KAMER SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

54/KAMER-1: İkterebetis sâatu ven şakkal kamer(kameru).
Kıyamet Saati yaklaştığında kamer (ay) yarılacak.

Atalarından beri süre gelen çok tanrılı batıl inançlarını yaşatan; Hem Arap müşriklerde hem de kitaplarını çok tanrılı inançlara tevil etmiş ehli kitap anılan yahudi ve hristiyan müşriklerde/İncil ve Tevratta iki alem inancı ve ikinci alemde bulunan ahiret cennet cehennem ve kıyamet inancı yoktur. Onların inancına göre dünya tepsi gibi düzdür. Ve insanlar öldükten sonra yeraltında bulunan ölüler diyarına gönderilirler. Bu surede kıyamete inanmayan müşriklere “ilk önce ayın yarılacağı” vurgusuyla ve devam eden Kamer suresi ayetlerinde kıyametin gerçekleşmesi açıklanıyor. Ve  aşağıda Kamer suresi ayetlerinde açıklanan, geçmiş dönemlerde yaşamış olan kıyamete ve ahirete inanmayan Müşriklere bir çok mucize gelmesine rağmen, müşriklerin, atalar kültü çok tanrılı batıl müşrik inançlarına tabi oldukları vurgulanıyor. İslam dininde; İşinde ve hükmünde kendisinden başka otorite kabul etmeyen, Samed ve Vahid olan Allah kullarını, “aracılar ve vekilleri olmadan ancak ve sadece kendi otoritesiyle ahiret aleminde” sorgularken; müşrik inançlarda; insanların ölüler diyarından dünya yaşantısına tekrar dirilebilmesi için, ve dirilmeden önce kabir azabı çekmemek için ( islam’da kabir azabı yoktur. Kabir azabı şirk inançlarına ait bir batıldır) henüz yaşarken, tahıl hayvan vs gibi yıllık ürünlerinden, sözde Tanrı’nın yetkili kıldığı aracılara (Arap müşriklerde put sahiplerine, yahudilerde ve hristiyanlarda din adamlarına) bağış ya da ondalık adı altında bir pay ödemeleri gerekmektedir. Bu aracılı sömürü fitnesi ile; Halkı durmadan Allah’ın otoritesi üzerinden sömüren müşrik Aracıların talan düzenini yok ettiği için, tarihte çeşitli mucizeler gösterilmesine rağmen İslam dini her dönem aracılar yüzünden reddedilmiştir. Hem kamer suresinde hem de Kamer suresinden sonra inen SÂD suresinde; Hem geçmişte yaşamış olan hem de Kuran dönemi İslama muhalefet eden müşriklerin İslam’a ve ahirete neden ve niçin karşı çıktıkları detaylandırılmıştır.

54/KAMER-2: Ve in yerev âyeten yu’ridû ve yekûlû sihrun mustemirr(mustemirrun).
Ve onlar, bir mucize görseler bile, (inanmazlar ve İslam’a yüz çevirirler. Ve bu “Sürekli bir sihirdir.” derler.

Geçmişte aracılık müessesenin kurguladuğı çok tanrılı batıl  şirk inançlarını yaşayan ve yaşatan toplumlar elit hakim zümre ve ruhbanlık müesssesini çıkarlayan inançları ölesiye savunmuşlar ve mucizeler gösterilmiş olsa dahi, bunlar sihir diyerek reddetmişlerdir. Hz İsa mucizeler ile geldiğinde bile İsrailoğulları bu sihirdir diyerek reddetmişlerdi.{bkz:Maide süresi 110) Hz Musa çeşitli mucizelerle gelmesine rağmen kendisini Allah’ın oğlu olarak yeryüzünün yetkili ilahı gören Firavun’un sihirbazları bile mucizeler karşısında imana gelirken {bkz; Taha suresi 70) Firavun varlığını ve saltanatını tamamen bu şirk sömürü düzenine borçlu olduğu için gösterilen 9 mucize karşısında bile {bkz;İsra 101} bunlar sadece sihirdir demişti.

54/KAMER-3: Ve kezzebû vettebeû ehvâehum ve kullu emrin mustekırr(mustekırrun).
Ve yalanladılar ve de kendi hevalarına tâbî oldular. Ve artık bütün işler (akibetleri) artık kararlaştırılmıştır.

54/KAMER-4: Ve lekad câehum minel enbâi mâ fihî muzdecer(muzdecerun).
Ve andolsun ki onlara, (batıla yönelmiş müşrik kavimlere) caydırıcı akibet uyarıları geldi.

54/KAMER-5: Hikmetun bâligatun fe mâ tugnin nuzur(nuzuru).
Bu hikmetli uyarılara rağmen uyarılarılarımızın onlara bir faydası olmadı.

54/KAMER-6: Fe tevelle anhum, yevme yed’ud dâi ilâ şey’in nukur(nukurin).
Artık onlardan yüz çevir. O gün davetçi, (sura ile onları) korkunç dehşetli bir şeye çağıracak.

54/KAMER-7: Huşşe’an ebsâruhum yahrucûne minel ecdâsi keennehum cerâdun munteşir(munteşirun).
Kabirlerden, gözleri dehşete düşmüş olarak çıkarlar. Sanki onlar, etrafa yayılan çekirgeler gibidir.

54/KAMER-8: Muhtıîne iled dâi, yekûlul kâfirûne hâzâ yevmun asir(asirun).
Davetçiye doğru koşan kâfirler: “Bu, çok zor bir gün.” diyecekler.

54/KAMER-9: Kezzebet kablehum kavmu nûhın fe kezzebu abdenâ ve kâlû mecnûnun vezducir(vezducire).
Onlardan önce Nuh’un kavmi de böyle yalanladı. Böylece kulumuzu (Hz. Nuh’u) yalanladılar. “Ona da, mecnundur.” dediler. Ve O’na cefa edilince ( böylece o tebliğden Allah tarafından) men edildi.

54/KAMER-10: Fe deâ rabbehû ennî maglûbun fentasır.
Sonunda, (Hz Nuh’a vahiy ile artık kavminin iman etmeyeceği boşuna üstelememesi bildirilince Hud suresi 36 ) Rabbine dua etti: “Muhakkak ki ben, mağlûp olanım. Öyleyse intikam al.” diye nida etti.

54/KAMER-11: Fe fetahnâ ebvâbes semâi bi mâin munhemir(munhemirin).
Bunun üzerine, semanın kapılarından gürül gürül akan suyu açtık.

54/KAMER-12: Ve feccernel arda uyûnen feltekalmâu alâ emrin kad kudir(kudire).
Ve yeryüzünü pınarlar halinde fışkırttık. Böylece sular, taktir edilmiş olan emir üzerine birleşti.

54/KAMER-13: Ve hamelnâhu alâ zâti elvâhın ve dusur(dusurin).
Ve onu, perçinlenmiş levhalardan oluşan (gemi) üzerinde taşıdık.

54/KAMER-14: Tecrî bi a’yuninâ, cezâen li men kâne kufir(kufire).
(Gemi) gözlerimizin önünde yüzerek akıp gidiyordu, inkâr edilmiş olana (Hz. Nuh’a) bir mükâfat olarak.

54/KAMER-15: Ve lekad tereknâhâ âyeten fe hel min muddekir(muddekirin).
Ve andolsun ki Biz, onu (o gemiyi) bir âyet (ibret) olarak bıraktık. Buna rağmen *tezekkür eden var mı?

54/KAMER-16: Fe keyfe kâne azâbî ve nuzur(nuzuri).
Öyleyse inzarımızın (uyarılarımızın) akibeti olarak azabımız nasıl oldu?

54/KAMER-17: Ve lekad yessernel kur’âne lîz zikri fe hel min muddekir(muddekirin).
Ve andolsun ki Biz, Kur’ân’ı, zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen *tezekkür eden var mı?

Hükümlerine sadakat dairesinde sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderdiği insanoğlu için; Hüküm ve Hikmet sahibi Hakim Allah, her dönem Resul’leri vasıtasıyla sınanma hükümlerini ihtiva eden buyruklarını iletmiştir. Her dönem gönderdiği hükümler {bkz; Beyyine suresi 3} aynı olduğu için, “hükümlerin tekrarı” manasıyla Kuran’ın ana ismi zikr’dir. Kuran’ın ve Hz Musa’ya gönderilen Tevrat’ın ve Hz İsa’ya gönderilen İncil’in ve diğer Resul’lere gönderilen tüm kitapların ortak ismi, aynı hükümleri barındırdığı için “hükümlerin tekrarı” manasıyla zikr’dir. Zikir tek tanrılı “İslam dininin hüküm kitabının ortak ismi” iken; Kuran Tevrat veya İncil gibi isimler Zikr’in {bkz: Rad suresi 38} dönemsel niteleyici adlarıdır. Geçmişte gönderilen kitaplar muktesimler tarafından tahrif edildiği için bu nedenle Aziz Allah  SÂD suresi 1. ayetinde Kur’an’dan “Zikr kitabının sahibi” yani “içinde İslam hükümlerini eksiksiz barındıran yegane kitap” olduğunu vurgulamıştır .
Tezekkür; İslam’ın tevhid emreden ve aracı kabul etmeyen Zikr kitabına itibar edip Zikr/Kuran bilgileriyle  te-zikir edenler/yani tezekkür edenler demektir. Örneğin “sadaka verin” diyen bir ayetini okurken sadakanın “yoksunlara verilmesini açıklayan” bir diğer ayetiyle zihninde bağdaştırıp her ayetini Allah’ın açıklama getirdiği bir diğer ayetiyle zihninde ekleyerek kavrayanlar ve böylelikle insanları Allah’ın otoritesi üzerinden aldatıp sömüren aracılara ihtiyaç duymadan her dönemde Zikr kitabıyla Allah’a aracısız yönelenler demektir. {bkz;Sad 29 Bakara suresi 106 ,İbrahim 52, Zumer 18 Mümin 54} Ulul’elbab; Zikr ile tezekkür etmekle aracıların yalan yanlış eksik bilgilerine ihtiyaç hissetmeden, Allah’a aracısız yönelen kullarına ise Ulul’elbab denir. Ulul’elbab; “her dönem” {bkz; Zumer suresi 18 Rad suresi 10} tebliğ edileni saklamadan muktesim müşrikler gibi { bkz; hicr suresi 90} değiştirmeden dini açıklayıp yaşayıp yaşatanlar demektir. Ayrıca; Ulul’elbab kişilerin detaylı özellikleri için bkz; Rad suresi 19~25 Muktesim, bölen, parçalayan, taksim eden demektir. Muktesimler, müşrik/batıl sömürü inançlarını halka empoze etmek için; Hz Musa’ya verilmiş mucizeler gibi önceki Zikr kitaplarında da mevcut olan benzeş/müteşabih ayetlerin bir kısmını almakla hak dine benzer gösterip, akabinde İslamın muhkem hükmü sayılan “sadakaların yoksunlara verilmesi”  gibi olmazsa olmaz hükümleri, “sadakaların ruhbanlığa, aracılara ve kırallığa aktarılması” gibi batıl şirk/sömürü hükümlerine dönüştürerek insanları Allah’ın otoritesi üzerinden aldatıp sömüren elit müşrikler ve onların çıkar payandası olan din adamlarıdır. Nitekim Ali İmran 50. ayetinde aynı senaryonun muktesim müşrikler tarafından Hz İsa döneminde de yapıldığı belirtilmekte ve Hz İsa’nın batıl ayetleri nesh etmek istediği halde büyük bir dirençle karşılaştığı açıklanmaktadır. Kuran’da muktesimler, Hicr suresinde detaylı açıklanmış ve 90. ayetinde çoğul haliyle muktesimler olarak kullanılmıştır. Bu nedenle Aziz Allah İslam Zikr  hükümlerinin, değişmez korunmuş “ana kitap” olarak da anılan Levh-i Mahfuz’da {Büruc 21,21} saklı olduğunu ve geçmişte tarih boyu {bkz; Bakara suresi 100,101} Allah’ın indirdiği kitabı/Zikri Tahrif edip yerine Tevrat’a ve İncile kısım kısım yerleştirdikleri şirk ve sömürü sistemini ihtiva eden bölümleri/kısımları/ayetleri, bu nedenle Kuran ayetleriyle kaldırıp nesh ettiğini  Bakara suresi 106. ayetiyle bildirmiştir. Ve Kamer suresi ayetlerinde muktesimlerin müteşabih ayetler üzerinden tahrif ederek bozmuş oldukları “Zikr kitabını (Allah’ın emir ve yasaklarını) Kuran ile kolaylaştırdık” buyurulmaktadır. Zikri Tilavet etmek; Geçmişte müşriklerin tali olarak bozup tahrif etmiş oldukları Zikr hükümlerini hem yaptıkları tahrifatı göstererek hem de hükmün aslını işaret ederek layıkı hakikat içinde okumak demektir. Kuran’da Zikr farklı konular içeriğinde Tilavet edilir. Örneğin saffat suresinde ahirete iman hususunda kitap tilavet edilirken. Nisa suresinde ise Kadınlar yetimler engelliler köleler cariyeler vb ve sosyal yaşantı üzerine tilavet edilir. Örneğin;/ Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, kadınların haklarını daha önceki indirdiği kitaplarda farz kılmış olduğu halde, onlara vermediğiniz hakları ve zulüm ile zorla nikâhlamak istediğiniz aciz yetim kız çocukları hakkında ve yetimlere adaletle davranmanız hususunda şimdi size Kitab’ında tilavet edilmekte olan âyetleriyle fetva veriyor. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o taktirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir. Nisa suresi 127

54/KAMER-18: Kezzebet âdun fe keyfe kâne azâbî ve nuzur(nuzuri).
Ad (kavmi) de yalanladı. Öyleyse inzarımızın (uyarılarımız) akibeti olarak azabımız nasıl oldu?

54/KAMER-19: İnnâ erselnâ aleyhim rîhan sarsaren fî yevmi nahsin mustemirr(mustemirrin).
Muhakkak ki Biz, Onların üzerine günler boyu {7 gece, 8 gün bkz:hakka suresi,7} devam eden ve kulaklarını patlatan bir kasırga ile  felaketlerini indirdik.

54/KAMER-20: Tenziun nâse ke ennehum a’câzu nahlin munkair(munkairin).
(Öyle bir rüzgâr ki) insanları, sanki kökünden koparılmış hurma kütükleri gibi (havaya fırlatıp) atıyordu.

54/KAMER-21: Fe keyfe kâne azâbî ve nuzur(nuzuri).
Öyleyse inzarımızın (uyarılarımız) akibeti olarak azabımız nasıl oldu?

54/KAMER-22: Ve lekad yessernel kur’âne lîz zikri fe hel min muddekir(muddekirin).
Ve andolsun ki Biz, Kur’ân’ı zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden var mı?

54/KAMER-23: Kezzebet semûdu bin nuzur(nuzuri).
Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı.

54/KAMER-24: Fe kâlû ebeşeren minnâ vâhiden nettebiuhû innâ izen lefî dalâlin ve suur(suurin).
O zaman şöyle dediler: “Bizden içimizden biri olan bir beşere mi? Biz, Resul olarak ona mı tâbî olacağız? Eğer bunu yaparsak; O taktirde muhakkak ki biz, gerçekten dalâlet ve çılgınlık içinde oluruz.”

54/KAMER-25: E ulkıyez zikru aleyhi min beyninâ bel huve kezzâbun eşir(eşirun).
Zikir, aramızdan ona mı ilka edildi (ulaştırıldı)? Hayır o, sadece haddini aşan bir yalancıdır. Dediler.

54/KAMER-26: Se ya’lemûne gaden menil kezzâbul eşir(eşiru).
Haddini aşan yalancı kimdir, yarın onlar da bilecekler.

54/KAMER-27: İnnâ mursilûn nâkati fitneten lehum fertekıbhum vestabir.
Muhakkak ki, onlara fitne (imtihan) olsun diye o dişi deveyi gönderen Biziz. (Salih as’a) Artık onları gözle (ne yapacaklarını gözle bekle) ve sabret. dedik.

54/KAMER-28: Ve nebbi’hum ennel mâe kısmetun beynehum, kullu şirbin muhtedar(muhtedarun).
(Beldedeki) suyun, (deve ile) onlar (müşrikler) arasında taksim edilmesi gerektiğini onlara haber ver. Pınar’dan su İçecek olan herkes, sırası gelince hazır olup içsin. (Devenin de su içme hakkına riayet edilsin bu Allah’ın emridir. dendi)

54/KAMER-29: Fe nâdev sâhıbehum fe teâtâ fe akar(akare).
(Salih (as)’ın Resul olduğuna inanmadıkları için küstahça Salih as’a meydan okuyarak ) Arkadaşlarını çağırdılar ve sonra o da (onu) kesti.

Aziz ve Celil Allah elçisine karşı direnen fesat içinde batıla yönelmiş olan Semud kavmini fitne üzerinde sınamak adına, bir devenin kendisine ait olduğunu ilan eder. Aslında tüm yeryüzü Malik-el Mülk Allah’ın mülkü olduğu için bu hususu da vurgulayarak müşriklerin sahiplendiği otlakta devenin de otlayacağını ve bu yüzden kimsenin dokunmaması gerektiğini ve Kavmin su içtiği Pınar’dan da devenin de su içeceğini ve deve su içerken, herkesin devenin su içme hakkına  ve sırasına riayet etmesi gerektiğini bildirir. Aslında bu uyarılar İslam’a dönmedikleri halde kibirlenerek Allah’a meydan okuyan müşriklere İslama dönsünler diye son bir azap uyarısı ve ilanıdır. Buna rağmen  Salih (as)’a inanmayan çok tanrılı müşrikler, başlarına birşey gelmeyeceğini düşünerek ve inanmadıkları Allah’a meydan okumak adına bile isteye kasten o deveyi keserler. Buna rağmen  Aziz Allah yine de İslama dönmeleri için onlara son kez üç günlük mühlet verir ve üç gün bitiminde küfürde direnip hala vazgeçmedikleri için onların üzerlerini azapla kaplar ve Sonra da o beldeyi sanki daha önce orada adeta kimse yaşamamış gibi dümdüz, yerle bir yapar. Detaylar için bkz; Şems suresi 12~14  Hud suresi 64 Şuara suresi 155 Kamer suresi 27 Araf suresi 73~78)

54/KAMER-30: Fe keyfe kâne azâbî ve nuzur(nuzuri).
Öyleyse inzarımızın (uyarılarımızın) akibeti olarak onlara azabımız nasıl oldu?

54/KAMER-31: İnnâ erselnâ aleyhim sayhaten vâhıdeten fe kânû ke heşîmil muhtezir(muhteziri).
Muhakkak ki Biz, onların üzerine tek bir sayha (korkunç ses dalgası) gönderdik. Böylece onlar, ufalanmış kuru ot gibi oldular.

54/KAMER-32: Ve lekad yessernel kur’âne liz zikri fe hel min muddekir(muddekirin).
Ve andolsun ki Biz, Kur’an’ı zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden var mı?

54/KAMER-33: Kezzebet kavmu lûtın bin nuzur(nuzuri).
Lut (A.S)’ın kavmi de uyarıları yalanladı.

54/KAMER-34: İnnâ erselnâ aleyhim hâsiben illâ âle lût(lûtin), necceynâhum bi sehar(seharin).
Muhakkak ki Biz, onların üzerine helâk edici (siccinden/lav yağmurundan oluşan bkz Hûd suresi 82,83) bir kasırga gönderdik. Seher vaktinde Lut (A.S)’ın ailesi hariç, onları kurtardık.

54/KAMER-35: Ni’meten min indina, kezâlike neczî men şeker(şekere).
Katımızdan bir ni’met olarak, şükreden kimseyi işte Biz, böyle mükâfatlandırırız.

54/KAMER-36: Ve lekad enzerehum batşetenâ fe temârev bin nuzur(nuzuri).
Ve andolsun ki, Lut (A.S), onları “şiddetli azabımızla yakalamamız” konusunda uyardı. Fakat onlar, bu uyarılardan şüphe ettiler.

54/KAMER-37: Ve lekad râvedûhu an dayfihî fe tamesnâ a’yunehum fe zûkû azâbî ve nuzur(nuzuri).
Ve andolsun ki, kötü amelleri için ondan misafirlerini ısrarla istediler. Bunun üzerine onların gözlerini silip yok ettik. Öyleyse inzarımızın akibeti olarak azabımızı tadın! Dendi.

54/KAMER-38: Ve lekad sabbehahum bukreten azâbun mustekırr(mustekırrun).
Ve andolsun ki, onları sabahleyin daimî bir azap yakaladı.

54/KAMER-39: Fe zûkû azâbî ve nuzur(nuzuri).
Öyleyse inzarımızın akibeti olarak azabımız nasıl oldu?

54/KAMER-40: Ve lekad yessernel kur’âne liz zikri fe hel min muddekir(muddekirin).
Ve andolsun ki Biz, Kur’ân’ı zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden var mı?

54/KAMER-41: Ve lekad câe âle fir’avnen nuzur(nuzuru).
Ve andolsun ki, firavun ailesine de uyarılar geldi.

54/KAMER-42: Kezzebû bi âyâtinâ kullihâ fe ehaznâhum ahze azîzin muktedir(muktedirin).
Âyetlerimizin hepsini yalanladılar. Bu sebeple onları üstün kudret sahibinin yakalayışı ile yakalayıp aldık (helâk ettik).

54/KAMER-43: E kuffârukum hayrun min ulâikum em lekum berâetun fîz zubur(zuburi).
(Ey Mekkeliler!) Sizin kâfirleriniz, onlardan (geçmişte İslam’ı yalanladıkları için helak edilen kavimlerden) daha mı hayırlı, yoksa okuduğunuz kitaplarda sizin için  (helak edilen kavimler gibi İslam’ı reddettiğiniz halde Allah’ın azabından size özel) beraat mı yazılı? De.

54/KAMER-44: Em yekûlûne nahnu cemîun muntesir(muntesirun).
Yoksa onlar, “Biz, hepimiz aramızda yardımlaşan ve bu yüzden yenilmeyecek bir toplumuz.” mu diyorlar?

54/KAMER-45: Se yuhzemul cem’u ve yuvellûned dubur(dubura).
Yakında hepsi hezimete uğratılacak ve arkalarına dönerek kaçacaklar.

54/KAMER-46: Belis sâatu mev’ıduhum ves sâ’atu edhâ ve emerr(emerru).
Hayır, onlara vaadedilen o saattir ki o saat, hepsinden daha korkunç ve daha dehşetlidir.

54/KAMER-47: İnnel mucrimîne fî dalâlin ve suur(suurin).
Muhakkak ki mücrimler (suçlular), o gün dalâlet ve çılgınlık içindedir.

54/KAMER-48: Yevme yushabûne fîn nâri alâ vucûhihim, zûkû messe sekar(sekare).
O gün yüz üstü (sürünerek) ateşe sürüklenirler. Onlara; “Sekarın (alevli ateşin) dokunuşunu tadın!” (denir).

54/KAMER-49: İnnâ kulle şey’in halaknâhu bi kader(kaderin).
Muhakkak ki Biz, herşeyi, (dünyadaki iş oluş sınav süreçleri ve süresini Allah’ın takdir ettiği) bir kaderle yarattık.

54/KAMER-50: Ve mâ emrunâ illâ vâhıdetun ke lemhın bil basar(basari).
Ve Bizim emrimiz, (kıyamet/helak) tek bir emirden başka bir şey değildir, gözün bir anlık bakışı gibidir.

54/KAMER-51: Ve lekad ehleknâ eşyâakum fe hel min muddekir(muddekirin).
Ve andolsun ki, geçmişte sizin gibi (ısrarla küfür imanında) olanları helâk ettik. Buna rağmen tezekkür eden var mı?

54/KAMER-52: Ve kullu şey’in fe alûhu fîz zubur(zuburi).
Ve onların yaptıkları herşey hak kitaplarda da (Zikr’de de) vardır.

54/KAMER-53: Ve kullu sagîrin ve kebîrin mustetar(mustetarun).
Ve (o kitaplarda) küçük büyük herşey yazılmıştır.

54/KAMER-54: İnnel muttekîne fî cennâtin ve neher(neherin).
Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve nehir kenarlarındadır.

54/KAMER-55: Fî mak’adi sıdkın inde melîkin muktedir(muktedirin).
Kudret Sahibi Melik’in huzurunda, sadıklar makamındadırlar.