MÂİDE SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

5/MÂİDE-1: Yâ eyyuhellezîne âmenû evfû bil ukûd(ukûdi) uhıllet lekum behîmetul en’âmi illâ mâ yutlâ aleykum gayre muhillîs saydi ve entum hurum(hurumun) innallâhe yahkumu mâ yurîd(yurîdu).
Ey âmenû olanlar ! (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlar ) Yaptığınız akidleri yerine getirin. Ve ihramda iken av’ı (avlanmayı) helâl saymamakla beraber size okunacak olanların dışında kalan, dört ayaklı hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır. Muhakkak ki Allah dilediği şeye hükmeder.

5/MÂİDE-2: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tuhıllû şe’âirallâhi veleş şehral harâme ve lâl hedye ve lâl kalâide ve lâ ammînel beytel harâme yebtegûne fadlan min rabbihim ve rıdvânâ(rıdvânen) ve izâ haleltum fastâdû ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin en saddûkum anil mescidil harâmi en ta’tedû, ve teâvenû alel birri vet takva ve lâ teâvenû alel ismi vel udvâni vettekullâh(vettekullâhe) innallâhe şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Ey âmenû olanlar! Allah’ın koyduğu şeriat hükümlerine, Haram ay’a, (Hedy olarak Kâbe’ye gönderilen) kurbanlıklara, gerdanlıklı kurbanlık develere ( Gerdanlık; Fakirlere vermek üzere üzerlerine veya boyunlarına kına ile işaret koyulan, günümüzde de uygulanan Hz İbrahim ( as)’dan beri sürdürülen bir işaretleme yöntemdir. Bkz;Maide suresi 97) Rabb’lerinden bir fazl ve (O’nun) rızasını isteyerek, Beyt-el Haram’a gelenlerin güvenliğine saygısızlık etmeyin.Ve ihramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-il Haram’dan alıkoymalarından dolayı bir kavme beslediğiniz kin, sakın sizi haddi (Allah’ın koyduğu sınırları) aşmaya sevk etmesin. Birr (Tevhid) ve takva üzerine yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’a karşı takvâ sahibi olun. Muhakkak ki Allah ikâbı (azâbı) şiddetli olandır.

5/MÂİDE-3: Hurrimet aleykumul meytetu veddemu ve lahmul hınzîri ve mâ uhılle li gayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel mutereddiyetu ven natîhatu ve mâ ekeles sebuu illâ mâ zekkeytum ve mâ zubiha alen nusubi ve en testaksimû bil ezlâm(ezlâmi), zâlikum fisk(fiskun), elyevme yeisellezîne keferû min dînikum fe lâ tahşevhum vahşevn(vahşevni) el yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni’metî ve radîtu lekumul islâme dînâ(dînen) fe menidturra fî mahmasatin gayra mutecânifin li ismin fe innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün artık kâfirler sizi dîninizden (batıla) döndüremedikleri için yeise kapıldılar. (Allah Teala;) Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki ni’metimi tamamladım. Sizin için dîn olarak İslâm’dan razı oldum. (diye sizlere tilavet ile beyan ediyor) Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (mecburi yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah gafûrdur, rahîmdir.

Hükümlerine sadakat dairesinde sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderdiği insanoğlu için; Hüküm ve Hikmet sahibi Hakim Allah, her dönem Resul’leri vasıtasıyla sınanma hükümlerini ihtiva eden buyruklarını iletmiştir. Her dönem gönderdiği hükümler {bkz; Beyyine suresi 3} aynı olduğu için, “hükümlerin tekrarı” manasıyla Kuran’ın ana ismi Zikr’dir. Kuran’ın ve Hz Musa’ya gönderilen Tevrat’ın ve Hz İsa’ya gönderilen İncil’in ve diğer Peygamberlere gönderilen tüm kitapların ortak ismi, aynı hükümleri barındırdığı için “hükümlerin tekrarı” manasıyla zikr’dir. Zikir tek tanrılı “İslam dininin hüküm kitabının ortak ismi” iken; Kuran Tevrat veya İncil gibi isimler {bkz;Râd suresi 38} dönemsel niteleyici adlarıdır. Geçmişte gönderilen kitaplar müşrik muktesimler tarafından tahrif edilip değiştirildiği için bu nedenle Aziz Allah  SÂD suresi 1. ayetinde Kur’an’dan “Zikr kitabının sahibi” yani “İslam hükümlerini içinde eksiksiz barındıran yegane kitap” olduğunu vurgulamıştır.
Zikri Tilavet etmek; Geçmişte müşriklerin tali olarak bozup tahrif etmiş oldukları Zikr hükümlerini hem yaptıkları tahrifatı göstererek hem de hükmün aslını işaret ederek layıkı hakikat içinde okumak demektir. Kuran’da Zikr farklı konular içeriğinde Tilavet edilir. Örneğin saffat suresinde ahirete iman hususunda kitap tilavet edilirken. Nisa suresinde ise Kadınlar yetimler engelliler köleler cariyeler vb ve sosyal yaşantı üzerine tilavet edilir. Örneğin;/ Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, kadınların haklarını daha önceki indirdiği kitaplarında farz kılmış olduğu halde, onlara vermediğiniz hakları ve zulüm ile zorla nikâhlamak istediğiniz aciz yetim kız çocukları hakkında ve yetimlere adaletle davranmanız hususunda şimdi size Kitab’ında tilavet edilmekte olan âyetleriyle fetva veriyor. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o taktirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir. Nisa suresi 127
Müşriklerin tahrif ederek batıla tevil ettikleri Allah’ın Zikri üzerinde, her surede farklı konular tilavet edilmiştir. Maide suresi iniş sırasına göre Kuran’ın 110. suresidir. Maide suresinde müşriklerin müteşabih ayetler üzerinden uydurdukları hükümler vurgulanarak Allah’ın Zikri  tilavet edilmeye devam edilecek.

5/MÂİDE-4: Yes’elûneke mâ zâ uhılle lehum kul uhılle lekumut tayyibâtu ve mâ allemtum minel cevârihi mukellibîne tuallimûnehunne mimmâ allemekumullâhu fe kulû mimmâ emsekne aleykum vezkurûsmellâhi aleyhi vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe serîul hısâb(hısâbi).
Sana kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki; “Sizin için temiz ve iyi şeyler helâl kılındı. Allah’ın size öğrettiğini onlara öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını artık yiyin ve üzerine de Allah’ın adını anın. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir.

5/MÂİDE-5: El yevme uhılle lekumut tayyibât(tayyibâtu) ve taâmullezîne ûtûl kitâbe hıllun lekum ve taâmukum hıllun lehum vel muhsanâtu minel mu’minâti vel muhsanâtu min ellezîne utûl kitâbe min kablikum izâ âteytumûhunne ucûrehunne muhsınîne gayra musâfihîne ve lâ muttehızî ehdân(ehdânin) ve men yekfur bil îmâni fe kad habita ameluhu ve huve fîl âhıreti minel hâsirîn(hâsirîne).
Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Ve kendilerine önceden kitap verilenlerin (geçmişte ehli kitap müşriklerden olup sonradan İslam’a geçenlerin) yemeği, artık size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. Ve mü’minlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilen (sonradan İslama geçen/İslama yakın kılınan) iffetli kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirlerini verdiğiniz taktirde, biliniz ki artık sizlere helâldir. Ve (İslamı tercih ettikten sonra onlardan) kim tekrar îmânı inkâr ederse artık onun ameli boşa gitmiştir. Ve o âhirette hüsrana uğrayanlardandır.

5/MÂİDE-6: Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ kumtum iles salâti fagsilû vucûhekum ve eydiyekum ilel merâfikı vemsehû bi ruusikum ve erculekum ilâl ka’beyn(ka’beyni) ve in kuntum cunuben fattahherû ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câe ehadun minkum minel gâitı ev lâmestumun nisâe fe lem tecidû mâen fe teyemmemû saîden tayyiben femsehû bi vucûhikum ve eydîkum minh(minhu) mâ yurîdullâhu li yec’ale aleykum min haracin ve lâkin yurîdu li yutahhirekum ve li yutimme ni’metehu aleykum leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ey âmenû olanlar ! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinize ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın ve başlarınıza meshedin ve ayaklarınızı da topuklarınıza kadar yıkayın. Eğer cünüp iseniz o taktirde iyice yıkanıp temizlenin (boy abdesti alın). Eğer hasta veya yolcu iseniz veya biriniz tuvaletten gelmişse veya kadınlara dokunmuş (temas etmiş) ise, eğer su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin. Ve de ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh edin, (sürün). Allah size güçlük çıkarmak istemez, sizi temizlemek ve sizin üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki böylece siz şükredersiniz.

5/MÂİDE-7: Vezkurû ni’metellâhi aleykum ve mîsâkahullezî vâsekakum bihî iz kultum semi’nâ ve ata’nâ vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe alîmun bizâtis sudûr(sudûri).
Allah’ın, sizin üzerinizdeki ni’metini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı daima hatırlayın ve böylece Allah’a karşı takvâ sahibi olun, Muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. {İşitmek ve itaat etmek Allah’ın indirdiği hükümleri işitip itaat etmek demektir. bkz Maide 70,71 Nisa suresi 42 ~47 Nur suresi 51~52 }

5/MÂİDE-8: Yâ eyyuhellezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şuhedâe bil kıstı ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin alâ ellâ ta’dilû. I’dilû, huve akrabu lit takva vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar ! Allah için kavvâmîn olun (Allah’ın hükümlerini ayakta tutun)! Adaletli şâhidler olun! Ve bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten (İlahi ilmi ve hikmetiyle daima insan yararına hükümler koymuş olan El-Adil ve Hakim Allah’ın kitabı Zikr/Kuran hükümlerinden sizi) saptırmasın. Adil davranın! Ki O takvaya en yakın olandır. (Hükümlerini gözetmekle) Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır.

5/MÂİDE-9: Veadellâhullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun azîm(azîmun).
Allah, âmenû olup, Allah’ı razı etmek için (Bkz; Maide suresi 12 İslam’i yaşantının ihyası gayesinde) ıslah edici ameller yapanlara vaad etti ki; onlar için mağfiret ve “Ecrun Âzim (en büyük mükâfat)” vardır.

5/MÂİDE-10: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cehîm(cehîmî).
Ve inkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar alevli ateş (cehennem) halkıdır.

5/MÂİDE-11: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkurû ni’metallâhi aleykum iz hemme kavmun en yebsutû ileykum eydiyehum fe keffe eydiyehum ankum, vettekûllâh(vettekûllâhe) ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
Ey âmenû olanlar ! Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; bir kavim (savaşta) size ellerini uzatmaya kalktığı zaman (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun (nefsinizi ve iradenizi hükümleri doğrultusunda yalnızca Allah’a teslim edin)! Mü’minler artık (aracıların sahte ilahlarını terkedip) Allah’a tevekkül etsinler (güvensinler).

5/MÂİDE-12: Ve lekad ehazallâhu mîsâka benî isrâîl(isrâîle), ve beasnâ minhumusney aşera nakîbâ(nakîben) ve kâlellâhu innî meakum lein ekamtumus salâte ve âteytumuz zekâte ve âmentum bi rusulî ve azzertumûhum ve akradtumullâhe kardan hasenen le ukeffirenne ankum seyyiâtikum ve le udhılennekum cennâtin tecrî min tahtıhel enhâr(enhâru), fe men kefere ba’de zâlike minkum fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).
Ve andolsun ki Allah, İsrailoğulları’ndan da misak almıştı. Ve onlardan ( Bkz; Maide suresi 27 on iki oymaktan ibaret olan İsrailoğullarının başına her birine ayrı ayrı) on iki nâzır (denetleyici) görevlendirdik. Ve Allahû Teâla: “Eğer (Çok tanrılı şirk ibadetlerini terk edip yerine) İslam için yardımlaşmayı ikâme eder de hakkı kaim tutarsanız, zekât verirseniz ve Resûllerim’e îmân edip onlara yardım ederseniz ve Allah’a (Allah için İslamın ihyasında) güzel bir borç verirseniz, muhakkak ki ben sizinle beraberim ve de mutlaka sizin günahlarınızı örterim ve sizi, mutlaka altından ırmaklar akan cennetlere koyarım.” demişti. Artık, bundan sonra sizden kim (aksine davranarak hükümlerini) inkâr ederse mutlaka sevvâ edilmiş (hidayete ulaştırılmak üzere onlara açılmış) yoldan sapmış olur.

5/MÂİDE-13: Fe bimâ nakdihim mîsâkahum leannâhum ve cealnâ kulûbehum kâsiyet(kâsiyeten), yuharrifûnel kelime an mevâdııhî ve nesû hazzan mimmâ zukkirû bih(bihî), ve lâ tezâlu tettaliu alâ hâınetin minhum illâ kalîlen minhum fa’fu anhum vasfah innallâhe yuhıbbul muhsinîn(muhsinîne).
Misaklarını bozmaları sebebiyle biz de onları lânetledik, kalplerini de (kapkaranlık) yaptık. Onlar, {bkz:Hicr suresi 90 muktesim müşrikler} kelimeleri cümleleri yerlerinden (değiştirmekle) Zikri/Kuran’ı tahrif ederler. Böylece; Nasihat olundukları şeylerden (İslam’dan/Allah’ın hükümlerinden) nasiplerini almayı unuttular. Onlardan pek azı hariç, devamlı onların (Bkz:Bakara suresi 100,101 İslam hükümlerini tahrif ederek İslam’a) hainliklerine maruz kalırsın. Yine de sen onları(n) (aralarından hatalarını geçmişte bırakanları ) affet ve hoşgör. Muhakkak ki Allah muhsinleri sever.

5/MÂİDE-14: Ve minellezîne kâlû innâ nasârâ ehaznâ mîsâkahum fe nesû hazzan mimmâ zukkirû bihî fe agraynâ beynehumul adâvete vel bagdâe ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti) ve sevfe yunebbiuhumullâhu bimâ kânû yasnaûn(yasnaûne).
Ve muhakkak ki biz geçmişte “nasârâyız” diyenlerden (Hristiyanlardan da) misaklarını aldık, gene de uyarıldıkları hususlardan onlar da bir pay almayı (Zikir’e/Kuran’a tabi olmayı ) unuttular. Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık, kin ve nefret saldık. Allah yakında, onlara yapmış olduklarını haber verecek.
(Allah’ın Zikr hükümleri sabit olduğu için insanlar arasında asla ihtilaf oluşmaz. {Bkz:Zümer suresi,29} Ancak Zikr’e tabi olmayıp uydurma hükümler yazanlar daima dünya çıkarlarına göre hükümler yazdıkları için daima çıkar çatışmalarıyla birbirlerine düşman olmuşlardır.)

5/MÂİDE-15: Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum kesîran mimmâ kuntum tuhfûne minel kitâbi ve ya’fû an kesîr(kesîrin) kad câekum minallâhi nûrun ve kitâbun mubîn(mubînun).
Ey kitap ehli! Çoğunu gizlemiş olduğunuz ve çoğunu da terkettiğiniz Allah’ın (Zikr) kitabındaki hükümlerini, şimdi size tekrar(Kuran ile) beyan eden bir Resûl’ümüz gelmiştir. Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.

5/MÂİDE-16: Yehdî bihillâhu menittebea rıdvânehu subules selâmi ve yuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî ve yehdîhim ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Kuran ile) teslim yollarına hidayet eder. (Hadi Allah; “Allah’a ve hükümlerine takva ile iman ve teslim olanlara” hidayet eder). Ve, (bu teslimiyetten sonra) Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm’e hidayet eder.

5/MÂİDE-17: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) kul fe men yemliku minallâhi şey’en in erâde en yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehu ve men fîl ardı cemîa(cemîan) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ. Yahluku mâ yeşâ(yeşâu) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Andolsun ki “ Muhakkak ki Meryem oğlu Mesih (Hz İsaAllah’ın evladı olan bir) ilahtır.” diyenler (Allah’tan başka ilah olduğunu kabul etmekle) kâfir olmuşlardır. De ki; “Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih’i, ve annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini helâk etmek isterse, Allah’dan bir şeyi (önlemeye) kimin gücü yeter? ” Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşeyin mülkü Allah’ındır. O, dilediğini yaratır. Allah (c.c.), herşeye kaadirdir.

5/MÂİDE-18: Ve kâletil yahûdu ven nasârâ nahnu ebnâullâhi ve ehıbbâuh(ehıbbâuhu) kul fe lime yuazzibukum bi zunûbikul bel entum beşerun mimmen halak(halaka) yagfiru limen yeşâu ve yuazzibu men yeşâ(yeşâu) ve lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve ileyhil masîr(masîru).
Ve, Yahudiler ve Hristiyanlar; “Biz Allah’ın oğulları ve O’nun sevdikleriyiz.” dediler. De ki; “O halde Allah size niçin günahlarınızdan dolayı azap ediyor?” Hayır, sizler sadece O’nun yarattıklarından bir beşersiniz (ölümlü insansınız), sadece O, dilediğini mağfiret eder, dilediğine de azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunan her şeyin mülkü ve hükmü Allah’ındır. Ve varış O’nadır.

5/MÂİDE-19: Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Ey Kitap ehli! Resûllerin (fetret devrinde (Bkz; Bakara suresi 100,101 aralarının kesildiği her dönemde ), “Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi” dememeniz için hemen ardınca sizlere gerçekleri (Allah’ın hükümlerini) açıklayan, “müjdeleyici ve uyarıcı” (yeni bir) Resûl’ümüzü göndermiştik. Allah herşeye kaadirdir.

5/MÂİDE-20: Ve iz kâle mûsâ li kavmihî yâ kavmizkurû ni’metallâhi aleykum iz ceale fîkum enbiyâe ve cealekum mulûk(mulûken), ve âtâkum mâ lem yu’ti ehaden minel âlemîn(âlemîne).
Ve Hz. Musâ kavmine şöyle demişti; “Ey kavmim! Allah’ın sizin üzerinizdeki nimetini, (Köle olarak tutulmakta olan İsrailoğullarını Firavun’un elinden kurtardığını) ve içinizden bir kimseyi Resul’ü kılıp onları size (Allah’ın hükümleri ile emreden) “hüküm/darlar yaptığını ve âlemlerden hiç birine vermediği şeyi size verdiğini hatırlayın!

5/MÂİDE-21: Yâ kavmidhulûl ardal mukaddesetelletî keteballâhu lekum ve lâ terteddû alâ edbârikum fe tenkalibû hâsirîn(hâsirîne).
(Musa;) Ey kavmim! Allah’ın sizin için farz kıldığı kutsal yere girin ve (düşmandan kaçıp) arkanıza dönmeyin.İşte o zaman hüsrana uğrayanların haline dönersiniz.(demişti)

5/MÂİDE-22: Kâlû yâ mûsâ inne fîhâ kavmen cebbârîn(cebbârîne), ve innâ len nedhulehâ hattâ yahrucû minhâ, fe in yahrucû minhâ fe innâ dâhılûn(dâhılûne).
(Korkuyla) Dediler ki, “Ey Mûsâ! Şüphesiz orada zorba bir kavim var. Muhakkak ki biz, onlar oradan çıkıncaya kadar asla oraya girmeyiz. (Burada bekleriz) Eğer oradan çıkarlarsa, o zaman elbette biz oraya gireriz.”

5/MÂİDE-23: Kâle raculâni minellezîne yehâfûne en’amallâhu aleyhim edhulû aleyhimul bâb(bâbe), fe izâ dehaltumûhu fe innekum gâlibûne ve alâllâhi fe tevekkelû in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Allah’ın kendilerine “nimet verdiği halde”, (Geçmişte onları. Firavun’un elinden mucizeleriyle ve yardımlarıyla kurtardığı halde) o korkakların arasından iki adam şöyle dedi; “Onların üzerlerine kapıdan girin, böylece oradan (kapıdan) girdiğiniz zaman muhakkak ki siz gâlip gelirsiniz. Eğer mü’minseniz, artık Allah’a tevekkül edin (Allah’a güvenin).”

5/MÂİDE-24: Kâlû yâ mûsâ innâ len nedhulehâ ebeden mâ dâmû fîhâ fezheb ente ve rabbuke fe kâtilâ innâ hâhunâ kâıdûn(kâıdûne).
(Onlar korkarak); “Ey Mûsâ, muhakkak ki biz onlar orada olduğu sürece ebediyen, asla oraya girmeyiz. Artık Sen ve Rabbin gidin, böylece ikiniz (bizim için) savaşın, biz mutlaka burada otururuz” dediler.

5/MÂİDE-25: Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve ahî fefruk beynenâ ve beynel kavmil fâsikîn(fâsikîne).
(Hz. Mûsa) Dedi ki; “Ey Rabb’im! Muhakkak artık görüyorum ki; ben kendimden ve kardeşimden başka bir güce sahip değilim. Artık (gösterdiğin bunca mucizeye rağmen sana Tevekkül etmeyen bu) fâsık kavimle bizim aramızı ayır.” (Demişti)

5/MÂİDE-26: Kâle fe innehâ muharremetun aleyhim erbaîne senet(seneten), yetîhûne fîl ardı fe lâ te’se alel kavmil fâsikîn(fâsikîne).
Allah (C.C.) buyurdu ki; “Artık muhakkak ki orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar (cehennem azabına sevkedilmeden önce) yeryüzünde bir müddet öylece şaşkın halde dolaşacaklar. Sen artık o fâsık kavim için üzülme!”

5/MÂİDE-27: Vetlu aleyhim nebeebney âdeme bil hakkı iz karrebâ kurbânen fe tukubbile min ehadihimâ ve lem yutekabbel minel âhar(âhari) kâle le aktulennek(aktulenneke) kâle innemâ yetekabbelullâhu minel muttekîn(muttekîne).
Ve onlara Adem’in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) tilavet ile oku, (Onlar kendilerini) Allah’a yaklaştırması niyetiyle kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edildi ve diğerinden ise asla kabul edilmedi. (Kurbanı kabul edilmeyen hasetle) “Seni mutlaka öldüreceğim” demişti. O da, “Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.” dedi.

Hz Adem’in iki oğlundan birisi aracılık müessesesine tabi olarak Allah’a dolaylı yönelmektedir. Ancak aracılık müessesesine tabi olup aracı ilahlarla şirke düştüğü için Adem’in müşrik oğlunun Kurban’ı Allah tarafından kabul edilmez. Allah’a aracısız yönelip Allah’a takva sahibi olan diğer oğlunun kestiği kurban ise Allah’tan kabul görür. Oysa Tevrat ve İncilde “ancak ve sadece” aracılık ve ruhbanlık müessesine tabi olunarak kesilen kurbanlar Allah tarafından kabul görür fitnesiyle halk kandırılmaktadır. Bu nedenle Maide suresi 27. ayetinde İşin aslı hakikatla tilavet ediliyor.
*Şirk sömürü düzeninin kurguladığı fitne hükümleriyle tahrif edilerek yazılmış ve günümüze kadar gelmiş  olan Tevratta ve İncilde yazılı ve sabittir ki; {bkz:Levililer bölüm 1 yakmalık sunu} Yahve olarak isimlendirdikleri insana benzer tanrılarına nisbetle “Tanrı yanık iç yağı kokusunu çok sever” diyerek kurban yerlerinde halktan hayvanlarının iç yağlarını toplayarak tanrıya ‘yakmalık sunu” adı altında yağları da sunmaları istenirdi ve bu yağlar aslında kandil yakımında kullanıldığı için o dönemler çok kıymetliydi ve ticareti yapılırdı. {bkz: Enam suresi 145 bu nedenle hayvanların iç yağları yahudilere yasak edilmiştir.} Ve Enam suresi 119~148 ayetleri arasında detaylı açıklandığı üzere Müşrikler halktan topladıkları kurban sunularını Allah emretmiş gibi topluyor ve halkı böylece Allah’ın otoritesi üzerinden sömürüyorlardı. Hem yahudilerin hem Hristiyanların müşterek imanı olan Eski Ahit’in Levililer bölümünde; müşrik inançlarda kutsal ritüellerin nasıl gerçekleştirileceğini anlatır. Levililer, 12 İsrail oymağından birisidir ve görevleri rahipliktir. Levililer bölümünde Tanrı’ya kurban edilen Kurban sunularının nasıl yapılacağı ve tüm sunu ritüelleri detaylandırılarak defalarca tekrar edilir. Sunular, yakmalık sunu, tahıl sunusu, esenlik sunusu, günah sunusu, suç sunusu vb şeklinde sınıflandırılır. Ve Ehli kitabın müşterek inancına göre Hz Musa zamanında, “ehli kitabın sözde Tanrısı Yahve” yahudileri Firavun’un zulmünden kurtarmıştır ve bunun diyeti olarak İsrailliler arasında insan veya hayvan olsun ilk doğanların “Tanrı yahveye” ait olduğu {Musırdan çıkış bölüm 13 1~2} {Bkz: İncil sayılar 8} ayetiyle bildirilmiştir. Tabii ki insanlar kendi evlatlarını kurban vermek istemeyeceği için her yeni doğan evlat karşılığı Tanrı yahve’ye para ödemeleri gerekmektedir. Tapınakta Tanrı adına para tahsilatı görevi Levililer oymağının bireylerine verildiği için, (Bkz; Tevrat Bamidbar-Sayılar bölümü 18:15-16 ) her oğul için Levi’lilere ödenecek 5 gümüş şekellik bir fidye karşılığında çocuklarının Tanrı tarafından azat edileceği belirtilmiştir. Böylece bu diyeti ödemekle her aile evladını yahudi halkını tarih boyu sömüren Levi’lilerden geri satın almış oluyordu. Günümüzde İsrailliler arasında hala dini bir gelenek olarak sürdürülen ve din adamlarına ödenen bu diyet Tevrat’a göre 5 gümüş sikkedir. Ve bunun tam karşılığı 96 gram gümüş olarak belirlenmiştir. 96 gram gümüş ise dönemin ölçüsü olarak Bir gümüş kaşığın ağırlığıdır. Ağızlarında gümüş kaşıkla doğanlar deyimi de kaynağını buradan alır. Ayrıca belirtmeliyiz ki şirk inançlarında tanrıya sunulan kurbanlar sadece ilkdoğan kurban sunularıyla kısıtlı değildir. Detaylar için Bkz;Enam suresi

5/MÂİDE-28: Lein besadte ileyye yedeke li taktulenî mâ ene bi bâsitın yediye ileyke li aktulek(aktuleke), innî ehâfullâhe rabbel âlemîn(âlemîne).
Gerçekten, eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ( Bkz; Maide suresi 32 bunun mukabili olarak İslam hukukunda kısas hakkı oluşmadığı için böyle bir durumda) ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Muhakkak ki ben, âlemlerin Rabb’i olan Allah’tan korkarım.

5/MÂİDE-29: İnnî urîdu en tebûe bi ismî ve ismike fe tekûne min ashâbin nâr(nâri), ve zâlike cezâûz zâlimîn(zâlimîne).
Gerçekten ben, (seni öldürmeye yeltenmemekle) böylece benim günahım ile kendi günahını da yüklenmeni, böylece ateş halkından olmanı dilerim.Ve zâlimlerin cezası, işte budur. (Demişti)

5/MÂİDE-30: Fe tavveat lehu nefsuhu katle ahîhi fe katelehu fe asbaha minel hâsirîn(hâsirîne).
Buna rağmen (müşrik kardeşin) nefsi, kardeşini öldürmeye kandırdı. Böylece onu öldürdü, sonra o da hüsrana uğrayanlardan oldu.

5/MÂİDE-31: Fe beasallâhu gurâben yebhasu fîl ardı li yuriyehu keyfe yuvârî sev’ete ahîh(ahîhi) kâle yâ veyletâ e aceztu en ekûne misle hâzel gurâbi fe uvâriye sev’ete ahî, fe asbaha minen nâdimîn(nâdimîne).
Sonra, (utanıp ibret alması için) Allah ona, kardeşinin cesedinin yanında yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Bunu gören kardeşi utançla ve pişmanlıkla) “Yazıklar olsun bana, bu karga kadar bile olamayıp şimdi kendi kardeşimin cesedini burada gömmekten aciz mi oldum?” dedi ve Sonra O da pişman olanlardan oldu.

5/MÂİDE-32: Min ecli zâlik(zâlike), ketebnâ alâ benî isrâîle ennehu men katele nefsen bi gayri nefsin ev fesâdin fîl ardı fe ke ennemâ katelen nâse cemîa(cemîan) ve men ahyâhâ fe ke ennemâ ahyen nâse cemîa(cemîan) ve lekad câethum rusulunâ bil beyyinâti summe inne kesîran minhum ba’de zâlike fîl ardı le musrifûn(musrifûne).
İşte bundan dolayı (Tevrat’ta) İsrailoğullarına şöyle yazdık ki; Kim bir kişiyi, bir cana karşılık kısas hakkı olmaksızın veya yeryüzünde bir fesata karşılık olmaksızın öldürürse, muhakkak ki o bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim ( bir kişinin hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur. Ve andolsun ki Resûl’lerimiz geçmişte onlara (kitabı/Zikri tahrif edip değiştiren müşriklere) apaçık deliller ile geldiler. Sonra da, şüphesiz onlardan birçoğu, bundan sonra gerçekten batıl ile yeryüzünde aşırı giden (Allah’ın hükümlerini çiğneyerek sınav mühletlerini boşuboşuna israf eden) müsrifler oldular.

5/MÂİDE-33: İnnemâ cezâûllezîne yuhâribûnallâhe ve resûlehu ve yes’avne fil ardı fesâden en yukattelû ev yusallebû ev tukattaa eydîhim ve erculuhum min hılâfin ev yunfev minel ard(ardı), zâlike lehum hızyun fîd dunyâ ve lehum fîl âhırati azâbun azîm(azîmun).
Allah ve O’nun Resûl’ü ile harp edenlerin  ve böylece yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları ya da ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rezilliğidir. Ve ahirette ise, onlara “büyük azap” vardır.
(*Ellerin ayakların çapraz kesilmesi deyimi; bir kişiyi tutuklamak tevkif etmek demektir)

5/MÂİDE-34: İllellezîne tâbû min kabli en takdirû aleyhim, fa’lemû ennallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Onları ele geçirmenizden önce (kendi istekleriyle) tövbe ederek (İslam’a teslim olanlar) hariç. Artık Allah’ın Gafûr (mağfiret eden) olduğunu, Rahîm (sadece Müminlere yardım himaye ve hidayet eden) olduğunu biliniz!

5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar ; (aracıları terkederek) Allah’a karşı takva sahibi olun ve sizi O’na ulaştıracak yolu (Bkz;Maide suresi 16 Allah’ın hidayetine ulaştıran Kuran teslim yollarını) isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz de felâha erersiniz.

5/MÂİDE-36: İnnellezîne keferû lev enne lehum mâ fîl ardı cemîan ve mislehu meahu li yeftedû bihî min azâbi yevmil kıyâmeti mâ tukubbile minhum, ve lehum azâbun elîm(elîmun).
Muhakkak ki o kâfir olanlar, eğer yeryüzünde olanların hepsi, ve onunla birlikte bir misli daha onların olsa, kıyamet gününün azabından kurtulmak için onları feda edecek olsalar (fidye olarak verseler), onlardan kabul edilmez. Ve onlar için “acı azap” vardır.

5/MÂİDE-37: Yurîdûne en yahrucû minen nâri ve mâ hum bi hâricîne minhâ, ve lehum azâbun mukîm(mukîmun).
Ateşten çıkmak isterler ve fakat onlar oradan çıkacak değillerdir. Ve, onlar için “daimî azap” vardır.

5/MÂİDE-38: Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh(minallâhi) vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).
Ve, hırsızlık yapan erkek ve kadının yaptıklarına karşılık olmak üzere, Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin. {Tevkif edin ancak affı için bkz;Maide39} Ve Allah Azîz’dir, Hakîm ‘dir (hüküm ve hikmet sahibidir).

5/MÂİDE-39: Fe men tâbe min ba’di zulmihî ve aslaha fe innallâhe yetûbu aleyh(aleyhi) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Artık kim, yaptığı zulümden sonra tövbe ederse ve ıslâh olursa, o taktirde, muhakkak ki Allah onun tövbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah, Gafur’dur, Rahîm’dir.

5/MÂİDE-40: E lem ta’lem ennallâhe lehu mulkus semâvâti vel ardı yuazzibu men yeşâu ve yagfiru limen yeşâ(yeşâu) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Göklerin ve yerin mülkünün Allah’ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azap eder ve dilediğini mağfiret eder. Ve Allah herşeye kaadirdir.

5/MÂİDE-41: Yâ eyyuher resûlu lâ yahzunkellezîne yusâriûne fîl kufri minellezîne kâlû âmennâ bi efvâhihim ve lem tu’min kulûbuhum, ve minellezîne hâdû semmâûne lil kezibi semmâûne li kavmin âharîne lem ye’tuk(ye’tuke) yuharrifûnel kelime min ba’di mevâdııh(mevâdııhî), yekûlûne in utîtum hâzâ fe huzûhu ve in lem tu’tevhu fahzerû ve men yuridillâhu fitnetehu fe len temlike lehu minallâhi şey’â(şey’en) ulâikellezîne lem yuridillâhu en yutahhire kulûbehum lehum fîd dunyâ hızyun ve lehum fîl âhıreti azâbun azîm(azîmun).
Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Ve yahudilerden seni dinleyenlerin bir kısmı, sana (henüz) gelmemiş olan kişileri yalan ile kandırmak için (aranıza karışıp) seni dinleyenlerdir. Sonra söylediğin kelimelerin yerlerini kaydırıp, manalarını değiştirirler ve: “Eğer size bu hüküm verilirse o zaman onu alın, eğer (böyle) verilmezse o taktirde kaçının.” derler. Ve Allah, kimin fitne içinde kalmasını dilerse, artık sen, onun için Allah’tan bir şeye asla mani olacak değilsin. İşte onlar öyle kimselerdir ki Allah, onların kalplerini temizlemeyi dilemez. Onlar için, artık dünyada bir rezillik vardır, ahirette de onlara “büyük azap” vardır.

5/MÂİDE-42: Semmâûne lil kezibi ekkâlûne lis suht(suhti) fe in câuke fahkum beynehum ev a’rıd anhum, ve in tu’rıd anhum fe len yedurrûke şey’â(şey’en) ve in hakemte fahkum beynehum bil kıst(kıstı) innallâhe yuhıbbul muksıtîn(muksıtîne).
(İslam ve senin hakkında iftiralar atmak) Yalan söylemek için dinleyenler, o çok haram yiyenler, eğer sana gelirlerse, o taktirde onların arasında (Zikr/Kuran ile) hüküm ver veya onlardan yüz çevir. Ve eğer, onlardan yüz çevirecek olursan artık sana asla (hiç) bir şeyle zarar veremezler. Ve şayet, aralarında hükmedecek olursan, o taktirde adalet ile (Zikr Kuran hükümleriyle) hükmet. Muhakkak ki Allah muksıtîn (İndirdiği hükmünü gözetmiş) olanları sever.

5/MÂİDE-43: Ve keyfe yuhakkimûneke ve indehumut tevrâtu fîhâ hukmullâhi summe yetevellevne min ba’di zâlik(zâlike) ve mâ ulâike bil mu’minîn(mu’minîne).
Ve içinde Allah’ın hükümlerinin bulunduğunu iddia ettikleri Tevrat onların yanında ise , o halde niçin (Tevrattan bakmıyorlar da) seni  hakem yapıyorlar ? Sonra da bundan (verdiğin hükümden bile göre) dönüyorlar. Ve çünkü işte onlar (Bkz;Maide suresi 42 gerçekten iman etmiş) mü’min değillerdir.

5/MÂİDE-44: İnnâ enzelnet tevrâte fîhâ huden ve nûr(nûrun), yahkumu bihen nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimestuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn(kâfirûne).
Muhakkak ki geçmişte Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Allah’a teslim olmuş Nebiler , yahudilere, onunla ( bozulmamış tahrif edilmemiş Tevrat/Zikr ile) hükmettiler.  Rabbanîler (kendilerini Rabb’lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (Yahudi din alimleri, Hahamlar o dönem) Allah’ın Kitab’ından (bozulmamış aslından/Zikr’den) hüküm verdiler ve onlar, o dönemlerde onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan (şimdi size fayda ve zarar veremeyecek olan ve sizleri bozulmuş değiştirilmiş sahte hükümlerle Allah ile aldatan aracılardan/ruhbanlardan) korkmayın. Asıl Ben’den korkun ve âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar,  kâfirlerdir. Diye sizlere (muhkem) hükmünü bildirmiş olan Rabb’inize iman edin.

5/MÂİDE-45: Ve ketebnâ aleyhim fîhâ ennen nefse bin nefsi vel ayne bil ayni vel enfe bil enfi vel uzune bil uzuni ves sinne bis sinni vel curûha kısâs(kısâsun) fe men tesaddeka bihî fe huve keffâretun leh(lehu) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
Onun içinde (asıl Tevrat’ta/Zikr’de) onlara, cana can ile, göze göz ile, buruna burun ile, kulağa kulak ile, dişe diş ile ve yaralamalara karşı kısas olduğunu yazıp farz kıldık. Kim onu bağışlar da (kısas hakkından vazgeçerse) artık o kendisi için (günahlarına) kefâret olur. Ve kim, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar zalimlerdir.

5/MÂİDE-46: Ve kaffeynâ alâ âsârihim bi îsebni meryeme musaddıkan limâ beyne yedeyhi minet tevrâti ve âteynâhul incîle fîhi huden ve nûrun ve musaddıkan limâ beyne yedeyhi minet tevrâti ve huden ve mev’ızeten muttekîn(muttekîne).
Daha önce gönderilmiş peygamberlerin izini takiben, kendisinden önce indirilmiş Tevrat’ı da içinde ayetiyle tasdik eden ve müttekîleri (takvâ sahiplerini) , öğütleri ile hidayete erdiren (dönemin Zikr kitabı)  İncil’i de, bir nur olarak Meryem oğlu İsa ile gönderdik.

5/MÂİDE-47: Vel yahkum ehlul incîli bimâ enzelallâhu fîh(fîhi) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul fâsıkûn(fâsıkûne).
Ve o dönem İncil sahipleri, artık Allah’ın  indirdiği hükümler ile hükmetsinler diye. Ve kim artık (o dönem) Allah’ın indirdiği ile hükmetmemiş ise, o taktirde işte onlar fâsıklardır.

5/MÂİDE-48: Ve enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı musaddıkan limâ beyne yedeyhi minel kitâbi ve muheyminen aleyhi fahkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebi’ ehvâehum ammâ câeke minel hakk(hakkı) li kullin cealnâ minkum şir’aten ve minhâcâ(minhâcen) ve lev şâallâhu le cealekum ummeten vâhıdeten ve lâkin li yebluvekum fî mâ âtâkum festebikûl hayrât(hayrâti) ilâllâhi merciukum cemîan fe yunebbiukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).
Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapların (aslını/Allah’ın indirdiğini/Zikri) tasdik edici ve koruyucu olarak bu Kitab’ı (Kuran’ı) hakk ile indirdik. Artık onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk’tan gelenden ayrılıp da onların  hevâlarına (batıl şirk sömürü inançlarına) uyma. Sizden (geçmiş ve gelecek) hepiniz için (tüm insanlık için) (tek) bir şeriat, ve açık bir yol olarak (İslam’ı/Zikr hükümlerini şeriat olarak) belirledik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet de yapardı. Ancak bu yeryüzü yaşantısı sizi, verdikleri ile (Zikr hükümleri üzerinde) sınamak içindir. O halde hayırlarda yarışın! Sizin hepinizin dönüşü (tek yargı makamı olan) Allah’adır. Öyleyse hakkında şimdi ayrılığa düştüğünüz şeyleri (İmanı ve hükümlerini), O size (şimdi müşriklerin inanmadıkları ahiret hayatındaki o cehennem hakikatı üzerinde) mutlaka haber verecek.

5/MÂİDE-49: Ve enıhkum beynehum bimâ enzelallâhu ve lâ tettebi’ ehvâehum vahzerhum en yeftinûke an ba’dı mâ enzelallâhu ileyk(ileyke) fe in tevellev fa’lem ennemâ yurîdullâhu en yusîbehum bi ba’dı zunûbihim ve inne kesîran minen nâsi le fâsıkûn(fâsıkûne).
Ve onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle (Zikr/Kuran hükümleriyle) hükmet, onların hevâlarına uyma. Allah’ın sana indirdiği şeylerin bir kısmından seni fitneye düşürmelerinden sakın. Bundan sonra eğer (indirdiği hükümlerden) yüz çevirirlerse, o taktirde bil ki artık Allah, bazı günahları sebebiyle, onları bir musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu gerçekten fâsıklardır. (Hakk din İslam’dan çıkmış kafirlerir.)

5/MÂİDE-50: E fe hukmel câhiliyyeti yebgûn(yebgûne) ve men ahsenu minallâhi hukmen li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Onlar hâlâ cahiliyyet devrine ait hükmü mü (şirk sömürü hükümlerini mi) istiyorlar? Ve yakîn sahibi (imanı İslam külli teslim) olan bir kavim için, Allah’tan daha güzel kim hüküm verir.

5/MÂİDE-51: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızûl yehûde ven nasârâ evliyâe ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din) ve men yetevellehum minkum fe innehu minhum innallâhe lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlar ), Yahudi ve Hristiyanları dostlar edinmeyin! Onlar birbirinin dostlarıdır. Ve sizden kim onlara dönerse (onları dost edinirse) artık o, mutlaka onlardandır. Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.

5/MÂİDE-52: Fe terâllezîne fî kulûbihim maradun yusâriûne fîhim yekûlûne nahşâ en tusîbenâ dâireh(dâiretun) fe asâllâhu en ye’tiye bil fethi ev emrin min indihî fe yusbihû alâ mâ eserrû fî enfusihim nâdimîn(nâdimîne).
Böylece, kalplerinde maraz (hastalık) bulunanların (yahudi ve hristiyanları dost edinip), “olaylar (tersine) dönerse, bize onlardan gelecek bir musibet isabet etmesinden korkuyoruz.” diyerek ( tedbir olarak) onların aralarında koşuştuklarını görürsün. Oysa ki (Lâ Galibe İllâllah”/daima galip olan) Allah’ın katından bir fetih veya bir emir getirmesini umun ki, belki böylece (bu söz tavır ve duruşunuzdaki telkin ile) belki onlar da kendi içlerinde gizledikleri şeye pişman olurlar.

5/MÂİDE-53: Ve yekûlullezîne âmenû e hâulâillezîne aksemû billâhi cehde eymânihim innehum le meakum habitat a’mâluhum fe asbahû hâsirîn(hâsirîne).
Ve âmenû olanlar (Allâh’a aracısız iman ve teslim olanlar Müşrik aracıları göstererek)  “Kendilerinin mutlaka sizinle beraber olduğuna, Allah’a kasem ederek var güçleriyle yemin edenler bunlar mı?” derler. (Oysa şefaat edip hidayet tağıtacaklarınj söyleyerek sizi aldatan o müşrik aracıların/Ruhbanların) Onların hep amelleri boşa gitti, böylece tarih boyu hüsrana uğrayan kimseler oldular. ( diyerek müşriklerle dostluk kurmak yerine  çevrelerine herdaim ve daima Galip olan Allah’ı hatırlatırlar.) {Lâ Galibe İllâllah”}

5/MÂİDE-54: Yâ eyyuhellezîne âmenû men yertedde minkum an dînihî fe sevfe ye’tîllâhu bi kavmin yuhıbbuhum ve yuhıbbûnehû ezilletin alâl mu’minîne eizzetin alâl kâfirîn(kâfirîne), yucâhidûne fî sebîlillâhi ve lâ yehâfûne levmete lâim(lâimin) zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeşâ(yeşâu) vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar (Allâh’a aracısız iman ve teslim olanlar)! Sizden kim dîninden dönerse, o zaman Allah onun yerine (başka) bir kavim getirecektir öyle ki, (Allah) onları sever ve onlar da O’nu (Allah’ı) severler. Mü’minlere karşı daha alçak gönüllü, kâfirlere karşı daha izzetlidirler. Allah’ın yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Onlar Allah’tan başkasından korkmayanlardır ki; İşte bu, Allah’ın fazlıdır, onu dilediğine (lütfedip) verir. Allah Vâsi’dir (fazlı ve lütfu geniştir), Alîm’dir (herşeyi en iyi bilendir).

5/MÂİDE-55: İnnemâ veliyyukumullâhu ve resûluhu vellezîne âmenullezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum râkıûn(râkıûne).
Sizin velîniz (dostunuz) sadece Allah ve O’nun Resûl’ü ve âmenû olup İslam için yardımlaşanlar ve zekâtı veren kimselerdir ve onlar rükû edenlerdir.

5/MÂİDE-56: Ve men yetevellallâhe ve resûlehu vellezîne âmenû fe inne hızbellâhi humul gâlibûn(gâlibûne).
Ve, Allah’a ve O’nun Resûlü’ne tabi olup âmenû olanlara katılan kimseler, artık muhakkak ki onlar Allah’ın taraftarlarıdır, onlar daima gâlip olanlardır. (Lâ Galibe İllâllah”)

5/MÂİDE-57: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızûllezînettehazû dînekum huzuven ve leiben min ellezîne ûtûl kitâbe min kablikum vel kuffâra evliyâ(evliyâe), vettekûllâhe in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Ey âmenû olanlar ! Sizden önce kendilerine Kitap verilmiş olanlardan, dîninizi küçümseyerek alay konusu edinenleri ve de kâfirleri velîler edinmeyin. Ve eğer mü’minlerseniz, (sadece) Allah’a karşı takva sahibi olun.

5/MÂİDE-58: Ve izâ nâdeytum iles salâtittehazûhâ huzuven ve leıbâ(leıben) zâlike bi ennehum kavmun lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve namaza çağırdığınız (ezan okuduğunuz) zaman, onu bile oyun ve alay konusu edindiler. Bu, onların akıl etmeyen (aklını kullanmayan) bir kavim olmaları sebebiyledir.

5/MÂİDE-59: Kul yâ ehlel kitâbi hel tenkımûne minnâ illâ en âmennâ billâhi ve mâ unzile ileynâ ve mâ unzile min kablu ve enne ekserekum fâsıkûn(fâsıkûne).
Onlara şöyle söyle: “Ey Kitap ehli! Daha öncekilere de indirilen Zikr’i/Kuranı şimdi bize indirmiş olan Allah’a ve onun kitabına  îmân etmemizden dolayı mı bizi çekemiyorsunuz? Ve muhakkak ki sizin çoğunuz fâsıklarsınız.”

5/MÂİDE-60: Kul hel unebbiukum bi şerrin min zâlike mesûbeten ındallâh(ındallâhi) men leanehullâhu ve gadıbe aleyhi ve ceale min humul kıredete vel hanâzîre ve abedet tâgût(tâgûte) ulâike şerrun mekânen ve edallu an sevâis sebîl(sebîli).
De ki; “Bundan daha şerli olup, (Kuran’a tabi olmayanlar için) Allah’ın katında kesinleşmiş olan cezayı, size şimdiden haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gadap duyduğu ve maymunlar, domuzlar mahlukatı yaratısında, tâguta kul ettiği kimselerdir. İşte onlar, mekânı en kötü olanlar ve sevvâ edilmiş yoldan en çok sapanlardır.

5/MÂİDE-61: Ve izâ câukum kâlû âmennâ ve kad dehalû bil kufri ve hum kad haracû bih(bihî) vallâhu a’lemu bimâ kânû yektumûn(yektumûne).
Ve (o İslam’ı küçümseyip alay edenler) size geldikleri zaman: “Îmân ettik.” dediler. Oysa onlar, küfürle (aracılı şirk sömürü inançlarıyla yanınıza) girip, yine aynı küfürle (aynı şirk küfür imanıyla) çıkmışlardır. Ve Allah, onların içlerinde gizlediklerini (niyetlerini) çok iyi bilir.

5/MÂİDE-62: Ve terâ kesîran minhum yusâriûne fîl ismi vel udvâni ve eklihimus suht(suhti) lebi’se mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ve onlardan bir çoğunun günahda, düşmanlıkta ve haram yemekte birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kötü.

5/MÂİDE-63: Lev lâ yenhâhumur rabbaniyyûne vel ahbâru an kavlihimul isme ve eklihimus suht(suhti) lebi’se mâ kânû yasneûn(yasneûne).
Rabbanîler ve Hahamlar onları günah olan sözlerinden ve haram yemekten men etmeli değiller miydi? Yaptıkları şey ne kötü.

5/MÂİDE-64: Ve kâletil yehûdu yedullâhi maglûleh(maglûletun) gullet eydîhim ve luınû bimâ kâlû bel yedâhu mebsûtatâni yunfıku keyfe yeşâ(yeşâû) ve leyezîdenne kesîran minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufrâ(kufren) ve elkaynâ beynehumul adâvete vel bagdâe ilâ yevmil kıyâmeh(kıyâmeti) kullemâ evkadû nâran lil harbi etfeehallâhu ve yes’avne fîl ardı fesâda(fesâden) vallâhu lâ yuhıbbul mufsidîn(mufsidîne).
Yahudi’ler: “Allah’ın eli bağlıdır dediler. (sömürüye devam etmek için Allah cimridir/Aracıların sahte ilahları cömerttir. Bu yüzden aracı ilahlara yönelin ki daha fazla rızıklanın)” dediler. Böylece Onların elleri bağlandı. Ve bu sözlerinden dolayı lânetlendiler. Hayır, bilakis! O’nun iki eli de açıktır. Nasıl isterse öyle infâk eder (verir). Ve Rabb’inden sana indirilen şey (Kuran/ilahî buyruklar aracılık müessesesini ortadan kaldırıp onların ihya oldukları sömürü düzenini yok ettiği için), bu ayetler mutlaka onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Ve biz onlarla (müşriklerle) aranıza kıyâmete kadar sürecek düşmanlık ve kin ilka ettik (ulaştırdık). Ancak; Her ne zaman harb için (müminlere karşı) bir ateş yaktılarsa, Allah onu mutlaka söndürdü. Ve onlar daima yeryüzünde fesat çıkarmak için çalışırlar. Ve de Allah, fesat çıkaranları (din hükümlerini değiştirerek Allah’ın otoritesi üzerinde insanları sömürüp bozgunculuk yapanları) sevmez.

5/MÂİDE-65: Ve lev enne ehlel kitâbi âmenû vettekav le keffernâ anhum seyyiâtihim ve le edhalnâhum cennâtin naîm(naîmi).
Eğer Kitap Ehli, âmenû olup (Allah’a aracısız iman ve teslim olup ), takva sahipleri olsalardı, elbette onların günahlarını örterdik ve onları mutlaka Naîm cennetlerine koyardık.

5/MÂİDE-66: Ve lev ennehum ekâmût tevrâte vel incîle ve mâ unzile ileyhim min rabbihim le ekelû min fevkıhim ve min tahti erculihim. Minhum ummetun muktesıdeh(muktesıdetun) ve kesîrun minhum sâe mâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve eğer Kitap Ehli, Tevrat ve İncil’i ve Rabb’lerinden kendilerine indirileni, (tahrif edilmemiş Tevrat ve İncili/Zikri) gereği gibi uygulasalardı (yerine getirselerdi), mutlaka onlar, hem üstlerinden hem de ayaklarının altından (nice nimetler) yerlerdi. Onlardan bir kısmı muktesid olan bir ümmettir. Ve (fakat) onlardan bir çoğunun yaptıkları şey ne kötü.

5/MÂİDE-67: Yâ eyyuherresûlu bellıg mâ unzile ileyke min rabbik(rabbike) ve in lem tef’al femâ bellagte risâleteh(risâletehu) vallâhu ya’sımuke minen nâs(nâsi) innallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).
Ey Resûl! Rabb’inden sana indirileni tebliğ et (duyur). Eğer bunu yapmazsan, o taktirde O’nun Risaletini (sana gönderdiği Zikr’i) tebliğ etmemiş (duyurmamış) olursun. Ve Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allâh, kâfirler kavmini hidayete erdirmez.

5/MÂİDE-68: Kul yâ ehlel kitâbi! lestum alâ şey’in hattâ tukîmût Tevrâte vel İncîle ve mâ unzile ileykum min rabbikum ve le yezîdenne kesîren minhum mâ unzile ileyke min rabbike tugyanen ve kufr(kufren), fe lâ te’se alâl kavmil kâfirîn(kâfirîne).
De ki; “Ey Ehli Kitap! Tevrat ve İncil’de size Rabb’iniz tarafından indirileni, (Kuran’ı/Zikr’i) yerine getirip uygulamadıkça siz birşey (bir din) üzerinde değilsiniz. Ve sana Rabb’inden indirilen, mutlaka onların bir çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen kâfirler topluluğuna üzülme.

5/MÂİDE-69: İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiûne ven nasâra men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve amile sâlihan fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak ki, âmenû olanlar (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlar ), ve Yahudiler, Sâbiiler ve Nasrânilerden (Hristiyanlardan) kim Allah’a ve âhir güne îmân eder ve nefsinde ıslâh edici ameller (Kuran hükümleriyle Allah’ı razı etmek için salih ameller ) yaparsa onlara artık korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.

5/MÂİDE-70: Lekad ehaznâ mîsâka benî isrâîle ve erselnâ ileyhim rusulâ(rusulen) kullemâ câehum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusuhum ferîkan kezzebû ve ferîkan yaktulûn(yaktulûne).
Andolsun ki Biz, İsrailoğulları’ndan misak aldık ve onlara resûller gönderdik. Onlara her resûl gelişinde,nefislerinin hevâlarına (batıl sömürü şirk inançlarına) uymadığından dolayı, (Resul’lerin ve indirdiğimiz ayetlerin) bir kısmını yalanladılar ve (Resul’lerin) bir kısmını da öldürdüler.

5/MÂİDE-71: Ve hasibû ellâ tekûne fitnetun fe amû ve sammû summe tâballâhu aleyhim summe amû ve sammû kesîrun minhum vallâhu basîrun bimâ ya’melûn(ya’melûne).
Ve böylece yaptıklarının bir fitne olmayacağını sandılar böylece hakka karşı kör ve sağır oldular. Sonra, Allah onların tövbesini kabul etti. {Bkz ; Bakara suresi 100,101} Ve her yeni bir Resul ile hükümlerini gönderdikten hemen) Sonra yine onlardan bir çoğu (İslama/Zikre karşı) kör ve sağır oldular. Ve fakat Allah, onların yaptıklarını en iyi görendir.

5/MÂİDE-72: Lekad keferallezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryem(meryeme) ve kâlel mesîhu yâ benî isrâîla’budûllâhe rabbî ve rabbekum innehu men yuşrik billâhi fekad harremallâhu aleyhil cennete ve me’vâhun nâr(nâru) ve mâ liz zâlimîne min ensâr(ensârin).
Andolsun ki; “Muhakkak ki Allah, O, Meryem oğlu Mesih’tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih (Hz. İsa, onlara) şöyle demişti; “Ey İsrailoğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kul olun. Muhakkak ki, kim Allah’a benimle şirk koşarsa, o taktirde Allah ona cenneti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir. Ve zalimler için bir yardımcı yoktur.”

5/MÂİDE-73: Lekad keferellezîne kâlû innallâhe sâlisu selâsetin ve mâ min ilâhin illâ ilâhun vâhid(vâhidun) ve in lem yentehû ammâ yekûlûne le yemessennellezîne keferû minhum azâbun elîm(elîmun).
Andolsun ki, “Allah üçün, üçüncüsüdür (üç ilâh’tan biridir).” diyenler kâfir olmuşlardır. Ve tek bir ilâhdan başka bir ilâh yoktur. Ve eğer bu söyledikleri sözlerden vazgeçmezlerse, onlardan (bu sözlerinde ısrar edip) kâfir olanlara, mutlaka “elîm azap” dokunacaktır.

5/MÂİDE-74: E fe lâ yetûbûne ilâllâhi ve yestagfirûneh(yestagfirûnehu) vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
Hâlâ, Allah’a tövbe edip, O’ndan mağfiret dilemiyorlar mı? Ve Allah Gafur’dur, Rahîm’dir.

5/MÂİDE-75: Melmesîhubnu meryeme illâ resûl(resûlun), kad halet min kablihir rusul(rusulun) ve ummuhu sıddîkah(sıddîkatun) kânâ ye’kulânit taâm(taâmi) unzur keyfe nubeyyinu lehumul âyâti summenzur ennâ yu’fekûn(yu’fekûne).
Meryem oğlu Mesih (Hz. İsa) sadece bir Resûldür. Ondan önce de resûller (elçiler) gelip geçmiştir.Ve onun annesi sıddîktır (çok doğru ve Zikre sadık Allah’a itaatkardır). İkisi de (diğer insanlar gibi) yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetleri nasıl açıklayıp beyan ediyoruz. Sonra da bak, nasıl (Allâh’tan) döndürülüyorlar.

5/MÂİDE-76: Kul e ta’budûne min dûnillâhi mâ lâ yemliku lekum darran ve lâ nef’â(nef’an) vallâhu huves semîul alîm(alîmu).
De ki; “Allah’tan başka, size zarar ve fayda (yarar) vermeye gücü yetmeyen (malik olmayan) şeylere mi kul oluyorsunuz?” Ve Allah, O, en iyi işitendir, en iyi bilendir.

5/MÂİDE-77: Kul yâ ehlel kitâbi, lâ taglû fî dînikum gayral hakkı ve lâ tettebi’û ehvâe kavmin kad dallû min kablu ve edallû kesîran ve dallû an sevâis sebîl(sebîli).
De ki; “Ey Kitap Ehli! Haksız yere Allah’ın indirdiği hükümlere sırtınızı dönerek dinde haddi aşmayın. Ve daha önce dalâlete düşmüş ve birçoklarını da dalâlete düşürmüş ve de sevvâ edilmiş yoldan sapmış olan bir kavmin hevâlarına siz de uymayın.

5/MÂİDE-78: Luinellezîne keferû min benî isrâîle alâ lisâni dâvude ve îsebni meryem(meryeme) zâlike bimâ asav ve kânû ya’tedûn(ya’tedûne).
İsrailoğulları’ndan inkâr edenler, Hz. Dâvud (a.s) ve Meryem oğlu Îsâ’nın diliyle lânetlendiler. Bu, onların isyan etmeleri, taşkınlık yapıp haddi aşmaları sebebiyledir.

5/MÂİDE-79: Kânû lâ yetenâhevne an munkerin fealûh(fealûhu) lebi’se mâ kânû yef’alûn(yef’alûne).
Yaptıkları kötülüklerden birbirlerini vazgeçirmeye (mani olmaya) çalışmıyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü…

5/MÂİDE-80: Terâ kesîran minhum yetevellevnellezîne keferû lebi’se mâ kaddemet lehum enfusuhum en sehıtallâhu aleyhim ve fîl azâbi hum hâlidûn(hâlidûne).
Onlardan bir çoğunun kâfirlere döndüğünü (dost olduğunu) görürsün. Nefislerinin, onlar için takdim ettiği ise “Allah’ın onlara öfkelenmesi” ki ne kötü şey. Ve onlar azâp içinde devamlı kalacak olanlardır.

5/MÂİDE-81: Ve lev kânû yu’minûne billâhi ven nebiyyi ve mâ unzile ileyhi mettehazûhum evliyâe ve lâkinne kesîren minhum fâsikûn(fâsikûne).
Ve eğer Allah’a ve Nebî’ye (Peygamber’e) ve ona indirilene îmân etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fâsıklardır.

5/MÂİDE-82: Le tecidenne eşedden nâsi adâveten lillezîne âmenûl yehûde vellezîne eşrakû, ve le tecidenne akrabehum meveddeten lillezîne âmenûllezîne kâlû innâ nasârâ zâlike bi enne minhum kıssîsîne ve ruhbânen ve ennehum lâ yestekbirûn(yestekbirûne).
Âmenû olanlara karşı, (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlara ) insanlardan en şiddetli düşman olarak mutlaka Yahudileri ve şirk koşanları bulacaksın. Dostluk bakımından âmenû olanlara en yakın olarak da: “muhakkak ki biz nasrâniyiz.” diyenleri bulacaksın. Bu, onların arasında keşişler ve ruhbanların bulunması ve onların kibirlenmemesi (Bu Allah’tan verilecek olan lütuf onların Allah’a karşı büyüklenmemesi) sebebiyledir.

Hem yahudi hem Arap müşrikler tüm çoktanrılı inançlarda olduğu gibi ırk temelli bir inanç anlayışına tabi olmuşlardır. Kendi ırklarını üstün görüp diğer ırklara düşman olan Irk temelli bir inançları olduğu için geçiş yapmak isteler dahi diğer halklar Yahudi ve Arap dinine geçemezler. Nasraniler yani Hristiyanlarda Aracılık kurumu ve ruhbanlık vardır fakat ırkçılık yoktur. Ayetinde Allah’a karşı büyüklenmeyen Allah odaklı din anlayışını benimsemiş olan “birkısım” nasranilerin “Allah tarafından” İslam ile şereflendirileceği bildirilmektedir. Bkz; Enam suresi 125 Maide;82,83,84,85)

5/MÂİDE-83: Ve izâ semiû mâ unzile ilerresûli terâ a’yunehum tefîdu mined dem’ı mimmâ arefû minel hakk(hakkı), yekûlûne rabbenâ âmennâ fektubnâ meaş şâhidîn(şâhidîne).
Ve Resûl’e indirileni (Kur’ân’ı) işittikleri zaman, Hakk’tan olan şeylere arif olduklarından dolayı, onların bir kısmının ise gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. “Rabb’imiz, biz (Okunan Kurana) îmân ettik , artık bizi şâhitlerle beraber yaz…” derler.

5/MÂİDE-84: Ve mâ lenâ lâ nu’minu billâhi ve mâ câenâ minel hakkı ve natmeu en yudhılenâ rabbunâ meal kavmis sâlihîn(sâlihîne).
Ve Rabb’imizin bizi, salihler kavmi ile beraber (cennete) dahil etmesini isterken, niçin biz, Allah’a ve Hak’tan bize gelene (Kur’ân’a ve Resûl’e) îmân etmeyelim?”

5/MÂİDE-85: Fe esâbehumullâhu bimâ kâlû cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâûl muhsinîn(muhsinîne).
Böylece onlara, söylediklerinden dolayı Allah, altlarından ırmaklar akan ve içlerinde devamlı kalacakları cennetler ihsan edecek. Ve işte bu, muhsinlerin mükâfatıdır.

5/MÂİDE-86: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ ulâike ashâbul cahîm(cahîmi).
Ve, kâfirler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar, Ashab-ı Cahîmdir (cehennem ehlidir).

5/MÂİDE-87: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tuharrimû tayyibâti mâ ehallallâhu lekum ve lâ ta’tedû innallâhe lâ yuhibbul mu’tedîn(mu’tedîne).
Ey âmenû olanlar! Allah’ın size helâl kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin. Aşırı gitmeyin. Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.

5/MÂİDE-88: Ve kulû mimmâ razakakumullâhu halâlen tayyiben vettekûllâhellezî entum bihî mu’minûn(mu’minûne).
Allah’ın size verdiği temiz, helâl rızıklardan yiyin ve kendisine îmân ettiğiniz Allah’a karşı takva sahibi olun.

5/MÂİDE-89: Lâ yuâhizukumullâhu bil lagvi fî eymânikum ve lâkin yuâhizukum bimâ akkadtumul eymân(eymâne), fe keffâretuhu it’âmu aşereti mesâkîne min evsatı mâ tut’ımûne ehlîkum ev kisvetuhum ev tahrîru rakabeh(rakabetin) fe men lem yecid fe sıyâmu selâseti eyyâm(eyyâmin) zâlike keffâretu eymânikum izâ haleftum vahfezû eymânekum kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihi leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Allah sizi, yeminlerinizdeki boş sözlerden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat, akid yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Artık onun kefâreti (cezası), ev halkınıza yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu yedirmeniz veya onları giydirmeniz ya da bir köle azad etmenizdir. Fakat kim bunları bulamazsa, o taktirde üç gün oruç tutsun.İşte bu, yeminlerinizi bozduğunuz zaman onların (yeminlerinizin) kefâretidir. Ve yeminlerinizi koruyun (onları bozmaktan sakının). Allah, âyetlerini size işte böyle açıklıyor, umulur ki böylece siz şükredersiniz.

5/MÂİDE-90: Yâ eyyuhellezîne âmenû innemel hamru vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsun min ameliş şeytâni fectenibûhu leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar! Ancak şarap, kumar, (tapınmak için konulan) dikili taşlar (putlar) ve fal okları, şeytanın işlerinden pis şeylerdir. Artık bunlardan kaçının. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

5/MÂİDE-91: İnnemâ yurîduş şeytânu en yûkia beynekumul adâvete vel bagdâe fîl hamri vel meysiri ve yasuddekum an zikrillâhi ve anis salâh(salâti), fe hel entum muntehûn(muntehûne).
Oysa ki şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve, sizi Allah’ı zikretmekten ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Siz artık (bunlara) son verdiniz mi?

5/MÂİDE-92: Ve etîûllâhe ve etîûr resûle vahzerû, fe in tevelleytum fa’lemû ennemâ alâ resûlinel belâgul mubîn(mubînu).
Ve Allah’a itaat edin ve Resûl’e itaat edin ve (onlara karşı gelmekten) sakının. Eğer bundan sonra yüz çevirirseniz bilin ki Resûl’ümüze düşen, sadece açık bir tebliğdir (duyurmadır).

5/MÂİDE-93: Leyse alellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cunâhun fîmâ taimû izâ mettekav ve âmenû ve amilûs sâlihâti summettekav ve âmenû summettekav ve ahsenû vallâhu yuhibbul muhsinîn(muhsinîne).
Âmenû olup sâlih âmeller işleyenler üzerine, bundan böyle sakındıkları ve güzel işlere devam ettikleri sürece ve sonra takva ve imanlarında kökleştikleri, ve daha sonra bu takva ile beraber güzel işlerle meşgul oldukları takdirde, önceden (haram kılınmazdan evvel) tattıkları şeylerde, üzerlerine bir günah yoktur. Allah takva sahibi muhsinleri sever.

5/MÂİDE-94: Yâ eyyuhellezîne âmenû le yebluvennekumullâhu bi şey’in mines saydı tenâluhu eydîkum ve rimâhukum li ya’lemallâhu men yahâfuhu bil gayb(gaybi), fe meni’tedâ ba’de zâlike fe lehu azâbun elîm(elîmun).
Ey âmenû olanlar! Allah sizi, gıyabında kendisinden kimin korktuğunu bilmesi (bilinip belli olması için) için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği av türünden bir şeyle sizi mutlaka imtihan eder. Artık, kim bundan sonra yasak sınırını aşarsa, o taktirde onun için “elîm azap” vardır.

5/MÂİDE-95: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ taktulûs sayde ve entum hûrûm(hûrûmun) ve men katelehu minkum muteammiden fe cezâun mislu mâ katele min en neami yahkumu bihî zevâ adlin minkum hedyen bâligal ka’beti ev keffâratun taâmu mesâkîne ev adlu zâlike siyâmen li yezûka vebâle emrih(emrihî) afâllâhu amma selef(selefe) ve men âde fe yentakimullâhu minh(minhu) vallâhu azîzun zûntikâm(zûntikâmin).
Ey îmân edenler! Siz ihramda iken av hayvanını öldürmeyin. Ve sizden kim kasten (bilerek) onu öldürürse, o zaman kendisine öldürdüğünün dengi bir hayvanın cezası vardır ki, (bunun öldürülen hayvanın dengi olduğuna dair) içinizden, âdil iki kimse takdir edip karar verir. Kâbe’ye ulaşacak (Kâbe’ye götürülüp orada kesilecek) bir kurban veya yoksulları yedirme şeklinde bir kefâret, ya da buna denk bir oruçtur ki bu, böylece o yaptığı işin vebalini tatması içindir. Allah, geçmiştekileri (işlenen bu tür cürümleri) bağışladı. Kim dönüp de (bir daha) böyle yaparsa, o taktirde Allah ondan intikam alır. Allah Azîz’dir, intikam sahibidir.

5/MÂİDE-96: Uhille lekum saydul bahri ve taâmuhu metâan lekum ve lis seyyârah(seyyârati), ve hurrime aleykum saydul berri mâ dumtum hurumâ(hurumen) vettekullâhellezî ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
Sizin için ve yolcular için, deniz avı ve onun yenmesi bir meta olarak (fayda sağlamak üzere) helâl kılındı. Ve kara avı ise, ihramda olduğunuz süre içerisinde size haram kılındı (yasaklandı). Ve huzurunda haşrolunacağınız Allah’a karşı takva sahibi olun.

5/MÂİDE-97: Cealallâhul ka’betel beytel harâme kıyâmen lin nâsi veş şehral harâme vel hedye vel kalâid(kalâide) zâlike li ta’lemû ennellâhe ya’lemu mâ fis semâvâti ve ma fîl ardı ve ennellâhe bikulli şey’in alîm(alîmun).
Allah, (savaşmayı) Haram kıldığı Hac ayında; Kabe ve Beyt-i Haram’ı (Kabenin etrafındaki alanı) , ziyaret ile ifa edilen , hac kurbanını ve gerdanlıklı (boynuna işaret ile kurban nişanesi asılı) kurbanlıkları, yoksul insanların yaşamlarını ayakta tutmak için bir sebep kıldı. İşte bu, atâ (kural) “Allah’ın, göklerde ve yerlerde olan herşeyi bildiği gibi; Allah’ın en iyi bilen olduğunu” idrak etmeniz içindir.

5/MÂİDE-98: I’lemû ennellâhe şedîdul ikâbi ve ennellâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Allah’ın cezasının şiddetli olduğunu ve Allah’ın Gafur, Rahîm olduğunu muhakkak biliniz!

5/MÂİDE-99: Mâ aler resûli illel belâg(belâgu) vallâhu ya’lemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn(tektumûne).
Resûl’ün üzerinde tebliğden (bildirmekten) başka bir sorumluluk yoktur. Ve Allah, açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.

5/MÂİDE-100: Kul lâ yestevîl habîsu vet tayyibu ve lev a’cebeke kesretul habîs(habîsi), fettekullâhe yâ ulîl elbâbi leallekum tuflihûn(tuflihûne).
De ki; “Habisin (haram, murdar ve fesadın) çokluğu senin hoşuna gitse bile, habis (haram ve kötü olan) ile tayyib (helâl ve temiz olan) bir değildir. Ey Ulûl Elbâb! (Zikr/Kuran hükümleriyle herşeyi kavrayan temiz akıl sahipleri) Artık Allah’a karşı takva sahibi olun! Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

5/MÂİDE-101: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tes’elû an eşyâe in tubde lekum tesu’kum, ve in tes’elû anhâ hîne yunezzelul kur’ânu tubde lekum afâllâhu anhâ vallâhu gafûrun hâlîm(hâlîmun).
Ey âmenû olanlar! Açıklandığında henüz benimseyemeyeceğiniz şeylerden sormayın. Eğer, Kur’ân (ayetleri) indirilirken o zaman ondan sorarsanız, size açıklanır. Allah, onlardan (bu kuralı bilmeden önce sorduğunuz şeylerden) dolayı sizi affetti. Allah Gafur’dur, Halîm’dir.

Bkz;Furkan suresi 32, 33 Kuran insanların hükümleri layıkıyla idrak edebilmesi için 23 yılda fasılalarla ve olaylar üzerinde tatbik edilerek indirilmiştir. İleride açıklanacak ayetlerin sırası gelmeden onlar hakkında şimdiden sorular sormayın çünkü idrak edemeyeceğiniz bir şeyi benimseyemezsiniz. buyurulmaktadır. Bu hakikatla; Layık-ı idrak için buyurduğu gibi Kuranı İniş sırasına göre okumak farzdır.
25/FURKÂN-32: Ve kâfirler: “Kur’ân ona, (Muhammed’e (S.A.V) bir defada bütün (toplu) olarak indirilmeli değil miydi?” dediler. İşte bu, Kur’ân’ı senin ve ümmetinin idrakine tesbit etmemiz (sabitlememiz) içindir. Ve O’nu, bu sebeple kısım kısım tertipleyerek beyan ettik.
25/FURKÂN-33: Ve böylece sana hak ile ve en güzel tefsir ile ulaştırdığımızdan böylelikle kısım kısım merhale ile idraka tespit ettiğimiz her şeyi layıkıyla anladıkları için ümmetinden olanlar açıklanan bir meseleyi sana tekrar getirmediler.

5/MÂİDE-102: Kad seelehâ kavmun min kablikum summe asbahû bihâ kâfirîn(kâfirîne).
Sizden önce (yaşamış) bir kavim (bu uyarıya rağmen) onu sormuştu. Sonra (indirilen hükmünü idrak edip benimseyemedikleri için) kâfir oldular.

5/MÂİDE-103: Mâ cealallâhu min bahîretin ve lâ sâibetin ve lâ vasîletin ve lâ hâmin ve lâkinnellezîne keferû yefterûne alâllâhi kezib(kezibe) ve ekseruhum lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Allah, ”bahîre, sâibe, vasîle ve hâm” diye bir adeti meşru kılmamıştır. Ama o kâfirler (inkâr edenler), Allah’a karşı yalan iftirada bulunuyorlar (uyduruyorlar). Onların çoğu aklını kullanmıyor.

Bahîre; Kulağı yarılmış dişi devedir. Cahiliye döneminde bir hastalık veya derdi bulunan, yahut dilek tutan bir kimse, bir deve adardı. Derdi veya hastalığı geçince, yahut dileği gerçekleşince bu deveyi koyuverirdi. Başı boş dolaşan, yemi suyu eksiltilmeyen bu deveye Bahîre denirdi.
Sâibe: Salıverilmiş dişi deve demektir. Bahîre ile aynı durumlarda ada­nıp kulağı yarılmaksızın salıverilen deveye denir.
Vasîle: Bir koyun, dişi doğurduğunda kendilerinin sayılırdı, erkek do­ğurduğunda ise onu, ilahları için kurban ederlerdi. Eğer koyun bir erkek bir dişi beraber doğurursa: “Kardeşine ulaştı” diyerek erkek yavruyu ilahlara adar, kesmezlerdi. İşte buna da Vasîle denirdi.
Hâm: Erkek bir deveden on döl alındığında “sırtı korunmuş” derler, üs­tüne binmezler, meraya salıp sudan ve yemden menetmezlerdi. Buna da Hâm denirdi) {Bahire, Saibe Vasile ve Ham hayvanları halkı sömüren müşriklerin tanrılarına adak hediyesi olarak hibe edilmiş olurdu.

5/MÂİDE-104: Ve izâ kîle lehum teâlev ilâ mâ enzelallâhu ve iler resûlî kâlû hasbunâ mâ vecednâ aleyhi âbâenâ e ve lev kâne âbâuhum lâ ya’lemûne şey’en ve lâ yehtedûn(yehtedûne).
Ve onlara: “Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a) ve Resûl’e (itaate) gelin.” denildiğinde; “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (çok tanrılı şirk inançları) bize yeter (kâfi)” derler. Ya onların babaları (bu gerçeklere ait) bir şey bilmiyorlarsa ve hidayete ermemişlerse de mi…?

5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, sizin (sorumluluğunuz) üzerinizedir. Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü muhakkak Allah’adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri (günah ve sevapları) size O haber verecek.

5/MÂİDE-106: Yâ eyyuhellezîne âmenû şehâdetu beynikum izâ hadara ehadekumul mevtu hînel vasiyyetisnâni zevâ adlin minkum ev âharâni min gayrikum in entum darabtum fîl ardı fe esâbetkum musîbetul mevt(mevti) tahbisûnehumâ min ba’dis salâti fe yuksîmâni billâhi in irtebtum lâ neşterî bihî semenen ve lev kâne zâ kurbâ ve lâ nektumu şehâdetallâhi innâ izen le minel âsimîn(âsimîne).
Ey âmenû olanlar! Sizden birinize ölüm hali gelince vasiyet sırasında sizin içinizden iki adîl kişi, aranızda şahitlik etsin. Veya yeryüzünde yolculuk ederken size ölüm olayı isabet ederse, sizden olmayan iki kişiyi şahid tutun. Eğer şüpheye düşerseniz, onları namazdan sonra alıkoyun. O zaman Allah’a şöyle yemin etsinler; ”Yakınımız bile olsa, yeminimizi bir bedel ile değiştirmeyeceğiz ve Allah’ın şehadetini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz, mutlaka günahkâr kimselerden oluruz.”

5/MÂİDE-107: Fe in usire alâ ennehumâstehakkâ ismen fe âharâni yekûmâni makâmehumâ minellezînestehakka aleyhimul evleyâni fe yuksîmâni billâhi le şehâdetunâ ehakku min şehâdetihimâ ve ma’tedeynâ, innâ izen le minez zâlimîn(zâlimîne).
Eğer o iki kişinin bir günaha müstehak olduğunun (sonradan) farkına varılırsa, o taktirde onlara daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçer sonra Allah’a şöyle yemin ederler; “Bizim şahidliğimiz onların şahidliğinden mutlaka daha doğrudur, haktır ve biz haddi aşmadık. Aksi takdirde, o zaman biz mutlaka zalimlerden oluruz.”

5/MÂİDE-108: Zâlike ednâ en ye’tû biş şehâdeti alâ vechihâ ev yehâfûen turadde eymânun ba’de eymânihim vettekûllâhe vesmeû vallâhu lâ yehdil kavmel fâsikîn(fâsikîne).
Bu (şekildeki yemin), şehadet ile yüzyüze gelmelerinde (şahitlere mirasçıların güvenmemesinden) veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarından daha iyidir. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun ve dinleyin. Ve Allah, fâsıklar kavmini (topluluğunu) hidayete erdirmez.

5/MÂİDE-109: Yevme yecmeullâhur rusule fe yekûlu mâzâ ucibtum kâlû lâ ilme lenâ inneke ente allâmul guyûb(guyûbi).
Allah’ın, Resûl’leri bir araya toplayacağı, sonra “Size ne cevap verildi?” diye buyuracağı gün, (onlar); “Bizim bir bilgimiz yok. Muhakkak ki Sen, gaybdekileri en iyi bilen Sen’sin!”derler.

5/MÂİDE-110: İz kâlellâhu yâ îsebne meryemezkur ni’metî aleyke ve alâ vâlidetike iz eyyedtuke bi rûhil kudusi tukellimun nâse fîl mehdi ve kehl(kehlen), ve iz allemtukel kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîl(incîle), ve iz tahluku minet tîni ke hey’etit tayri bi iznî fe tenfuhu fîhâ fe tekûnu tayran bi iznî ve tubriul ekmehe vel ebrasa bi iznî, ve iz tuhricul mevtâ bi iznî, ve iz kefeftu benî isrâîle anke iz ci’tehum bil beyyinâti fe kâlellezîne keferû minhum in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
Allah (cc.) şöyle buyurmuştu; “Ey Meryem oğlu Îsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhûl Kudüs ile desteklemiştim de beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı, Hikmet’i, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Ben’im iznimle nemli topraktan kuş şeklinde heykel (suret) yapmıştın, sonra onun içine üflemiştin, böylece Ben’im iznimle bir kuş olmuştu. Ve, doğuştan kör olanı ve alaca tenliyi yine Ben’im iznimle iyileştiriyordun. Ben’im iznimle ölüleri (diriltip, kabirden) çıkartıyordun. Ve onlara apaçık belgeler getirdiğin zaman İsrailoğullarının saldırısını senden savmıştım (seni kurtarmıştım). O zaman onlardan kâfir olanlar (küfürde olanlar); “Bu ancak, sadece apaçık bir sihirdir.” demişlerdi.

5/MÂİDE-111: Ve iz evhaytu ilel havâriyyîne en âminû bî ve bi resûlî, kâlû âmennâ veşhed bi ennenâ muslimûn(muslimûne).
Ve havarilere; “Bana ve Resûl’üme îmân edin.” diye vahyettiğim zaman, onlar da “Îmân ettik ve bizim (Hakk’a) teslim olduğumuza şahid ol.” demişlerdi.

5/MÂİDE-112: İz kâlel havâriyyûne yâ îsebne meryeme hel yestetîu rabbuke en yunezzile aleynâ mâideten mines semâ(semâi) kâlettekullâhe in kuntum mu’minîn(mu’minîne).
Havârîler; “Ey Meryem oğlu İsâ! Rabb’in gökten bize bir mâide (sofra) indirebilir mi?” demişlerdi. (Bunun üzerine Hz. İsâ); “Eğer mü’minlerseniz Allah’a karşı takva sahibi olun.” dedi.

5/MÂİDE-113: Kâlû nurîdu en ne’kule minhâ ve tetmainne kulûbunâ ve na’leme en kad sadaktenâ ve nekûne aleyhâ mineş şâhidîn(şâhidîne).
(Onlar); “Ondan yemek istiyoruz ve de kalblerimizin tatmin olmasını istiyoruz ve senin gerçekten bize doğru söylemiş olduğunu bilelim ve onun üzerine şahitlerden olalım” dediler.

5/MÂİDE-114: Kâle îsebnu meryemellâhumme rabbenâ enzil aleynâ mâideten mines semâi tekûnu lenâ îden li evvelinâ ve âhirinâ ve âyeten mink(minke), verzuknâ ve ente hayrur râzikîn(râzikîne).
Meryem oğlu Îsâ; “Allah’ım, Rabb’imiz! Bizim üzerimize semadan bir sofra indir ki bizim için bayram, bizden öncekiler ve bizden sonrakiler için senden bir mucize (delil) olsun. Ve bizi rızıklandır. Ve Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” dedi.

5/MÂİDE-115: Kâlellâhu innî munezziluhâ aleykum, fe men yekfur ba’du minkum fe innî uazzibuhu azâben lâ uazzibuhû ehaden minel âlemîn(âlemîne).
Allah (cc.) buyurdu ki; “Muhakkak ki Ben, onu sizin üzerinize indireceğim, fakat ondan sonra sizden kim inkâr ederse, o taktirde Ben mutlaka onu, âlemlerden hiçbirini azaplandırmadığım bir azapla azaplandırırım.”

5/MÂİDE-116: Ve iz kâlellâhu yâ îsebne meryeme e ente kulte lin nâsittehizûnî ve ummiye ilâheyni min dûnillâh(dûnillâhi) kâle subhâneke mâ yekûnu lî en ekûle mâ leyse lî bi hakk(hakkın) in kuntu kultuhu fe kad alimteh(alimtehu) ta’lemû mâ fî nefsî ve lâ a’lemu mâ fî nefsik(nefsike) inneke ente allemul guyûb(guyûbi).
Ve Allah (cc.): Ey Meryem oğlu Îsa! Sen mi insanlara ; “Beni ve annemi, Allâh’tan başka iki ilâh edinin diye söyledin?” dediğinde , Hz. İsa; ”Sen “Subhansın (seni tesbih ve tenzih ederim, Sen yücesin)”, benim için hak (gerçek) olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım o taktirde, muhakkak Sen onu bilirdin, nefsimde olanları da Sen bilirsin, ben ise Sen’in zatında olanları bilemem.” Muhakkak ki Sen, gayb’tekileri (görünmeyenleri,bilinmeyenleri) en iyi bilen Sensin.

5/MÂİDE-117: Mâ kultu lehum illâ mâ emertenî bihî eni’budûllâhe rabbî ve rabbekum, ve kuntu aleyhim şehîden mâ dumtu fîhim, fe lemmâ teveffeytenî kunte enter rakîbe aleyhim ve ente alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Onlara, bana emrettiğin: “Benim de Rabb’im, sizin de Rabb’iniz olan Allah’a kul olmaları”ndan başka birşey söylemedim. Onların arasında bulunduğum sürece, onların üzerlerine şahit oldum. Fakat beni vefat ettirince onların üzerine gözetleyici Sen oldun. Ve Sen herşeye şahitsin.

5/MÂİDE-118: İn tuazzibhum fe innehum ibâduk(ibâduke), ve in tagfir lehum fe inneke entel azîzul hakîm(hakîmu).
Eğer onlara azap edersen, artık muhakkak ki onlar, Senin kullarındır. Ve eğer onları bağışlarsan, o taktirde muhakkak ki Sen, Sen Azîz’sin (üstünsün) Hakîm’sin. ( Hükmün ve Hikmet’in  sahibisin. Bana Allah’ın oğlu diyerek benim üzerimden Af mağfiret ceza ve Hidayet vaad edip insanları kandırıp sömüren aracı Ruhban kafirlerin söylemlerinin aksine tüm bu yetkiler sadece senin elindedir!. dedi).

5/MÂİDE-119: Kâlellâhu hâzâ yevmu yenfeus sâdikîne sıdkuhum, lehum cennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden) radiyallâhu anhum ve radû anh(anhu) zâlikel fevzul azîm(azîmu).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu; “Bugün sadıklara, sadâkatlarının kendilerine fayda vereceği bir gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî olarak kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan râzı olmuş, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. İşte bu, “Fevz-ül Azîm” dir.
(Allah’a sadakat dairesinde çeşitli meşakkatli sınavlar karşısında Allah’a sadık kalan müminlerin, takva sabır ve azimle kazandıkları ve Allah’a itaat ve takva mukabilinde kendilerine vaad edilmiş olan cennete Rahim olan Allah’ın yardımıyla ulaşma zaferleridir.)

5/MÂİDE-120: Lillâhi mulkus semâvâti vel ardı ve mâ fîhin(fîhinne) ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların mülkü Allah’ındır. Ve O, herşeye kaadirdir