lâ yuzlemûne şey’â(şey’en).
Tövbe edenler, âmenû olanlar (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlar) ve amilüssalihat (Allah’ı razı etmek için salih ameller ) yapanlar hariç. İşte onlar, cennete girecekler. Ve onlara, hiçbir şeyle zulmedilmez.

19/MERYEM-61: Cennâti adninilletî vaader rahmânu ibâdehu bil gayb(gaybi), innehu kâne va’duhu me’tiyyâ(me’tiyyen).
Adn cennetleri ki onları, Rahmân, kullarına gıyaben (ilk önce Ahirette Hz Adem sonra da yeryüzünde Resul’ler Nebiler vasıtasıyla İnsanların gıyabında) vaadetti. Muhakkak ki o (adn cennetleri), O’nun (Allah’ın) vaadidir, ve yerine gelecektir.

19/MERYEM-62: Lâ yesmeûne fîhâ lagven illâ selâmâ(selâmen), ve lehum rızkuhum fîhâ bukreten ve aşiyyâ(aşiyyen).
(Müşriklerin inanmadıkları O Cennet mekan ki) Orada boş söz (batılın boş vaadi ve aracıların sözde şefaati) işitilmez, oraya sadece “İslam.” hakimdir. Ve orada, sadece onların (amenü olan müminlerin) sabah ve akşam rızıkları vardır.

19/MERYEM-63: Tilkel cennetulletî nûrisu min ibâdinâ men kâne takıyyâ(takıyyen).
Kullarımızdan takva sahibi olanlar için onlara varis kıldığımız cennet işte budur.

19/MERYEM-64: Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbik(rabbike), lehu mâ beyne eydînâ ve mâ halfenâ ve mâ beyne zâlik(zâlike), ve mâ kâne rabbuke nesiyyâ(nesiyyen).
Ve biz (resûl melekler/Cebrail as), Rabbinin emri olmaksızın inmeyiz. Bizim önümüzde, arkamızda ve bunların arasında olanlar, O’nundur. (Geçmişte ve gelecekte ve şimdi herşey O’nun emriyle olur) Ve senin Rabbin, (şimdiki nesli) unutmuş değildir.

19/MERYEM-65: Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ fa’budhu vastabir li ibâdetih(ibâdetihî), hel ta’lemu lehu semiyyâ(semiyyen).
O Semaların, yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir. O’nun İsmi’yle (Allah olarak) isimlendirilen başka hiçbir kimse biliyor musun? Öyleyse O’na kul ol! Ve daima O’nun kulluğunda sabırlı ol!

19/MERYEM-66: Ve yekûlul insânu e izâ mâ mittu le sevfe uhracu hayyâ(hayyen).
Ve insan:(müşrikler) “Ben, öldükten sonra ahirete canlı olarak mutlaka tekrar mı çıkarılacağım?” diye şüphe eder. (Ahiret hayatına inanmaz/tereddüt eder)

19/MERYEM-67: E ve lâ yezkurul insânu ennâ halaknâhu min kablu ve lem yeku şey’â(şey’en).
Ve oysa O insan, daha önce o bir şey değilken (yokken); Bizim, onu nasıl yoktan yarattığımızı düşünmez mi?

Hem Arap müşrikler hem Ehli kitap anılan Hristiyan ve yahudiler ahirete inanmazlar bu nedenle Kuran’ın birçok sure ve ayetinde; “Yeryüzü yaratılışından örnekler verilir ve tüm bunları mucizevi bir şekilde en ince ölçüsüne kadar yoktan yaratmaya muktedir olan Allah, ahireti de yaratmaya muktedir değil mi ? Yasin 81” sorusuna kullarını muhatap bırakarak, ahirete iman için mutlaka insanların hem kendi hem de dünya yaratılışından ibret almaları öğütlemiştir.

19/MERYEM-68: Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyâtîne summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyyâ(cisiyyen).
Rabbine andolsun ki, sonra da onları ve şeytanları, mutlaka haşredeceğiz (ahirette toplayacağız). Sonra onları, cehennemin etrafında diz üstü çökmüş olarak hazır kılacağız.

19/MERYEM-69: Summe le nenzianne min kulli şîatin eyyuhum eşeddu aler rahmâni ıtiyyâ(ıtiyyen).
Sonra bütün gruplardan onların hangisi, Rahmân’a karşı daha çok asi (azgın) olduysa, onları mutlaka ayıracağız.

19/MERYEM-70: Summe le nahnu a’lemu billezîne hum evlâ bihâ sıliyyâ(sıliyyen).
Sonra ona (cehenneme) maruz kalmayı en çok hakedenleri, elbette en iyi Biz biliriz.

19/MERYEM-71: Ve in minkum illâ vâriduhâ, kâne alâ rabbike hatmen makdıyyâ(makdıyyen).
Ve sizden biriniz (bile) hariç olmamak üzere önce hepiniz, illâ cehenneme varacaksınız. Bu, senin Rabbinin üzerine (söz aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür.

19/MERYEM-72: Summe nuneccîllezînettekav ve nezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ(cisiyyen).
Sonra takva sahiplerine (cennete girmelerine izin vermekle/ izin günü) kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak cehennemde bırakacağız.

19/MERYEM-73: Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlellezîne keferû lillezîne âmenû eyyul ferîkayni hayrun makâmen ve ahsenu nediyyâ(nediyyen).
Ve çünkü yeryüzünde âyetlerimiz, onlara beyan edilerek okunduğu zaman, kâfirler âmenû olanlara (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlara müşrikler şöyle) dediler: “İki gruptan hangimiz, makam bakımından daha hayırlı ve meclis bakımından daha güçlü?”

19/MERYEM-74: Ve kem ehleknâ kablehum min karnin hum ahsenu esâsen ve ri’yâ(ri’yen).
Oysa Biz; Onlardan önce, mal ve görünüş bakımından daha güçlü nice nesiller/kavimler helâk ettik.

19/MERYEM-75: Kul men kâne fîd dalâleti fel yemdud lehur rahmânu meddâ(medden), hattâ izâ raev mâ yûadûne immel azâbe ve immes sâah(sâate), fe se ya’lemûne men huve şerrun mekânen ve ad’afu cundâ(cunden).
De ki: “Kim dalâlette ise o zaman onlar vaadolundukları azabı veya o saati (kıyâmeti) görene kadar Rahmân, onlara biraz zamanı uzatarak (sınanmaları gayesinde evvelden vaad ettiği için) mühlet verir.” Böylece (ahirete kavuştuklarında) kimin mekân bakımından daha şerrli ve yardım bakımından daha zayıf olduğunu yakında mutlaka bilecekler.

19/MERYEM-76: Ve yezîdullâhullezînehtedev hudâ(huden), vel bâkıyâtus sâlihâtu hayrun inde rabbike sevâben ve hayrun mereddâ(meredden).
Ve Allah, hidayette olanların (amenü olanların/Allah’a aracısız iman ve teslim olanların)hidayetini arttırır. (Ahiret hayatına) Bâki olan salih ameller, Rabbinin indinde sevap bakımından daha hayırlıdır ve ahiret hayatına dönüşte mükafat bakımından (da) daha hayırlıdır.

19/MERYEM-77: E fe raeytellezî kefere bi âyâtinâ ve kâle le ûteyenne mâlen ve veledâ(veleden).
Öyleyse (çoklukla övünenleri hâlâ) âyetlerimizi inkâr ederek: “Bana mutlaka daha çok mal ve evlât verilecektir.” diyenleri gördün mü?

Tüm çok tanrılı inançlarda ve çok tanrılı inançlardan devşirilmiş Arap veya Hristiyanlık veya Musevilik gibi aracı vekaleti ile Allah’tan başka hükümler koymaya, af ve mağfiret etmeye, kendilerini yetkilendiren şirk inançlarının tümünde, (günümüzde mevcut olan İncil ve Tevratta da) “ahiret hayatı inancı” yoktur. Dolayısıyla ahiret inancı taşımayan tüm inançlarda “bir insan dünyada ne kadar çok mal mülk evlat sahibi ise, Tanrı’nın da onları o nisbette sevdiğine ve mal mülk ile ödüllendirdiğine iman ederlerdi/hala ediyorlar. Oysa İslamda dünya yaşantısı ve dünya nimetleri tanrı sevgisine mukayese edilecek bir yer değildir. Bilakis maddenin aldatıcı bir meta sayıldığı kısa süre kalınan sadece bir sınav süreci hayatıdır. Müşrikler arasında; Mal mülk ve evlat çokluğu Tanrı’nın bir mükafatı olarak kabul gördüğü için; Müşrik halk da malı ve evladı çok olan kişileri tanrının sevgili kulu olarak görüp o kişilere olağanüstü itibar ederlerdi. {Bkz; Sebe suresi 34~39} ayetlerinde açıklandığı üzere; Bu yüzden tüm Müşrik inançlarda zengin varlıklı kişiler daima sözü dinlenip itibar ve itaat edilmesi gereken {bkz; Kalem suresi 14} üstün sınıf olarak kabul görüyordu. Tekasür suresi 1~3 ayetlerinde de vurgulandığı gibi, müşrikler bu çarpık inançla mezarlardaki ölülerini bile sayıp tanrı sevgisine nisbet ederek halk arasında kibirleniyorlardı. Hadid suresi 20~24. Ayetlerinde çokluk yarışıyla kibirlenen müşriklerin bu kibirlenmeleri Allah’ın sevgisine nisbet edilecek bir şey değildir bilakis yeryüzü sınavında bir fitne metasıdır. Bu durum müminleri asla yanıltmasın buyurulmaktadır.  Kehf suresi 32~46 ayetleri arasında iki adam üzerinden örnekler verilerek, tanrı sevgisinin madde/meta ile asla mukayese edilmemesi gerektiği ve mal mülk evlat çokluğunu imtiyazlı bir üstünlük olarak görüp kibirlenen kişilerin akibeti, çarpıcı bir kıssa üzerinde açıklanmaktadır. Ve {bkz Kasas suresi  78~82} ayetlerinde; Karun da, kendisine verilen servetin, kendi tanrıları tarafından çok sevildiği için bir ödül olarak verildiğini iddia ediyordu. Ve Aziz Allah Karun kıssasından ve onun akibetinden müminlerin bir ders çıkarması gerektiğini Kasas suresi 78~82 âyetleriyle buyurmaktadır. Ahirete inanmayan şirk inançlarının aksine; İslamda dünya yaşantısı kısa süre kalınan sadece bir sınav meydanıdır. Karun gibi, Tanrı sevgisine nisbet ederek çokluk yarışıyla kibirlenen Mekkeli müşrikler de, Meryem suresi 77~80 ayetlerinde bu çarpık inançları üzerinden tekrar uyarılmaktadır. Ayrıca Meryem suresi 96. Ayetiyle “Aziz Allah’ın sevdiği kullar” vasıflarıyla vurgulanarak, zikr/edilmektedir.

19/MERYEM-78: Ettalaal gaybe emittehaze inder rahmâni ahdâ(ahden).
O, gayba (gayb/ahiret aleminde Allah’a) muttali mi oldu ? Yoksa Rahmân’ın indinde (huzuruna çıkıp böyle) bir ahd aldı mı? (ki Allah’ın mülkü üzerinde çokluk yarışı yapıp Allah tarafından ne kadar sevildiklerini böyle ölçüyorlar)

19/MERYEM-79: Kellâ, se nektubu mâ yekûlu ve nemuddu lehu minel azâbi meddâ(medden).
Hayır, öyle değil! Onların şimdi söylediklerini yazacağız. Ve (sonra/ahirette bu çarpık inanç söylemleri yüzünden) onlara, azabı uzattıkça uzatacağız.

19/MERYEM-80: Ve nerisuhu mâ yekûlu ve ye’tînâ ferdâ(ferden).
Ve onun şimdi övünerek söylediği şeylere, (tüm mülke) yarın Biz varis olacağız. Ve o, Bize orada (ahirette huzurumuzda yargılanmaya ) fert olarak (tek başına, mal ve evlâdı olmaksızın) gelecek.

19/MERYEM-81: Vettehazû min dûnillâhi âliheten li yekûnû lehum ızzâ(ızzen).
Ve oysa onlar (müşrikler), kendilerine izzet (şeref) olsun diye Allah’tan başka ilâhlar edindiler.

19/MERYEM-82: Kellâ, se yekfurûne bi ibâdetihim ve yekûnûne aleyhim dıddâ(dıdden).
Hayır, öyle değil! (Aracılar ahirette ), onlarla yaptıkları ibadetlerini inkâr edecekler. (Allah’ın vekili saydıkları sahte ilahlarla kulları kandırdıklarını inkar edecekler) Ve onlara, (şimdi aldatıp sömürdükleri insanlara ise) orada hasım (düşman) olacaklar. {Bkz; Araf süresi 37, 38, 39}

19/MERYEM-83: E lem tere ennâ erselneş şeyâtîne alel kâfirîne teuzzuhum ezzâ(ezzen).
Onları, (Allah’a itaat üzerinde) kışkırttıkça kışkırtan şeytanları, kâfirlerin üzerine nasıl gönderdiğimizi görmüyor musun?

19/MERYEM-84: Fe lâ ta’cel aleyhim, innemâ neuddu lehum addâ(adden).
Artık onlar için acele etme. Biz, sadece onları (günahları üzerinde yığıp arttırıp ) saydıkça sayıyoruz.

19/MERYEM-85: Yevme nahşurul muttekîne iler rahmâni vefdâ(vefden).
O gün muttakileri (Allah’a aracısız yönelen takva sahiplerini), Rahmân’ın huzurunda izzet ve ikramla haşredeceğiz (toplayacağız).

19/MERYEM-86: Ve nesûkul mucrimîne ilâ cehenneme virdâ(virden).
Ve mücrimleri (suçluları), susamış olarak cehenneme sevkedeceğiz.

19/MERYEM-87: Lâ yemlikûneş şefâate illâ menittehaze inder rahmâni ahdâ(ahden).
Rahmân’ın indinde, ahd ittihaz edenlerden (Allah’ın günah ve sevap saymada yetki verdiği suçluları simalarından tanıyan özel yaratılmış Araf ehli meleklerden bkz; Araf suresi 48 ) başkası şefaate malik olamaz.

19/MERYEM-88: Ve kâluttehazer rahmânu veledâ(veleden).
“Rahmân, bir çocuk ittihaz etti (edindi).” dediler. (Ve onu yeryüzü yönetiminde Allah’ın hükmüne ortakçı ve vekili yaptılar)

19/MERYEM-89: Lekad ci’tum şey’en iddâ(idden).
Andolsun ki siz, (Kulları aldatıp sömürme gayenizde; aracı vekiller üzerinden hükümler uydurmak için; Allah’ı insana benzer kılıp böylece O’na insan gibi eksik sıfatlar yüklemekle Allah’ı aşağılayıp) çok kötü bir şey yaptınız.

19/MERYEM-90: Tekâdus semâvâtu yetefattarne minhu ve tenşakkul ardu ve tehırrul cibâlu heddâ(hedden).
Bundan (bu küfürden) neredeyse semalar (gökyüzü) parçalanacak ve yeryüzü yarılacak ve dağlar çökerek yıkılacaktı.

19/MERYEM-91: En deav lir rahmâni veledâ(veleden).
Rahmân’a bir çocuk isnat etmeleri (sebebiyle).

19/MERYEM-92: Ve mâ yenbagî lir rahmâni en yettehıze veledâ(veleden).
Ve Rahmân’a çocuk edinmek yakışmaz (Allah Yaratmak için birisine/bir eşe,insana ihtiyaç duyacak acziyette değildir. O ol der ve yarattıkları ona kul olur.)

19/MERYEM-93: İn kullu men fîs semâvâti vel ardı illâ âtir rahmâni abdâ(abden).
Semalarda ve yeryüzünde olan kimselerin hepsi, mutlaka Rahmân’a kul olarak gelecek.

19/MERYEM-94: Lekad ahsâhum ve addehum addâ(adden).
Andolsun ki onları, tek tek (Bkz: hakka 17 Melei A’la idari arşındaki/katındaki melekleri vasıtasıyla) adetlendirerek tespit etti/ediyor.

19/MERYEM-95: Ve kulluhum âtîhi yevmel kıyâmeti ferdâ(ferden).
Ve kıyâmet günü, onların hepsi O’na, ferdî olarak (bkz; Meryem 68, 72 dizüstü çöktürülmüş halde/mecburi secde ettirilmiş halde hepsi) gelecek.

19/MERYEM-96: İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti se yec’alu lehumur rahmânu vuddâ(vudden).
Muhakkak ki âmenû olanları (Allah’a aracısız iman ve teslim olanları) ve amilüssalihat (Allah’ı razı etmek için salih ameller) yapanları, Rahmân orada, “muhabbet duyulanlar” (Allah tarafından sevilen kullar) kılacak.

19/MERYEM-97: Fe innemâ yessernâhu bi lisânike li tubeşşire bihil muttekîne ve tunzire bihî kavmen luddâ(ludden).
Böylece Biz, O’nu (Kur’ân-ı Kerim’i) senin lisanınla kolaylaştırdık. O’nunla, takva sahiplerini müjdelemen ve inatçı kavmi uyarman için.

19/MERYEM-98: Ve kem ehleknâ kablehum min karn(karnin), hel tuhıssu minhum min ehadin ev tesmeu lehum rikzâ(rikzen).
Ve Onlar gibi olan ve onlardan önce yaşamış nice (müşrik) nesilleri helâk ettik. Şimdi, Onlardan birini görüyor musun? Veya onların ufacık bir sesini duyuyor musun?