HİCR SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

15/HİCR-1: Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbi ve kur’ânin mubîn(mubînin).
Elif, lâm, râ. İşte bunlar, Kur’ân ile açıkça beyan edilmiş kitabının (*bkz Hicr 6 Zikrin) âyetleridir.

15/HİCR-2: Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn(muslimîne).
İhtimal ki; ahirette kâfirler “Keşke yeryüzündeyken müslüman olsaydık.” diye temenni edecekler.

15/HİCR-3: Zerhum ye’kulû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
Onları terket. Şimdilik yesinler ve metalansınlar (yeryüzü mülkümüzden sınanma mühletince bir süre faydalansınlar) ve dünya emelleri onları oyalasın. Fakat yakında bilecekler.

15/HİCR-4: Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ ve lehâ kitâbun ma’lûm(ma’lûmun).
Ve Biz hiçbir ülkeyi, onun malûm kitabı (Zikr) olmaksızın helâk etmedik.

15/HİCR-5: Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn(yeste’hırune).
Hiçbir ümmet, ecelini evvele alamaz ve tehir edemez.

15/HİCR-6: Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûn(mecnûnun).
Ve: “Ey kendisine zikir indirilen! Gerçekten sen, mutlaka mecnunsun (delisin).” dediler.

Hükümlerine sadakat dairesinde sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderdiği insanoğlu için; Hüküm ve Hikmet sahibi Hakim Allah, her dönem Resul’leri vasıtasıyla sınanma hükümlerini ihtiva eden buyruklarını iletmiştir. Ve {bkz; Beyyine suresi 3} Her dönem gönderdiği hükümler aynı olduğu için, “hükümlerin tekrarı” manasıyla Kuran’ın ana ismi zikr’dir. Kuran’ın ve Hz Musa’ya gönderilen Tevrat’ın ve Hz İsa’ya gönderilen İncil’in ve diğer Peygamberlere gönderilen tüm kitapların ortak ismi, aynı hükümleri barındırdığı için “hükümlerin tekrarı” manasıyla zikr’dir. Zikr tek tanrılı “İslam dininin hüküm kitabının ortak ismi” iken; Kuran Tevrat veya İncil gibi isimler Zikr’in {bkz: Rad suresi 38} dönemsel niteleyici adlarıdır. Geçmişte {bkz;Bakara suresi 100,101} tarih boyu gönderilen tüm kitaplar {Bkz:Hicr suresi 90} muktesim müşrikler tarafından tahrif edildiği için bu nedenle Aziz Allah  SÂD suresi 1. ayetinde Kur’an’dan “Zikr kitabının sahibi” yani “içinde İslam hükümlerini eksiksiz barındıran yegane kitap” olduğunu vurgulamıştır . Muktesim, bölen, parçalayan, taksim eden demektir. Muktesimler, müşrik sömürü inançlarını halka empoze etmek için; Hz Musa’ya verilmiş mucizeler gibi önceki Zikr kitaplarında da mevcut olan benzeş/müteşabih ayetlerin bir kısmını almakla hak dine benzer gösterip, akabinde İslamın muhkem hükmü sayılan “sadakaların yoksunlara verilmesi”  gibi olmazsa olmaz hükümleri, “sadakaların ruhbanlığa, aracılara ve kırallığa aktarılması” gibi batıl şirk/sömürü hükümlerine dönüştürerek insanları Allah’ın otoritesi üzerinden aldatmış olan müşrik din adamlarıdır. Nitekim {bkz: Ali İmran 50. Ve Zuhruf 63,64,65.} ayetlerinde aynı senaryonun muktesim müşrikler tarafından Hz İsa döneminde de yapıldığı belirtilmekte ve Hz İsa’nın Allah’ın emriyle batıl ayetleri nesh etmek istediği halde büyük bir dirençle karşılaştığı açıklanmaktadır. Kuran’da muktesimler, Hicr suresinde de açıklanmış ve 90. ayetinde çoğul haliyle muktesimler sıfatıyla kullanılmıştır. Tarih boyunca her gönderilen Resul’ün ardından {bkz;Bakara suresi 100,101} kitabı tahrif ederek defaatla bozan müşriklere ihtar olarak Aziz Allah; İslam Zikr hükümlerinin, değişmez ve korunmuş olan ve “ana kitap” olarak da anılan Levh-i Mahfuz’da {Bkz: Büruc suresi 21,22 Zuhruf suresi 4} saklı olduğunu ve geçmişte Allah’ın indirdiği kitabı/Zikri tahrif edip yerine Tevrat’a kısım kısım yerleştirdikleri şirk ve sömürü ihtiva eden bölümleri/kısımları/ayetleri, bu nedenle Kuran ayetleriyle kaldırıp nesh ettiğini  Bakara suresi 106. ayetiyle bildirmiştir. Böylece Hicr suresi 9. ayetinde buyurlulduğu gibi zikir korumuş bir halde gelecek nesillere tilavet ile ilka edilmiş olur. Zikri Tilavet etmek; Geçmişte muktesim müşriklerin tali olarak bozup tahrif etmiş oldukları Zikr hükümlerini hem yaptıkları tahrifatı göstererek hem de hükmün aslını işaret ederek tali düzeltmeler yapmakla Zikri asıl hükümleriyle layıkı hakikat içinde okumak demektir. Kuran’da Zikr farklı konular içeriğinde Tilavet edilir. Örneğin saffat suresinde ahirete iman hususunda kitap tilavet edilirken. Nisa suresinde ise Kadınlar yetimler engelliler köleler cariyeler vb gibi konularda sosyal yaşantı üzerine tilavet edilir. Örneğin;/ Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, kadınların haklarını daha önceki indirdiği kitaplarda farz kılmış olduğu halde, onlara vermediğiniz hakları ve zulüm ile zorla nikâhlamak istediğiniz aciz yetim kız çocukları hakkında ve yetimlere adaletle davranmanız hususunda şimdi size Kitab’ında tilavet edilmekte olan âyetleriyle fetva veriyor. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o taktirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir. Nisa suresi 127)Ve Hicr suresi 1. giriş ayetinde, Allah’ın sınanma hükümlerini kullara âyetleriyle beyan eden kitab’ın Kuran olduğu vurgulanarak 6. ayetinde şimdi âyet âyet indirilen kitabın aynı zamanda tüm dönemlerde de aynı isimle anılmış olan “İslam dininin müşterek kitabı “Zikr” olduğu da vurgulanmaktadır. Ve 6. ayetinin sonunda; Deli mecnun iftiralarıyla alay ederek Hz Muhammed (S.A.V)’in risaletini reddeden ve geçmişte gönderilen Mürselinlere de vahiy edilmiş olan Zikr’i {bkz; Bakara suresi 101~106} her dönem her gönderilen Resul’lerin ardınca halkı sömürmek adına defaatla çok tanrılı şirk sömürü hükümlerine tevil ederek bozmuş olan ve aslında kitabın ehli olmadıkları halde sömürü düzenlerini; Kuran indiği dönemde de devam ettirebilmek için, önceden kendi topluluklarına kitap gönderildiği için bu durumu sinsice fırsata çevirerek halkın gözünde kendilerini “kitap ehli” veya “Ehli kitap” olarak tanımlayan yahudi ve Hristiyan  müşrikler kastedilmektedir.

15/HİCR-7: Lev mâ te’tînâ bil melâiketi in kunte minas sâdıkîn(sâdıkîne).
Eğer sen sadıklardansan, bize melekleri getirmen gerekmez miydi? dediler.

15/HİCR-8: Mâ nunezzilul melâikete illâ bil hakkı ve mâ kânû izen munzarîn(munzarîne).
Biz hak ile olmadıkça (görev üzere olmadıkça/azrail ve devam eden ayetlerinde açıklanacak olan helak melekleri gibi) melekleri indirmeyiz. O taktirde onlara ek mühlet de (ek ömür süresi) verilmez.

15/HİCR-9: İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
Muhakkak ki zikri, Biz indirdik. O’nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.

15/HİCR-10: Ve le kad erselnâ min kablike fî şiyaıl evvelîn(evvelîne).
Ve andolsun senden önce, evvelki toplumlara da (resûller) gönderdik.

15/HİCR-11: Ve mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Onlara da hiç bir resûl gelmedi ki; onunla alay etmiş olmasınlar.

15/HİCR-12: Kezâlike neslukuhu fî kulûbil mucrimîn(mucrimîne).
İşte böyle biz onu (alay edip küçümsemeyi) , mücrimlerin (O inkarcı suçluların) kalplerine sokarız.

15/HİCR-13: Lâ yu’minûne bihî ve kad halet sunnetul evvelîn(evvelîne).
Evvelkilerin sünneti (geçmiş toplumların başına gelen felaketler) önlerinde ibret olarak durmasına rağmen (geçmişte yaşamış müşrikler gibi) onlara da ibret alıp Allah’ın indirdiğine ve Resûl’e îmân etmezler.

15/HİCR-14: Ve lev fetahnâ aleyhim bâben mines semâi fe zallû fîhi ya’rucûn(ya’rucûne).
Ve onlara semadan bir kapı açsak, böylece resûller oradan (mucizevi bir şekilde) göğe yükselseler bile.

15/HİCR-15: Le kâlû innemâ sukkiret ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûn(meshûrûne).
Mutlaka o zaman da : “gözlerimiz bağlanmıştı. Hayır, belki biz büyülenmiş bir kavimiz.” demiş olacaklardı.

15/HİCR-16: Ve le kad cealnâ fis semâi burûcen ve zeyyennâhâ lin nâzırîn(nâzırîne).
Andolsun ki; Biz semada burçlar kıldık. Ve bakanlar için onu yıldızlarla süsledik.

Geçmişte tüm çok tanrılı inançlarda; Güneş baş tanrı olarak kabul edilmiştir. Yıldızlar ise Ana/Baş tanrı Güneşin, dünyayı yönetmek adına vekili olarak atadığı kızları veya oğulları varsayılmıştır. Bu durum Kuranda Hz İbrahim üzerinden örneklenir. {Bkz Enam 75~83 Saffat suresi 88~98} Ve İslam haricinde geçmişte varolmuş ulusların tümü yıldızların isimlerine totemleştirdikleri putlar üzerinden “göktanrı’lara” tapınırlardı. Ve tanrıların isteklerini “put hizmetkarı” anılan put sahibi kahinlerden öğrenirlerdi. Yahudi ve hristiyan müşrikler ise kendi krallarını tanrının oğlu kabul edip yeryüzünü evlat vekilliği ile idare ettiğine inanıyorlardı. Tarih boyu {Bkz: Zuhruf suresi 23,31}, tüm aracılı şirk inançları, Elit hakim zümrenin çıkar payandası olan ve elitler adına sömürü hükümleri uyduran ruhbanların kurguladığı ve yönettiği bir sömürü düzeni ve aldatmacasıdır. Delalette olanlar ise Zikr’e itibar etmeyip {Bkz;Zuhruf suresi 31} Kuran’da şehrin/karyenin mutrafileri olarak zikredilen ülkenin ya da bir şehrin elit hakim zümresine aldanan halklardır. Arap müşrikler de, tüm çok tanrılı inançlarda olduğu gibi Tanrının evlatları ile dünyayı yönettiğine inanıyordu ve Lat Uzza ve Menat olarak isimlendirdileri Allah’ın kızları olarak varsaydıkları, Putlar’ın hidayeti ve şefaatini umarak Allaha dolaylı yöneliyorlardı. Dolayısıyla put sahipleri tanrılarının/ilahlarının insanlardan istediği vergileri harçları miktarıyla halka iletiyordu. Put hizmetkarı aracılar Allah’ın yetki verdiği kızlarıyla cinler vasıtasıyla  saffat 6~11 ve Hicr 17,18 ayetlerinde bu yalanları reddedildiği halde haberleştiklerini aktarıyordu. Yani halk putlar üzerinden aracılar vasıtasıyla elit hakim zümre tarafından sömürülüyordu. {Bkz Mâide suresi 18 Necm 23 Nahl 55-60 Necm 23 Muminun 91} Müşriklerin, vekil kıldıkları putlar muhtelif toplumlarda isim olarak değişse de daima vekil saydıkları “yıldız tanrılara” ibadet etmişlerdir.  Hicr 16 ve Saffat 6 ayetlerinde, “semayı yıldızlarla bir ziynet olarak  süsledik” vurgusu yıldızların kutsal değil ancak ve sadece birer yıldız olduğunu vurgulamak içindir. Müşrik ruhbanlar, insanları kandırıp sömürme gayelerinde,Allah ile cinler arasında akrabalıklar isnad edip {bkz: saffat 158 ve Enam 100} “cinler ve şeytanlar bizim hizmetimizde göğe yükselip bize Allah’tan vahiy getiriyor” iddialarında bulunarak Hz Muhammed (S.A.V)’i n risaletini red ediyorlardı ve Hicr 6 Kalem 51 ve Duhan 14 ayetlerinde de vurgulandığı üzere ona deli mecnun ifitiraları atıyorlardı. Müşrik inançlarında ahiret hayatı yoktur ve onlara göre dünya tepsi gibi düz bir yerdir. Tanrıları ise bu aldatmacada; tepsi dünyanın tepesinde hemen bulutların üzerindeki bir yerde bulunan ikametgahında oturmaktadır. Bu yüzden tarihte muhtelif müşrik inançlarında tanrıya ulaşmak için (tanrının buyruklarını iletiyoruz bahanesiyle insanları sömürmek adına) Babil kulesi gibi yüksek kuleler inşa edilmiştir. Ya da, halk için ulaşımı zor olan bir dağın üzerinde, ilahlara/tanrılara konut inşaa edilmiş ve halk o konuttan aracılar vasıtasıyla iletilen komutlarla sömürülüp kullanılmıştır ( Tanrı’nın konutunun inşası için Bkz; Tevrat/Mısır’dan çıkış bölüm 25~29 tahrif edilmiş ve günümüzde de mevcut olan tevratta tanrının konutu siyon dağında inşa edilmiştir) Hicr suresinde şeytanların ve cinlerin göğe yükselip Allah ile kullar arasında aracılık görevini yerine getiremeyecekleri vurgulanmakla birlikte ilk yaratılışta tüm meleklerin, İnsan önünde secde ederek eğilmesine rağmen, ateşten bir halk olan şeytan ve cinlerin insan önünde asla eğilmediğini ve bu yüzden yeryüzünde de insana aracılık yapan bir hizmetli konumunda olmayacakları vurgulanarak ilk yaratılış kıssasıyla aktarılır. Hicr suresi devam eden ayetlerinde Allah’ın Resullerini ve hak dinini inkar eden müşrik kavimlere, cinler veya şeytanlar yerine Allah’ın gönderdiği görevli meleklerin aslında hangi vesileyle geldiğini ve geldiklerinde kavimlere nasıl felaketler yaşattıklarını sureye ismini veren Hicr kavmi ve Lut kavimleri ve Hz İbrahim’den örneklerle açıklanır. Kulların üzerindeki tüm yetki ve otoritenin özellikle aracısız bir halde Allah’ın {bkz:mearic 4 Arş’ı Â’la katından/melek hızıyla bir günü 50 bin yıl olan bir sürede ancak ulaşılabilen arşından} komuta edildiği bildirilmiş ve Şeytanların ya da cinlerin, “Arş’ı Alâ zikredilen Allah’ın arşına” ulaşmalarının hem zaman hem güvenlik tedbirleri açısından asla mümkün olmadığı bildirilmiştir. {Furkan suresi 59 Hud suresi 7 Araf suresi 54 Hadid suresi 4 Rad suresi 2 Secde suresi 4,5 Taha suresi 5 Yunus suresi 3}
Yeryüzündeki tüm İş ve oluşların yönetimi açısından, Allah’ın buyruklarının daha alt bir katta {bkz:Hakka suresi 17 Melei A’la arşında} görevli olan 8 sorumlu melek tarafından idare ve tedbir edildiği ve “Sad 8, Secde suresi 5 ve Saffat 8 de” zikredilen ara kat anılan “Melei A’la arşına” ateşten yaratılmış şeytanların ya da cinlerin irtibatlanmasının en az 1000 yıllık bir süreç içinde mümkün olacağı için ve bu yüzden şefaat veya hidayet  haberi taşıyan cin tekrar geriye döndüğünde haberi getirdiği aracı kişi zaten 2 bin yıl öncesinden çoktan vefat etmiş olacağı için bu müşrik aldatmacasının zaman açısından asla mümkün olamayacağı vurgulanmıştır. Saffat suresi 6~11 ve Hicr suresi 18 ayetlerinde Melei A’la arşının cinlere  “takip eden yakıcı bir ateşle” tedbiren kapalı olduğu, vurgulanmakla birlikte Allah’ın diğer koruyucu meleklerine nazaran şeytan ve cinlerin de insan gibi aciz kullar oldukları ve Allah’ı hiçbir şekilde dinlemelerinin mümkün olamayacağı ve saffat 158. ayetinde İzin günü/din günü cinlerin de aynı insanlar gibi Meryem suresi 68. ayetinde tarif edildiği şekilde “cehennemde dizüstü mecburi secdeye çökertilmiş halde” sorgulanmak üzere hazır tutulacakları belirtilmiştir.

15/HİCR-17: Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin recîm(recîmin).
Ve Biz, onu taşlanmış (kovulmuş) şeytanların hepsinden muhafaza ettik.

15/HİCR-18: İllâ menisterakas sem’a fe etbeahu şihâbun mubîn(mubînun).
Ancak kim (Bkz; Hakka suresi 17 Melei A’la’dan/ iş oluş sevk idare tedbir katından) duyma hırsızlığı yapmaya çalıştıysa, o zaman hemen onu (daha işe girişmeden) anında açıkça yakıcı bir ateş parçası takip etti.

15/HİCR-19: Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in mevzûn(mevzûnin).
Ve yeryüzü; onu uzattık (yaydık) ve oraya büyük dağlar koyduk. Ve orada her şeyden (bütün bitkilerden) mevzun (birbiriyle orantılı) olarak bitkiler yetiştirdik.

15/HİCR-20: Ve cealnâ lekum fîhâ meâyişe ve men lestum lehu bi râzıkîn(râzıkîne).
Sizin için de, sizlerin rızıklandırıcısı olmayan (o müşrik aracı) kimseler için de, (sınav mühletince) yeryüzünde maişetler (geçim kaynakları) kıldık.

15/HİCR-21: Ve in min şey’in illâ indenâ hazâinuhu ve mâ nunezziluhû illâ bi kaderin ma’lûm(ma’lûmin).
Hazinesi bizim yanımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Ve (insanları sınamak için yarattığımız yeryüzünü ve üzerindeki) hiçbir şeyi malûm bir kaderi (ölçüsü) olmaksızın yaratmadık.

15/HİCR-22: Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâi mâen fe eskaynâkumûh(eskaynâkumûhu), ve mâ entum lehu bi hâzinîn(hâzinîne).
Ve (örneğin) Bak! Biz, rüzgârları (yağmur) yüklü olarak gönderdik. Böylece semadan su indirdik de, sizi onunla suladık. Ve onun (suyun) hazinelerini (denizleri, nehirleri, toprak altı ve toprak üstü su kaynaklarını, gölleri) oluşturan siz değilsiniz.

15/HİCR-23: Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).
Ve muhakkak ki; Hayatı size Biz veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve sonunda yeryüzüne varis olanlar da yine Biziz.

15/HİCR-24: Ve le kad alimnel mustakdimîne minkum ve le kad alimnel muste’hırîn(muste’hırîne).
Andolsun ki; sizden evvelkileri (evvelce yaşamış olan tüm ümmetleri/kavimleri) biliyoruz. Ve andolsun ki; (sınanmak üzere gönderilecek olan) sonrakileri de bilenleriz

15/HİCR-25: Ve inne rabbeke huve yahşuruhum, innehu hakîmun alîm(alîmun).
Ve muhakkak ki; senin Rabbin, sonra onları haşredecek (sınanmak için evvelce ve sonra gönderilecek olan tüm insanları yargılamak üzere beas günü huzurunda toplayacak). Muhakkak ki; O, Hakîm’dir, Alîm’dir.

15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı (ahirette) , “hamein mesnûn olan salsalinden” ( ahiret bedenimiz olan/eskimeyen yaşlanmayan sert ve vurulduğunda taş/toprak gibi ses veren “hamein mesnun” zikredilen özel bir muhtevadan) yarattık.

15/HİCR-27: Vel cânne halaknâhu min kablu min nâris semûm(semûmi).
Ve cânn; (cinleri) onu, daha önce (ahirette) semûm’un ateşinden yarattık.

15/HİCR-28: Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
(O zaman) Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben mutlaka, “hamein mesnûn olan salsalin”den bir beşer (insan) halkedeceğim.”

15/HİCR-29: Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
Artık onu dizayn edip, içine (insan) ruhunu üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın!

Aziz Allah her yarattığı canlıya yaratılış gayesine uygun hareket edebilmesi için bulunduğu/yaşayacağı ortama ve görevine göre, mikroplardan en büyük canlılara kadar ısıya,sese,ışığa, renge vb etkilere karşı ayrı ayrı tepkiler ve duyarlılıklar gösteren farklı bedenler takdir etmiştir. Her bedenin görevini sürdürebilmesi adına, o canlının özü/canı (komuta merkezi) demek olan bir ruh Allah tarafından takdir edilmiştir. Allah’ın takdir etmesi ile, “Can/Ruh” bedenden alınınca beden artık görevini tek başına sürdüremez hale gelir. Ayetinde; Aziz Allah “insanın özünü/ruhunu/canını” bedenine üfürdüğü an bedenin canlandığı vurgulanmaktadır. Maalesef; Pagan panteist ideolojisinden gelen Vahdet-i vücut sahtekarlığını Kuran’a tasdik ettirebilmek adına, birçok mealde “Allah sanki kendi ruhunu üflemiş” gibi fitneler ile çevrilmekte ve açıklanmaktadır. Önemle belirtmeliyiz ki; Aziz Allah’ı İnsana benzer kılmak ya da ruhunda ya da İnsanın içinde sanki Allah’ın bir parçası ruhu nefesi varmış gibi kutsamak/göstermek İslam’a/Kuran’a göre ağır bir küfürdür. Ve bu cürümü işleyenler ancak kafirdir. İslam dışı panteistik inançlarda tanrı “ İnsana kendi ruhundan bir parça üflediği için (sözde!) günahlarından arınmış olan sahtekar aracılar/ruhbanlar da “tanrının katıksız saf nefesini arınmış benliklerinde” olduğunu söyleyerek. nefesleriyle hastaları iyileştirdiklerini iddia ederler ve böylece insanları Allah’ın otoritesi üzerinden sömürürler. Bu önemle dikkat etmeliyiz ki; Aziz Allah’ın İnsana “İnsan ruhu” üflemesiyle “İlah/tanrı ruhu” üflemesi çok ayrı şeylerdir. Ve bu husus kişileri şirk müessesesinin elinde oyuncak haline düşüren önemli bir fitnedir.

15/HİCR-30: Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn(ecmaûne).
Böylece meleklerin hepsi birden, toplu olarak secde etti.

15/HİCR-31: İllâ iblîs(iblîse), ebâ en yekûne meas sâcidîn(sâcidîne).
İblis hariç. Secde edenlerle beraber olmaktan (direnerek) kaçındı.

15/HİCR-32: Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne meas sâcidîn(sâcidîne).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “Ey iblis! Sen niçin secde edenlerle beraber olmadın?”

15/HİCR-33: Kâle lem ekun li escude li beşerin halaktehu min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
(İblis) “Ben, hamein mesnun salsalinden halkettiğin bir beşere secde etmem.” dedi.

15/HİCR-34: Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm(recîmun).
(Allahû Tealâ şöyle) buyurdu: “Hemen oradan (cennetten) çık! Muhakkak ki; sen bu sebeple kovuldun.”

15/HİCR-35: Ve inne aleykel lâ’nete ilâ yevmid dîn(dîni).
Ve muhakkak ki; lânet, dîn gününe (yeryüzündeki ameller karşılığı ceza veya mükâfatın verileceği o güne/hesap gününe) kadar artık senin üzerinedir.

15/HİCR-36: Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub’asûn(yub’asûne).
(İblis): “Rabbim, öyleyse bana beas gününe (diriltilecekleri güne) kadar zaman ver.” dedi.

15/HİCR-37: Kâle fe inneke minel munzarîn(munzarîne).
(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Öyleyse sen, gerçekten mühlet (süre) verilenlerdensin.”

15/HİCR-38: İlâ yevmil vaktil ma’lûm(ma’lûmi).
Malûm olan vaktin (haşr/kıyamet/hesap) gününe kadar.

15/HİCR-39: Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).
(İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, ben de mutlaka yeryüzünde (itaatsizliği onlara) süslü göstereceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım.

15/HİCR-40: İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).
Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.

Muhlis; Allah’a verdiği söze sadık samimi kişi demektir. Bkz: Hicr suresi 26~50 ve Bakara suresi 30~40 Hz Adem, Aziz Allah’ın öğüt ve uyarılarına uyması gerekirken; İblisin fitnesi ile Allah’a itaatsizlik etmiş olması yüzünden kovulduğu cennete tekrar kabul edilmesi için, bir daha asla “Allah’a sadakatsızlık” yapmayacağına dair Allah’a yemin ederek bir fırsat ister ve bu tevbeli yemin üzerine; “Allah’a sadakat dairesinde sınanmak koşuluyla ve Allah’ın belirlediği bir ömür süresince” bu isteği Allah tarafından kabul görür. İşte bu yeryüzü sınav fırsat yaşantısında Allah’a aracısız sadakat gösterip önceden ahirette verdiği yemine sadık kalan muhlis/samimi itaatkar kullara “yemin sahipleri” denir. Ayetinde; Sadece Allah’ın buyruklarına itibar edip Allah’a samimiyetle aracısız iman ve teslim olan “muhlis kullar” kastedilmektedir.

15/HİCR-41: Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, (verdiği söze sadık kalmak/muhlis olmak) Bana yönlendirilmiş yegane yoldur.”

15/HİCR-42: İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ menittebeake minel gâvîn(gâvîne).
Sana tabi olmakla azgın olan kimseler hariç,  muhakkak ki; benim muhlis kullarım üzerinde senin bir sultanlığın (yetkin ve herhangi bir gücün) yoktur.

15/HİCR-43: Ve inne cehenneme le mev’ıduhum ecmaîn(ecmeîne).
Ve onların (sana uyanların) hepsine vaadedilen yer, elbette, mutlaka cehennemdir.

15/HİCR-44: Lehâ seb’atu ebvâb(ebvâbin), likulli bâbin minhum cuz’un maksûm(maksûmun).
Onun (cehennemin) 7 kapısı vardır. Onlardan, her kapıya taksim edilip kümelendirilmiş guruplar vardır.

15/HİCR-45: İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).
Muhakkak ki; takva sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar.

15/HİCR-46: Udhulûhâ bi selâmin âminîn(âminîne).
Selâm ile (selamet içinde) oraya (cennete) (Yeryüzünde iken Allah’tan) emin olanlar olarak girin! Denir.

15/HİCR-47: Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin ıhvânen alâ sururin mutekâbilîn(mutekâbilîne).
Ve orada onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip çıkardık. Onlar, artık (hiçbir öfke ve düşmanlık duyamayacak yaratıda olup) birbirlerinin kardeşleri olarak karşılıklı tahtlar üzerindedirler.

15/HİCR-48: Lâ yemessuhum fîhâ nasabun ve mâ hum minhâ bi muhrecîn(muhrecîne).
Onlara, orada (hamein mesnun salsalin bedenlerindeki yeni yaratıda) bir yorgunluk dokunmaz. Ve onlar, oradan (cennetten) asla çıkarılacak değildirler.

15/HİCR-49: Nebbî’ ibâdî ennî enel gafûrur rahîm(rahîmu).
Allah Teala diyor ki; Kullarıma haber ver. Muhakkak ki; Ben Gafur’um (yegane mağfiret edenim) ve Rahîm’im (sadece müminleri himaye ve hidayet edenim).

15/HİCR-50: Ve enne azâbî huvel azâbul elîm(elîmu).
Ve muhakkak ki; Benim azabım; o, elîm (sürekli ve acı) bir azaptır.

15/HİCR-51: Ve nebbi’hum an dayfi ibrâhîm(ibrâhîme).
Ve onlara, İbrâhîm (A.S)’ın misafirlerinden de (Hz İbrahim’e müjde getiren Allah’ın Resul’ü/elçisi meleklerinden de) haber ver.

15/HİCR-52: İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ(selâmen), kâle innâ minkum vecilûn(vecilûne).
Onun yanına girdikleri zaman (melekler): “Selâm (olsun)” dediler. (Bkz: Hûd suresi 70,71 Hicr suresi 62 İbrâhîm A.S Resul’lerin İnsana benzemeyen varlıklar olmalarının verdiği tedirginlik içindeyken bir de sunduğu dostane yemeği reddetmeleri üzerine) şöyle dedi: “Gerçekten biz şimdi sizden korkuyoruz.”

15/HİCR-53: Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke bi gulâmin alîm(alîmin).
(Melekler) şöyle dediler: “Korkmayın! Muhakkak ki; biz sadece, seni, (İslam’a hizmetedecek) bir âlim çocuk ile (Bkz; Hûd suresi 71 Hz İshak ile ve ardından Yakup ile) müjdelemek için buradayız.”

15/HİCR-54: Kâle e beşşertumûnî alâ en messeniyel kiberu fe bime tubeşşirûn(tubeşşirûne).
“Bana (çocuk yapamayacak kadar) ihtiyarlık gelmişken mi beni müjdeliyorsunuz? İş böyleyken nasıl müjdeleyebilirsiniz?” dedi.

15/HİCR-55: Kâlû beşşernâke bil hakkı fe lâ tekun minel kânıtîn(kânıtîne).
“Biz seni hak ile (Allah’tan bildirilen mutlak bir gerçekle) müjdeledik. Artık ‘sen sakın (Allah’ın vereceği bir mucizeden) ümit kesenlerden olma.” dediler.

15/HİCR-56: Kâle ve men yaknetu min rahmeti rabbihî illad dâllûn(dâllûne).
(Hz İbrahim); “Dalâlette olanlardan başka, kim Rabbinin rahmetinden ümidini keser ki?” dedi.

15/HİCR-57: Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûn(murselûne).
Ve Elçilere şunu sordu : “Ey elçiler! Bundan başka benimle konuşacağınız konu varmı?”

15/HİCR-58: Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîn(mucrimîne).
“Muhakkak ki; biz daima, mücrim (itaatsızlıkla suçlu/helak edilecek olan) kavimlere  görevliyiz.” dediler.

15/HİCR-59: İllâ âle lût(lûtın), innâ le muneccûhum ecma’în(ecma’îne).
(Bkz;Ankebut suresi 26 Senin önderliğinle Hz İbrahim’e/İslam’a tabi olan) Lut’un ailesini helak etmekten hariç tutup, Biz o muhsinlerin muhakkak ki hepsini kurtaracağız.

15/HİCR-60: İllemre’etehu kaddernâ innehâ le minel gâbirîn(gâbirîne).
Ancak, (Küfür imanında direnen) Onun hanımı hariç. Çünkü onun mutlaka (helak edilmek üzere) geride kalanlardan olmasını takdir ettik. Dediler.

15/HİCR-61: Fe lemmâ câe âle lûtınil murselûn(murselûne).
Böylece, gönderilmiş olan resûller (elçiler), Lut’un ailesine geldiği zaman…

15/HİCR-62: Kâle innekum kavmun munkerûn(munkerûne).
(Lut (A.S) şöyle) dedi: “Muhakkak ki; siz tanınmayan bir kavimsiniz (insana benzemeyen Allah’tan bir melek topluluğusunuz).”

15/HİCR-63: Kâlû bel ci’nâke bi mâ kânû fîhi yemterûn(yemterûne).
“Hayır, biz, onları uyardığın halde hakkında şüphe ettikleri helak azabını şimdi onlara yaşatmak için geldik.” dediler.

15/HİCR-64: Ve eteynâke bil hakkı ve innâ le sâdikûn(sâdikûne).
Ve biz sana hakkı (mutlak vuku bulacak olan gerçeği) getirdik. Ve muhakkak ki; biz sadıklarız (doğru söyleyenleriz).

15/HİCR-65: Fe esri bi ehlike bi kıt’ın minel leyli vettebı’ edbârehum ve lâ yeltefit minkum ehadun vamdû haysu tu’merûn(tu’merûne).
Hemen ailenle, gecenin bir kısmında yürüyerek yola çıkın! Onların arkasından sen de onları takip et. Sakın sizden hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın. Ve emrolunacağınız yere doğru gidin. Dediler.

15/HİCR-66: Ve kadaynâ ileyhi zâlikel emre enne dâbire hâulâi maktûun musbihîn(musbihîne).
Ve sabaha kadar tüm kavmin “arkası kesilmiş halde (sabaha kadar geride kimse kalmayacak şekilde) helak edileceklerini , ona da (Lut as’a da) böylece bildirmiştik.

15/HİCR-67: Ve câe ehlul medîneti yestebşirûn(yestebşirûne).
Ve oysa şehir halkı, (Melek elçileri ilk gördüklerinde), Elçileri görmenin gözsevinci ile birbirini müjdeleyerek gelmişlerdi.

Sapkın Sodom halkı, insana benzemedikleri halde kendilerini helak etmek için Allah tarafından görevlendirilmiş erkek Resul meleklerin güzel yüzlerini görünce, sapkınlıklarını onlarla da yapabileceklerini düşünüp sevinerek birbirleriyle haberleştiler.

15/HİCR-68: Kâle inne hâulâi dayfî fe lâ tefdahûn(tefdahûni).
(Lut A.S) şöyle demişti: “Muhakkak ki; bunlar benim misafirlerimdir. Artık sapkınlıklarınızla beni onlara mahçup etmeyin.”

15/HİCR-69: Vettekullâhe ve lâ tuhzûn(tuhzûni).
Allah’a karşı takva sahibi olun, sakının ve (üzerinize Resul kılındığımı ve Lut as’ın toplumu olarak anıldığınızı unutmadan yaptığınız sapkınlıklarla beni misafirlerimin önünde küçük düşürüp ) beni alçaltmayın.

15/HİCR-70: Kâlû e ve lem nenheke anil âlemîn(âlemîne).
Biz, elâlemin (senin için el olan bu alemin/bizim toplumumuzun) işlerine karışmaktan seni daha önce nehyetmedik (men etmedik) mi? (dediler. Ve Hz Lut as risaletini de reddettiler)

15/HİCR-71: Kâle hâulâi benâtî in kuntum fâilîn(fâilîne).
(Hz Lut) Şöyle dedi: “*Eğer düşündüğünüzü yapacaksanız işte bunlar, benim kızlarım.”

Hz Lut tarafından önceden uyarılarla yasaklanmış olmasına rağmen, eşcinselliğe ve türlü sapkınlıklara onay veren kavmin mutrafileri yüzünden şirk batağında sapkınlaşmış Sodom kenti halkının, gönderilmiş meleklere bile sarkıntılık edebilecekleri endişesi yüzünden Hz Lut; özellikle durumun vehametini vurgulamak adına “bunu yapacağınıza alın benim kızlarımla evlenin” uyarısında bulunmuştu.

15/HİCR-72: Le amruke innehum le fî sekretihim ya’mehûn(ya’mehûne).
(Yok edilecek) ömürlerine andolsun; Oysa, onlar o esnada (Melek Resul’lerle sapkınlık hayal ederken ve Hz Lut ile tartışırlarken ) aslında ölüm sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.

15/HİCR-73: Fe ehazethumus sayhatu muşrikîn(muşrikîne).
Ve, müşrikleri ani bir sayha (yüksek frekanslı bir ses dalgası) aldı, yakaladı.

15/HİCR-74: Fe cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emternâ aleyhim hıcâreten min siccîl(siccîlin).
Böylece (o sayhanın verdiği titreşim ile) beldenin altındakini (mağma tabakasını) üstlerine geçirdik. Onların üzerine siccîl’den (Bkz Hud suresi 82,83 lavdan) taşlar yağdırdık.

15/HİCR-75: İnne fî zâlike le âyâtin lil mutevessimîn (mutevessimîne).
İşte bunda, ibreti alem için, elbette deliller vardır.

15/HİCR-76: Ve innehâ le bi sebîlin mukîm(mukîmîn).
Ve muhakkak ki o kent gerçekten, yol üzerinde mukîmdir. (yol üzerinde hala ayaktadır)

Lut kavminin helak edildiği Sodom kenti, insanların doğru yola ve hak ahlâka istikamet alması için harabeleriyle yıkıntılarıyla ibret-i alem için hâlâ ayaktadır.

15/HİCR-77: İnne fî zâlike le âyeten lil mu’minîn(mu’minîne).
Muhakkak ki; bunda mü’minler için elbette deliller (ibretler) vardır.

15/HİCR-78: Ve in kâne ashâbul eyketi le zâlimîn (zâlimîne).
Eyke halkı da gerçekten zalim idiler.

15/HİCR-79: Fentekamnâ minhum, ve innehumâ le bi imâmin mubîn(mubînin).
Bu sebeple onlardan da intikam aldık ve muhakkak ki; ikisi de (iki şehir de) gerçekten, size açıkça bir rehberdir. (gelecek nesillere ibrettir).

15/HİCR-80: Ve le kad kezzebe ashâbul hıcril murselîn(murselîne).
Andolsun ki; Hicr halkı da, gönderilen resûlleri yalanladı.

15/HİCR-81: Ve âteynâhum âyâtinâ fe kânû anhâ mu’rıdîn(mu’rıdîne).
Onlara âyetlerimizi (mucizelerimizi, delillerimizi) verdik. Fakat onlar, ondan yüz çevirdiler.

15/HİCR-82: Ve kânû yanhıtûne minel cibâli buyûten âminîn(âminîne).
Ve onlar, dağlarda (sağlamlığına çok) güvendikleri evler oyuyorlardı.

15/HİCR-83: Fe ehazethumus sayhatu musbıhîn(musbıhîne).
Böylece sabah vaktine erince onları bir sayha (korkunç bir ses) yakaladı.

15/HİCR-84: Fe mâ agnâ anhum mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Böylece, iktisab ettikleri şeyler (yıkılmaz diye çok güvendikleri oyma evleri) onlara bir fayda vermedi.

15/HİCR-85: Ve mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakk(hakkı), ve innes sâate le âtiyetun fasfehıs safhal cemîl(cemîle).
Biz semaları ve yeryüzünü ve o ikisinin arasındaki şeyleri, başka bir şey için yaratmadık. Ancak hak ile yarattık. (Allah’ın kullarına hakikat ettiği üzere İnsanların sınanması amacında yarattık) Ve muhakkak ki; o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Artık onlardan (ahirete inanmayan o müşrik fasıklardan) güzellikle yüz çevir.

15/HİCR-86: İnne rabbeke huvel hallâkul alîm(alîmu).
Muhakkak ki; senin Rabbin, O; yaratan ve herşeyi bilendir.

15/HİCR-87: Ve le kad âteynâke seb’an minel mesânî vel kur’ânel azîm(azîme).
Ve andolsun ki; sana tekrarla *seb’ul mesâni’yi (tekrarla yediyi/kapıyı) açıklayan  Kur’ân-ul Azîm’i (Tutarsızlıkları yok eden tutarlı kitap Kuran’ı) verdik.

Hem Arap müşriklerde hem Ehli kitapta anılan Yahudi ve Hristiyan müşriklerde ahiret inancı ve dolayısıyla cennet ve cehennem inancı yoktur. Müşrik inançlarda bir tek alem ve o alemde düz bir dünya modeli vardır. Ve insanlar öldükten sonra tepsi gibi olan dünyada toprağın altında bulunan ölüler diyarına gönderilirler ve suçlu olanlar toprağın altında bulunduğuna inanılan kükürt havuzlarında yakılırlar. Müşriklerin toprak altında bulunan ateşten kükürt havuzları ile İslam’ın cehennemi benzer görünse de, Kuran cehennemi kapılarıyla içi ve bölümleriyle detaylandırarak bu önemli fark vurgulanmıştır. Kuran’a göre yukarıda ayetleriyle de açıklandı ki insan ahirette yaratılmış olup dünyaya sınanmak üzere gönderilmiştir ve öldükten sonra tekrar başka bir alemde/boyutta yani ahirette yeniden diriltilecektir. Hicr suresi 44. ayetinde cehennemin 7 kapısından bahsedilmekte ve tüm insanların günahlarına göre kümelenip bu kapılardan gireceği açıklanmaktadır. Yine Meryem suresi 68~71 ayetlerinde de vurgulandığı üzere günahkar veya günahsız bütün insanlar önce cehennemin {bkz; Araf suresi 37~52} Araf isimlendirilen bir bölümünde  toplanacaklar ve suçlular {bkz; Nahl suresi 29} günahlarına göre ayrıştırılarak cehennemin 7 farklı kapısından farklı bölümlere sevkedilerek farklı cezalara  tabi tutulacaklardır. Allah’ın affı izni ve yargısıyla sadece Muhsin itaatkar kulların buradan cennete girişine izin verilecektir. Bu nedenle Kuran’da hesap günü/yargı günü aynı zamanda izin günü olarak da zikredilir.  Bu ayetinde ahirete iman etmeyen müşriklere özellikle  7 kapılı cehennemin, Kuran’da tekrarla açıklandığı vurgulanmaktadır. Devam eden ayetlerinde ise, indirilen ayetleri tepsi dünya modeli müşrik inançlarına göre değiştirip; Hicr suresinde de kıssa edilen Hz İbrahim Hz Lut ve Hicr halkının başından geçenlerin aslını bozup çarpıtarak değiştiren ve böylece Tevrat’ın sayfalarına kendi inançlarını çıkarlayacak şekilde tahrifle aktaran müşrik din adamlarının ve onlara uyup hak dini terkedenlerin cehennemde mutlaka cezalandırılacağı açıklanmaktadır.

15/HİCR-88: Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen aleyhim vahfıd cenâhake lil mu’minîn(mu’minîne).
Onlardan bir kısmına geçmişte verdiğimiz (tahrif ettikleri) kitaplara dikkatini verme. O müşrik kafirler için mahzun da olma. Sen sadece Mü’minlere kanatlarını indir.

15/HİCR-89: Ve kul innî enen nezîrul mubîn(mubînu).
“Ve muhakkak ki; o Muktesimlere indirildiği gibi kendisine kitap indirilenim fakat O kitabı değiştirmeden apaçık okuyan bir nezirim.” de.

15/HİCR-90: Ke mâ enzelnâ alel muktesimîn(muktesimîne).
Muktesimlere indirdiğimiz halde.

Muktesim; bölen parçalayan taksim eden demektir.Allah’ın indirdiği kitabı kısımlara ayırıp, İslam dininin temel direği zikredilen yoksunların gözetilmesi, aracılık müessesesinin yasaklanması gibi temel tevhid hükümlerinin yazılı olduğu kısımları yok edip, yerine elit hakim zümre ve ruhbanlık müessesinin çıkarlarını ihya eden hükümler ekleyerek halkı İslam adı altında Allah’ın otoritesi üzerinden sömüren müşrik ruhbanlardır. {Bkz;Ali İmran 73~77}

15/HİCR-91: Ellezîne cealûl kur’âne ıdîn(ıdîne).
Onlar, Kur’ân-ı Kerim’i (Zikri) parça parça kıldılar.

15/HİCR-92: Fe ve rabbike le nes’elennehum ecmaîn(ecmaîne).
Artık Rabbine andolsun ki; onların hepsine mutlaka soracağız.

15/HİCR-93: Ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Yapmış oldukları şeylerden.

15/HİCR-94: Fasda’ bi mâ tu’meru ve a’rıd anil muşrikîn(muşrikîne).
Artık emrolunduğun şeyi açıkça bildir. Ve müşriklerden yüz çevir.

15/HİCR-95: İnnâ kefeynâkel mustehziîn(mustehziîne).
Muhakkak ki; Biz, alay edenlere karşı sana kâfiyiz.

15/HİCR-96: Ellezîne yec’alûne meallâhi ilâhen âhar(âhare), fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
Allah ile beraber başka (bir otoriteyi) ilâh kılanlar (müşrikler), artık yakında bilecekler.

15/HİCR-97: Ve le kad na’lemu enneke yadîku sadruke bi mâ yekûlûn(yekûlûne).
Andolsun ki; Biz, onların söylediklerinden (Bkz; Hicr suresi 6 deli mecnun iftiralarından) dolayı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.

15/HİCR-98: Fe sebbih bi hamdi rabbike ve kun mines sâcidîn(sâcidîne).
Öyleyse Rabbini hamd ile tesbih et ve Sen sadece O’na secde edenlerden ol.

15/HİCR-99: Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn(yakînu).
Ve sana “yakîn” gelinceye kadar (ahiret hayatına/din hesap gününe/asıl hayata kavuşuncaya kadar) Rabbine uy.