KALEM SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

68/KALEM-1: Nûn vel kalemi ve mâ yesturûn(yesturûne).
Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun!

68/KALEM-2: Mâ ente bi ni’meti rabbike bi mecnûn(mecnûnin).
Rabbinin ni’meti ile sen mecnun (aklını yitirmiş) değilsin.

Elit hakim zümre ve ruhbanlık müessesesinin çıkarlarını gözetmek adına kurgulanmış ve sıradan halkı sömürmekle ihya olan ve bu gayede istediklerini  “Allah’ın emridir” diyerek aracılar vasıtasıyla kanunlaştıran şirk sömürü düzenini, Allah’ın yardımıyla ve Allah’ın elçisi olarak ayetleriyle yerle yeksan eden Hz Muhammed karşısında Müşrikler; Hz Muhammed’e vahiy gelmiyor o “cinlerin tasallutuna uğramış bir meftun”, “aklını yitirmiş bir mecnun” iftiraları atıyorlardı. {bkz; Hicr suresi 6 Kalem suresi 6, 51 ve Duhan suresi 14} Buna karşılık Hz Muhammed’in meftun ve mecnun olmadığını aksine Allah’tan vahiy aldığını doğrulayan Kalem suresi ayetleri, müşriklerin talan düzenlerini ifşa etmek gayesinde kullara  okunması adına indirildi.

68/KALEM-3: Ve inne leke le ecren gayre memnûn(memnûnin).
Ve muhakkak ki senin için, elbette kesintisi olmayan mükâfat vardır.

68/KALEM-4: Ve inneke le alâ hulukın azîm(azîmin).
Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin.

68/KALEM-5: Fe se tubsıru ve yubsırûn(yubsırûne).
Artık yakında sen göreceksin ve onlar da görecekler.

68/KALEM-6: Bi eyyikumul meftûn(meftûnu).
Sizin hanginiz meftun ? (şaşırmış)

68/KALEM-7: İnne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne).
Muhakkak ki senin Rabbin; O, kim Kendi yolundan saptı, çok iyi bilir ve O hidayete ermiş olanları da çok iyi bilir.

68/KALEM-8: Fe lâ tutııl mukezzibîn(mukezzibîne).
Öyleyse seni ve ayetlerimizi yalanlayan (o müşriklere) itaat etme.

68/KALEM-9: Veddû lev tudhinu fe yudhinûn(yudhinûne).
Onlar senin (atalarından beri süregelen sömürü düzenlerine  ve azgınlıklarına{aşağıdaki ayetlerde nasıl bir toplum oldukları Kalem 16. ayete kadar sayılacak} ) müsamaha göstermeni temenni ettiler (istediler), o zaman onlar da (sana) müsamaha göstereceklerdi.

68/KALEM-10: Ve lâ tutı’ kulle hallâfin mehîn(mehînin).
Lüzumsuz yere çok yemin eden o şaşkınların (sana deli mecnun iftirası atan o müşrik kafirlerin) hiçbirine itaat etme.

68/KALEM-11: Hemmâzin meşşâin bi nemîm(nemîmin).
Devamlı kusur arayanlara, lâf taşıyan ( o müşrik kafirlere itaat etme).

68/KALEM-12: Mennâın lil hayri mu’tedin esîm(esîmin).
Hayrı devamlı engelleyen, haddi tecavüz eden günahkâr olmuş (o müşrik kafirlere itaat etme).

68/KALEM-13: Utullin ba’de zâlike zenîm(zenîmin).
Kötülük yapan zorbalara, bundan başka haram yiyen günahkârlar olmuş (o müşrik kafirlere itaat etme).

68/KALEM-14: En kâne zâ mâlin ve benîn(benîne).
Mallara ve oğullara sahip olmaları sebebiyle kibirlenen ( bkz; tekasür suresi 1,2; mezarlıktaki ölülerini bile sayıp çokluk yarışı yapan o müşrik kafirlere itaat etme).

Şirk inançlarında ahiret inancı olmadığı için; Müşrikler, Allah’tan verilecek ödül ve mükafatın tamamen dünya yaşantısı üzerinde olduğuna iman ederler. Bu nedenle, ne kadar çok mal ve evlat sahibi iseler, Tanrı’nın onları o nisbette sevdiğine ve ödüllendirdiğine inanırlardı. Oysa İslamda dünya yaşantısı kısa süre kalınan sadece bir sınav meydanıdır. Bkz;Hadid suresi 20~24 Tekasür suresi 1, 2

68/KALEM-15: İzâ tutlâ aleyhi âyâtunâ kâle esâtîrul evvelîn(evvelîne).
Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) evvelkilerin masalları.” dediler

68/KALEM-16: Se nesimuhu alel hurtûm(hurtûmi).
Biz yakında onların burnu üzerine damga basacağız.

68/KALEM-17: İnnâ belevnâhum ke mâ belevnâ ashâbel cenneh(cenneti), iz aksemûle yasri munnehâ musbihîn(musbihîne).
Muhakkak ki Biz, onları belâya uğratacağız. Bostan mahsulünü mutlaka, sabah erkenden (fakirlere göstermeden) devşirmek için yeminleşen bostan sahiplerini belâya uğrattığımız gibi.

68/KALEM-18: Ve lâ yestesnûn(yestesnûne).
Ve (onlar cimrilik yapmakta) kimseye bir istisna tanımıyorlardı.

68/KALEM-19: Fe tâfe aleyhâ tâifun min rabbike ve hum nâimûn(nâimûne).
Fakat onlar uyuyorken, Rabbin tarafından gönderilen bir afet onun ( mahsullerinin) üzerinde dolaştı.

68/KALEM-20: Fe asbahat kes sarîm(sarîmi).
Böylece (mahsul/bahçe afetle kuruyarak) simsiyah oldu.

68/KALEM-21: Fe tenâdev musbihîn(musbihîne).
Nihayet sabah olunca Onlar birbirlerine şöyle seslenmişlerdi.

68/KALEM-22: Enıgdû alâ harsikum in kuntum sârımîn(sârımîne).
Eğer mahsulü devşirecekseniz, tarlanıza sabah erken gidin!

68/KALEM-23: Fentalekû ve hum yetehâfetûn(yetehâfetûne).
Böylece birbirlerine tembehleyerek usulca herkesten gizli (evden) ayrıldılar.

68/KALEM-24: En lâ yedhulennehel yevme aleykum miskîn(miskînun).
Sakın bugün oraya (bostanın içine) sizin yanınıza bir yoksul girmesin.

68/KALEM-25: Ve gadev alâ hardin kâdirîn(kâdirîne).
Ve karşılaşınca yoksullara da bir pay vermek zorunda kalırlar diye sabah erkenden yola çıktılar.

68/KALEM-26: Fe lemmâ reevhâ kâlû innâ le dâllûn(dâllûne).
Fakat onu (bostanın afetle tarumar olmuş halini) görünce: “Muhakkak ki biz, gerçekten dalâlette olan kimseleriz.” dediler.

68/KALEM-27: Bel nahnu mahrûmûn(mahrûmûne).
Hayır, biz şimdi (tüm mahsülden) mahrum olan kimseleriz.

68/KALEM-28: Kâle evsatuhum e lem ekul lekum levlâ tusebbihûn(tusebbihûne).
Onların en makul düşüneni: “Ben, size eğer Allah’ı tesbih etmiyorsanız, olmaz (hiçbir şeye sahip olamayız) demedim mi?” dedi.

“Allah’ı tesbih etmek” veya nimetinin üzerinde “Allah’ın ismini anmak” deyimleri;Hayvanları ve bitkileri insanların faydalanması adına yaratan Malik-el Mülk Allah, yaratıcı payı olarak nimetlerden bir pay ayrılmasını ve o payı Allah hakkı olarak fakirlere ve yoksullara dağıtılmasını ayetiyle şart koşar. Kuran’da, mahsüller veya kesimlik hayvanlar gibi nimetlerin üzerinde Allah’ın isminin anılması veya Allah’ın isminin zikredilmesi deyimleri, yaratıcının bu nimetleri bahşettiği için şükürle anılması ve kenz etmeden Allah payının/hakkının yoksunlara dağıtılması hususunu ifade eder. {bkz; Maide suresi 97 Enam suresi 136~141}

68/KALEM-29: Kâlû subhâne rabbinâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
“Bizim Rabbimiz Sübhan’dır (her şeyin olağanüstü eşsizlikte yaratıcısı yöneticisi ve koruyucusu). Muhakkak ki biz, (böyle davranmakla) zalim kimseler olduk.” dediler.

68/KALEM-30: Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetelâvemûn(yetelâvemûne).
Bunun üzerine birbirlerine, (kendilerini) kınayarak karşılık verdiler.

68/KALEM-31: Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ tâgîn(tâgîne).
Yazıklar olsun bize, muhakkak ki biz, (aracılara yönelmekle) haddi aşan kimseler olduk.

68/KALEM-32: Asâ rabbunâ en yubdilenâ hayren minhâ innâ ilâ rabbinâ râgıbûn(râgıbûne).
Bundan böyle; Rabbimizin bize, bu bahçeden daha hayırlısını bedel olarak vermesi umulur. Muhakkak ki biz, artık (aracıları terkedip) Rabbimize rağbet eden kimseleriz. (Attık sadece Allah’a ve hükümlerine itaatkarız)

68/KALEM-33: Kezâlikel azâb(azâbu), ve le azâbul âhıreti ekber(ekberu), lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah’ın azabı, işte böyledir ve asıl ahiret azabı elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.

68/KALEM-34: İnne lil muttekîne ınde rabbihim cennâtin naîm(naîmi).
Muhakkak ki takva sahipleri için, Rab’lerinin yanında Naîm cennetleri vardır.

68/KALEM-35: E fe necalul muslimîne kel mucrimîn(mucrimîne).
İşte böyle, müslümanları (Allah’a ve hükümlerine aracısız iman ve teslim olanları), mücrimler (suçlular) gibi kılar mıyız (bir tutar mıyız)?

68/KALEM-36: Mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne).
(Ey müşrikler) Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?

68/KALEM-37: Em lekum kitâbun fîhi tedrusûn(tedrusûne).
(Ey müşrikler) Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi okuyorsunuz?

68/KALEM-38: İnne lekum fîhi lemâ tehayyerûn(tehayyerûne).
(Ey müşrikler) Gerçekten onun içinde (o kitapta) “beğenip seçtiğiniz şeylerin hepsi mutlaka sizindir” mi yazılı ? (İnfak etmek/Fakiri yoksulu doyurmak yok mu?)

68/KALEM-39: Em lekum eymânun aleynâ bâligatun ilâ yevmil kıyâmeti inne lekum lemâ tahkumûn(tahkumûne).
Yoksa sizin için: “Ne hüküm verirseniz, o mutlaka sizindir” diye, tarafımızdan size verilmiş ve kıyamete kadar sürecek olan yeminler mi var ?

68/KALEM-40: Sel hum eyyuhum bi zâlike zeîm(zeîmun).
Onlara sor: “Onların hangisi bunun ( Allah’la birlikte hüküm sahibi olmanın) savunucusudur?”

68/KALEM-41: Em lehum şurekâu, fel ye’tû bi şurekâihim in kânû sâdikîn(sâdikîne).
Yoksa onların ortakları (Allah’a rağmen hükmüne ortak olan ilahları) mı var? Öyleyse ortaklarını (sahte uydurma aracı ilahları) getirsinler, eğer doğru söyleyen kimse iseler.

68/KALEM-42: Yevme yukşefu an sâkın ve yud’avne iles sucûdi fe lâ yestetîûn(yestetîûne).
Gerçeklerin açığa çıktığı gün, secde etmeye davet olunurlar. Fakat ( o hesap günü ahirette secde etmeye) güçleri yetmez.

68/KALEM-43: Hâşiaten ebsâruhum terhekuhum zilleh(zilletun), ve kad kânû yud’avne iles sucûdi ve hum sâlimûn(sâlimûne).
Gözleri korkudan ürpermiş halde, onları bir zillet kaplar. Oysa, Onlar, salimken (sınanmak üzere dünyada sağlıklı ve selâmette iken) secde etmeye (Allah’a itaat etmeye) davet olunmuşlardı.

68/KALEM-44: Fe zernî ve men yukezzibu bi hâzel hadîs(hadîsi), se nestedricuhum min haysu lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Artık bu sözü (Allah’ın ayetlerini ) yalanlayan kişileri Bana bırak. Yakında onları bilmedikleri bir yerden tedricen (yavaş yavaş azaba) yaklaştıracağız.

68/KALEM-45: Ve umlî lehum, inne keydî metîn(metînun).
Ve Ben, onlara mühlet veriyorum. Muhakkak ki Benim tuzağım, çok kuvvetlidir.

68/KALEM-46: Em tes’eluhum ecren fe hum min magremin muskalûn(muskalûne).
Yoksa onlardan (kendin için) ücret mi istiyorsun? Böylece onlar kendilerini (sana karşı kendilerini) ağır bir borç altında mı görüyorlar ?

68/KALEM-47: Em inde humul gaybu fehum yektubûn(yektubûne).
Veya gayb (başlarına gelecek akibetleri), onların yanında da, (iradesinde de ) artık onlar mı yazıyorlar?

68/KALEM-48: Fasbir li hukmi rabbike ve lâ tekun ke sâhıbil hût(hûti), iz nâdâ ve huve mekzûm(mekzûmun).
Artık Rabbinin hükmüne sabret. Ve balık sahibi (Yunus A.S) gibi olma. O, çok hüzünlü, gamlı olarak (Pişmanlıkla Rabbine) nida etmişti.

68/KALEM-49: Levlâ en tedârekehu ni’metun min rabbihî le nubize bil arâi ve huve mezmûm(mezmûmun).
Eğer O’nun Rabbinden kendisine bir ni’met yetişmese idi, mutlaka O, zemmolunmuş (kınanmış) olarak boş araziye atılmış olacaktı.

68/KALEM-50: Fectebâhu rabbuhu fe cealehu mines sâlihîn(sâlihîne).
Fakat O’nun Rabbi, (Bkz; Enbiya suresi 87,88 pişman olup aracılık müessesesini/küfür imanını terkettiği için Yunus A.S’ı) Resul’ü olarak seçip , böylece Onu salihlerden kıldı.

68/KALEM-51: Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnûn(mecnûnun).
Ve inkâr edenler, zikri (Kur’ân’ı) işittikleri zaman gerçekten seni, neredeyse gözleri ile devirirler. (yok olmanı isterler/düzenlerini bozan ayetlerine asla tahammül edemezler) Ve: “Muhakkak ki o, gerçekten mecnundur (aklını yitirmiş,delidir).” derler. (iftiralar atarlar)

68/KALEM-52: Ve mâ huve illâ zikrun lil âlemîn(âlemîne).
Ve İşte bu Kur’ân, âlemlere *Zikir’den başka bir şey değildir.

Hükümlerine sadakat dairesinde sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderdiği insanoğlu için, İlahi ilmi ve hikmetiyle kulları yararına hükümler koyan Alim ve Hakim Allah, her dönem içinde, Resul’leri vasıtasıyla sınav hükümlerini ihtiva eden buyruklarını iletmiştir. Her dönem {bkz; Beyyine suresi 3} gönderdiği hükümler aynı olduğu için, “hükümlerin tekrarı” manasıyla Kuran’ın ana ismi zikr’dir. Kuran’ın ve Hz Musa’ya gönderilen Tevrat’ın ve Hz İsa’ya gönderilen İncil’in ve diğer Resul’lere gönderilen kitapların ortak ismi, aynı hükümleri barındırdığı için “hükümlerin tekrarı” manasıyla zikr’dir. Zikr tek tanrılı “İslam dininin hüküm kitabının ortak ismi” iken; Kuran Tevrat veya İncil gibi isimler Zikr’in { bkz: Rad suresi 38} dönemsel niteleyici adlarıdır. Diğer kitaplar aracılar tarafından tahrif edildiği için bu nedenle Aziz Allah  SÂD suresi 1. ayetinde Kur’an’dan “Zikr kitabının sahibi” yani  “içinde İslam hükümlerini eksiksiz barındıran tek ve yegane kitap” olduğunu vurgulamıştır.