HACC SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

22/HACC-1: Yâ eyyuhen nâsuttekû rabbekum, inne zelzeletes sâati şey’un azîm(azîmun).
Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun. O saatin (kıyâmetin) zelzelesi (şiddetli sarsıntısı), muhakkak ki çok büyük bir şeydir.

22/HACC-2: Yevme teravnehâ tezhelu kullu murdıatin ammâ erdaat ve tedau kullu zâti hamlin hamlehâ ve teren nâse sukârâ ve mâ hum bi sukârâ ve lâkinne azâballâhi şedîd(şedîdun).
Onu (kıyâmeti) gördüğünüz gün, emziren kadınların hepsi, emzirdiğini unutup (şaşkınlık ve korkuyla) çocuğunu bırakır. Yük (karnında bebek) taşıyan (hamile) kadınların hepsi, taşıdığı yükünü düşürür. Ve insanları, sarhoş olmadıkları halde sarhoş görürsün. Ve lakin Allah’ın kıyamet azabı şiddetlidir.

22/HACC-3: Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve yettebiu kulle şeytânin merîd(merîdin).
Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki; ilmi olmaksızın, (Allah’ın indirdiği bir kitap olmaksızın) Allah hakkında mücâdele eder ve işte onlar bütün azgın şeytanlara tâbî olur(lar).

22/HACC-4: Kutibe aleyhi ennehu men tevellâhu fe ennehu yudılluhu ve yehdîhi ilâ azâbis saîr(saîri).
Onun üzerine {Bkz: Hicr suresi 26~50 ve Bakara suresi 30~40  ayetlerinde açıklandığı üzere ahirette evvelden Allah’ın kesin hükmü olarak} yazıldı ki; kim, ona (şeytana) dönerse, o taktirde onu mutlaka dalâlete düşürür ve onu cehennem azabına götürür.

22/HACC-5: Yâ eyyuhen nâsu in kuntum fî raybin minel ba’si fe innâ halaknâkum min turâbin summe min nutfetin summe min alakatin summe min mudgatin muhallekatin ve gayri muhallekatin li nubeyyine lekum, ve nukırru fîl erhâmi mâ neşâu ilâ ecelin musemmen summe nuhricukum tıflen summe li teblugû eşuddekum ve minkum men yuteveffâ ve minkum men yuraddu ilâ erzelil umuri li keylâ ya’leme min ba’di ilmin şey’â(şey’an), ve terel arda hâmideten fe izâ enzelnâ aleyhel mâehtezzet ve rabet ve enbetet min kulli zevcin behîc(behîcin).
Ey insanlar! Eğer beas edilmekten (tekrar diriltilmekten) şüphe içinde iseniz… Biz, size bunu mutlak gerçek olarak beyan ediyoruz ki,  sizi (önce ilk ahiret yaratılışında ) topraktan { 1. ilk ahiret yaratılışımız (hiç eskimeyen yıpranmayan ahiret bedenimizin muhtevası olan hamein mesnun salsalin zikredilen topraktan {bkz:Hicr suresi 23,Rahman suresi 14}, sonra (dünyada) bir nutfeden (bir damladan), sonra bir alakadan (rahim duvarına bir noktadan bağlı duran embriyodan), sonra (uzuvları) şekillendirilmemiş haldeyken zamanla şekillenen (bir çiğnemlik et görünümünde) mudgadan yarattık.  Ve (sizi), belirlediğimiz/dilediğimiz süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi, ergenlik çağına ulaşmak üzere bebek olarak çıkarırız. Ve sizden bir kısmınız vefat ettirilir.  Ve sizden bir kısmınız ise, sonradan ilimden bir şey bilemez hale gelsin diye ömrünün ihtiyarlık çağına döndürülürsünüz. (Ve dünya yaratılışında ) Vefat ettikten sonra arzı kurumuş halde gördüğünüzde ona su indirdiğimiz zaman hareketlenip bütün güzel bitkilerden yetiştiği gibi (Sizler de bu örnekteki gibi ahiret yaşamına tekrar) beas edileceksiniz.

Üç yaratılış inancı sadece İslam’ın mukaddes kitabı Kur’an-ı Kerim’de vardır. 1.ilk ahiret yaratılışımız 2. Sınanmak üzere gönderildiğimiz Anne karnından dünya yaratılışımız 3. Ölümü taktıktan sonra tekrar ahirete, “yıpranmayan hamein mesnun salsalin bedenimize” tahric edilerek; iki farklı bedende üç karanlık geçişi gerçekleşir. {Bkz üç karanlık geçişi; Zumer suresi 6}

22/HACC-6: Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve ennehu yuhyil mevtâ ve ennehu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Muhakkak ki Allah, işte O, (El) Hakk’tır. Varlığından şüphe edilmeyen tek gerçek ilahtır) Ve muhakkak ki O, ölüleri (tekrar) diriltir ve muhakkak ki O, herşeye kaadirdir.

22/HACC-7: Ve ennes sâate âtiyetun lâ raybe fîhâ ve ennallâhe yeb’asu men fîl kubûr(kubûri).
Ve onda (vuku bulacağında) şüphe olmayan o (kıyâmet) saat(i) mutlaka gelecektir. Ve muhakkak ki Allah, kabirlerde olan kimseleri beas edecektir (ahiret hayatında diriltecektir).

22/HACC-8: Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme,(Zikr’e/Kuran’a) bir hidayetçiye (Resul’e) ve nurlu (Allah’ın indirdiği hidayete ulaştıran) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.

22/HACC-9: Sâniye ıtfihî li yudılle an sebîlillâh(sebîlillâhi), lehu fid dunyâ hızyun ve nuzîkuhu yevmel kıyâmeti azâbel harîk(harîkı).
Kulları, Allah’ın yolundan saptırmak için onu (Allah’ın hakk dînindeki esasları) eğip büker (değiştirirler). İşte o kimseler için dünyada da rezillik vardır. Ve onlara kıyâmet günü de mutlaka yakıcı bir azap tattıracağız.

22/HACC-10: Zâlike bimâ kaddemet yedâke ve ennallâhe leyse bi zallâmin lil abîd(abîdi).
İşte bu, senin ellerinle (Allahtan) takdim edilen şeyleri (ayetleri/hükümleri) değiştirmen sebebiyledir.diyeceğiz. Ve muhakkak ki Allah, abidler (hükümlerini çarpıtıp değiştirmeden Allah’a hizmet edenler) için asla zulmedici değildir.

22/HACC-11: Ve minen nâsi men ya’budullâhe alâ harf(harfın), fe in asâbehu hayrunıtmeenne bih(bihî), ve in asâbethu fitnetuninkalebe alâ vechihî, hasired dunyâ vel âhıreh(âhırete), zâlike huvel husrânul mubîn(mubînu).
İnsanlardan (öyle) kimseler vardır ki, Allah’a az (üstünkörü/gönülsüz) ibadet eder. Ona bir hayır isabet etse onunla tatmin olur da; bir fitne isabet ettiğinde ise hemen yüz geri döner. İşte (o menfaatperestler), hem dünyada ve hem de ahirette hüsrandadır. İşte bu temayül apaçık hüsrandır.

22/HACC-12: Yed’û min dûnillâhi mâ lâ yedurruhû ve mâ lâ yenfeuh(yenfeuhu), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
Kendilerine zarar ve fayda vermeyen, Allah’tan başka şeylere (aracılara ve sahte ikahlarına) dua ederler. İşte bu, (Sıratı müstakimden) uzakta ve sadece bir dalâlettir.

22/HACC-13: Yed’û le men darruhû akrabu min nef’ıh(nef’ıhî), le bi’sel mevlâ ve le bi’sel aşîr(aşîru).
Gerçekten, onlar zararı yararından daha fazla olana (aracılara ve sahte ilahlarına) dua ederler. (Bkz:Bakara 78,79 Hadid suresi 14 Sahte din hükümleriyle/emaniyye ile insanları aldatıp sömüren, şeytanın dostları, O ruhban aracılar) , ne kötü dost ve ne kötü arkadaştır.

22/HACC-14: İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), innallâhe yef’alu mâ yurîd(yurîdu).
Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah’a aracısız iman ve teslim olanları ) ve amilüssalihat ( Allah razı etmek için Salih ameller) yapanları, altından nehirler akan cennete dahil edecektir. Muhakkak ki Allah, dilediği herşeyi yapar.

22/HACC-15: Men kâne yezunnu en len yensurehullâhu fîd dunyâ vel âhıreti felyemdud bi sebebin iles semâi summel yakta’ felyenzur hel yuzhibennekeyduhu mâ yagîz(yagîzu).
Kim Allah’ın, ( Bkz; Hacc:14 – Hacc 38,39,40 Resul’üne ve amenü olup amilüs salihat yapan müminlere) bu dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini düşünüyorsa, o kendisine bir yöntem bulup göklere doğru bir ip uzatsın ve sonra da bir yöntemle Allah ile kullarının irtibatını ve oradan onlara gelecek yardımlarını kessin. Onların Hz Muhammed’e ve müminlere olan ölesiye öfkeleri acaba böyle bir tuzağı gerçekleştirmelerine yetecek mi?

22/HACC-16: Ve kezâlike enzelnâhu âyâtin beyyinâtin ve ennallâhe yehdî men yurîd(yurîdu).
Ve işte böylece Biz, Kuran’ı apaçık âyetler (halinde) indirdik. Ve muhakkak ki Allah, (onunla) dilediği kimseyi hidayete erdirir.

22/HACC-17: İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbiîne ven nasârâ vel mecûse vellezîne eşrekû innallâhe yafsılu beynehum yevmel kıyâmeh(kıyâmeti), innallâhe alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Gerçekten âmenû olan (Allah’a aracısız iman ve teslim olan ) kimseler ile haduların (yahudilerin), sabiinlerin (yıldızlara tapanların), hristiyanların, mecusilerin (ateşe tapanların) ve şirk koşanların (putlara tapanların);  arasını Allah (beas günü/hesap günü) yargılamak üzere ayırıp, kıyâmet günü mutlaka hepsinin hesabını ayrı ayrı görecektir. Muhakkak ki Allah, herşeyi müşahade eden en iyi şahit’tir.

22/HACC-18: E lem tera ennallâhe yescudu lehu men fis semâvâti ve men fîl ardı veş şemsu vel kameru ven nucûmu vel cibâlu veş şeceru ved devabbu ve kesîrun minen nâs(nâsi), ve kesîrun hakka aleyhil azâb(azâbu), ve men yuhinillâhu fe mâ lehu min mukrim(mukrimin), innallâhe yef’alu mâ yeşâ’(yeşâu).(SECDE ÂYETİ)
Göklerde ve yeryüzünde olan kimseler, Güneş, Ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar ve (yürüyen) hayvanlar ve insanlardan çoğu; görmedin mi ki sadece Allah’a secde ediyorlar. (Bütün kainat O’nun amacı doğrultusunda belli bir yaratma ölçüsüyle gayesine hizmet ediyor). (Oysa bu ibretleri göre bile) çoğunun üzerine azap hak oldu ve Allah, kimi alçaltırsa artık ona ikram eden kimse bulunmaz. Muhakkak ki Allah, dilediğini yapar.

22/HACC-19: Hâzâni hasmânihtesamû fî rabbihim fellezîne keferû kuttıat lehum siyâbun min nâr(nârin), yusabbu min fevkı ruûsihumul hamîm(hamîmu).
Bu ikisi (amenü olanlar ve inkar eden kâfirler tarih boyunca), Rab’leri hakkında mücâdele eden iki hasımdır. O inkâr edenler ki onlar için cehennemde ateşten elbiseler biçilmiştir. Orada Onların başlarının üzerinden kaynar su dökülecek.

22/HACC-20: Yusheru bihî mâ fî butûnihim vel culûd(culûdu).
Onların karınlarındakiler (iç organları) ve ciltleri (derileri) orada eritilecek.

22/HACC-21: Ve lehum makâmıu min hadîd(hadîdin).
Ve onlar için hazırlanmış demirden kamçılar vardır.

22/HACC-22: Kullemâ erâdû en yahrucû minhâ min gammin uîdû fîhâ ve zûkû azâbel harîk(harîkı).
Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, cehenneme tekrar (geri) iade edilirler. Ve (kendilerine): “şimdi Yakıcı azabı tadın!” (denir).

22/HACC-23: İnnallâhe yudhılullezîne âmenû ve amilus sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru yuhallevne fîhâ min esâvira min zehebin ve lu’luâ(lu’luen), ve libâsuhum fîhâ harîr(harîrun).
Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah’a aracısız iman ve teslim olanları ) ve Allah’ı razı etmek için salih amel işleyenleri altından nehirler akan cennetlere dahil eder. (Onlar), orada altın bileziklerle ve incilerle süslenirler. Orada onların libası (giysileri) ipektendir.

22/HACC-24: Ve hudû ilet tayyibî minel kavli ve hudû ilâ sırâtıl hamîd(hamîdi).
(Ki Onlar), sözün güzeline (Allah’ın öğütlerine/Kuran hükümlerine) yöneltildiler ve böylece Sıratı Hamîd’e ( çok övülecekleri yola/İslam’a ) hidayet olundular.

22/HACC-25: İnnellezîne keferû ve yasuddûne an sebîlillâhi vel mescidil harâmillezî cealnâhu lin nâsi sevâenil âkıfu fîhi vel bâd(bâdı), ve men yurid fîhi bi ilhâdin bi zulmin nuzıkhu min âzâbin elîm(elîmin).
Muhakkak ki kâfir olanlara ve (kitaba Kuran’a/Zikre dayanmaksızın emaniyye ile) Allah’ın yolundan alıkoyanlara ve yerlilere de dışarıdan gelenlere de (ulaşmakta/ziyarette) eşit kıldığımız Mescid-i Haram’dan men edenlere ve orada zulüm ile (Kulları Sırat-ı mustakimden küfür imanına) saptırmak isteyen o kimselere mutlaka elîm azaptan tattıracağız.

22/HACC-26: Ve iz bevve’nâ li ibrâhîme mekânel beyti en lâ tuşrik bî şey’en ve tahhir beytiye lit tâifîne vel kâimîne ver rukkais sucûd(sucûdi).
Hz. İbrâhîm’e Beyt’in mekânını (Kâbe’nin inşası ve ihyası görevini) indirdiğimiz  zaman: (Allah Teala) “Bana hiçbir şeyi ortak koşma! Ve Beytim’i (Evim’i) tavaf edenler, kaim olanlar (ayakta duranlar), rükû edenler ve secde edenler için temiz tut.” (demişti).

22/HACC-27: Ve ezzin fîn nâsi bil hacci ye’tûke ricâlen ve alâ kulli dâmirin ye’tîne min kulli feccin amîk(amîkın).
Ve insanların arasında haccı ilân et ki, yaya olarak ve develer üzerinde uzak dağ yollarının hepsinden sana (Kabe’ye doğru) gelsinler.

22/HACC-28: Li yeşhedû menâfia lehum ve yezkurusmallâhi fî eyyâmin ma’lûmâtin alâ mâ rezakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe kulû minhâ ve at’ımul bâisel fakîr(fakîre).
Kendilerinin menfaatlerine (oradaki kesilen hayvanların yoksullara pay edilmiş olduğunu) kendileri (gözleriyle görerek) şahit olsunlar. Ve onları, rızıklandırdığı hayvanların üzerine belli günlerde Allah’ın İsmi’ni ansınlar (kurban kessinler). Böylece onlardan yeyin ve muhtaç fakir(ler)i de doyurunuz! demişti.

Allah’ın ismini anmak” deyimi;Hayvanları ve bitkileri insanların faydalanması adına yaratan Malik-el Mülk Allah, yaratıcı payı olarak nimetlerden bir pay ayrılmasını ve o payı Allah hakkı olarak fakirlere ve yoksullara dağıtılmasını ayetiyle şart koşar. Kuran’da, mahsüller veya kesimlik hayvanlar gibi nimetlerin üzerinde Allah’ın isminin anılması veya Allah’ın isminin zikredilmesi deyimleri, yaratıcının bu nimetleri bahşettiği için şükürle anılmasını ve kenz etmeden Allah payının/hakkının yoksunlara dağıtılması hususunu ifade eder. Bkz: Enam 136~141 Örneğin bir diğer ayetinde şöyle ifade edilir;  Müşrikler O’nun (Allah’ın) yaratıp, çoğalttığı ekinlerden ve hayvanlardan Allah için pay ayırdılar. Ve böylece kendi zanlarınca: “Bu Allah için ve bu da ortaklarımız için.” dediler. (Halkı böyle kandırdılar) Fakat (nedense) ortakları için (aracı ilahlar için) ayırdıkları pay Allah’a ulaşmaz ama Allah için olan; o, pay da onların ortakçı ilahlarına ulaşır. Hükmettikleri şey ne kötü. Enam suresi136 Yahudi din adamları bugünkü Tevratta mevcuttur Ondalık tabir edilen ve Halktan; Allah payı ve Aracı payı diyerek, Hayvan cinsinden “Tanrıya kurban sunusu” ismiyle vergiler alıyorlardı. Bu hayvanlardan pay vermedikleri takdirde; Tanrının salgın hastalık,tarlalarına felaketler, hastalıklar ve çeşitli afetler gerireceğini telkin ederek insanları aldatıyorlardı.. Oysa iki pay da bu şirk sömürü düzenini kurgulamış olan şehrin mutrafilerine/elit ileri gelenlerine ve onların suç ve çıkar payandası olan ruhban aracılara gidiyordu. {bkz:Enam 137: O dönemin müşrikleri, kendi düzenlerine karşı çıkan kişilere “kendi ırkından öz evlatları dahi olsa” katli vaciptir diye ölüm fetvası verdiler . Ayetinde Hacc’da kesilen hayvanların aracılara değil bilakis yoksullara dağıtılıyor olduğunu ve kulların kendi gözleriyle bu duruma şahit olup, etlerin aracılar yerine yoksunların menfaatına dağıtıldığını görsünler buyurulmaktadır. Ayetinden idrak etmek gerekir ki; Hz İbrahim (A.S)’dan beri koyulmuş bir hüküm olarak, kesimlik hayvanlar üzerinden alınan aracı payları önemle reddedilmektedir. Ve aşağıda devam eden ayetlerinde kitap/Zikr,; kesimlik hayvanlar üzerinden tilavet edilmeye devam edilecek.

22/HACC-29: Summel yakdû tefesehum vel yûfû nuzûrahum vel yettavvefû bil beytil atîk(atîkı).
Sonra kirlerini gidersinler ( temizlenip ihrama girsinler). Ve nezirlerini ( Allah’a önceden verdikleri bağlayıcı sözü/adaklarını) ifa etsinler (yerine getirsinler). Ve Beyt-i Atik’i (kadim ev Kâbe’yi) tavaf etsinler.

22/HACC-30: Zâlike ve men yuazzım hurumâtillâhi fe huve hayrun lehu inde rabbih(rabbihî), ve uhıllet lekumul en’âmu illâ mâ yutlâ aleykum fectenibûr ricse minel evsâni vectenibû kavlez zûr(zûri).
İşte böyle, kim Allah’ın haramlarına (yasaklarına) hürmet ederse, o zaman bu, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Ve size okunanlar (yasak olduğu bildirilen hayvanlar) hariç, bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık putların pisliğinden ve yalan sözden içtinap edin (kaçının).

22/HACC-31: Hunefâe lillâhi gayre muşrikîne bih(bihî), ve men yuşrik billâhi fe ke ennemâ harre mines semâi fe tahtafuhut tayru ev tehvî bihir rîhu fî mekânin sahîk(sahîkın).
Hanifler ( dini yalnızca Allah’a özgüleyerek Allah’a aracısız imam ve teslim olan kullar), onunla (aracılarla/putlarla), O’na şirk koşmayanlardır. Ve kim Allah’a şirk koşarsa o taktirde sanki o, gökyüzünden düşmüş de böylece onu, kuş kapmış gibi veya rüzgâr, onu uzak bir mekâna (yere) atmış gibidir.

Geçmişte tüm çok tanrılı inançlarda ruhbanların fitne öğretileriyle ; Güneş tanrısı baş tanrıdır ve yıldızlar Tanrının dünyayı yönetmek adına vekil olarak atadığı kızları veya oğulları varsayılmıştır. Ve İslam haricinde geçmişte varolmuş ulusların çoğu yıldızların isimlerine totemleştirdikleri putlar üzerinden “gök tanrılara” tapınırlardı. Ve tanrıların isteklerini put sahibi anılan “put hizmetkarı” kahinlerden öğrenirlerdi. Yahudi ve hristiyan müşrikler ise kendi krallarını Tanrının oğlu kabul edip {Bkz:Maide suresi 18} bu vasıtasıyla ve Ruhbanlar aracılığıyla tanrının yeryüzünü idare ettiğine inanıyorlardı. Tüm aracılı şirk inançları, Elit hakim zümre ve onların çıkar payandası olan ruhbanların kurguladığı ve yönettiği bir sömürü düzeni ve aldatmacasıdır. Delalette olanlar ise Zikr’e/Kuran’a itibar etmeyip onlara aldanan halklardır. Arap müşrikler tüm çok tanrılı inançlarda olduğu gibi Tanrının vekil olarak atadığı evlatları ile dünyayı yönettiğine inanıyordu ve Lat Uzza ve Menat olarak isimlendirdileri Allah’ın kızları olarak varsaydıkları, Putlar’ın hidayeti ve şefaatini umarak Allaha dolaylı yöneliyorlardı. Dolayısıyla Put sahipleri Tanrının insanlardan istediği vergileri harçları miktarıyla halka iletiyordu. Put hizmetkarı aracılar Allah’ın yetki verdiği kızlarıyla cinler vasıtasıyla saffat 6~11 ve Hicr 17,18 ayetlerinde bu yalanları reddedildiği halde haberleştiklerini aktarıyordu. Yani halk putlar üzerinden aracılar vasıtasıyla sömürülüyordu. {Bkz Mâide suresi 18 Necm 23 Nahl 55-60 Necm 23 Muminun 91}
İslam dinini diğer inançlardan ayrıştıran en belirgin özelliklerden ilki yaratıcı tanımıdır. Parantez içindeki ilgili te-zikr/tezekkür ayetlerinde {Bkz; Yunus suresi 68, 105 Nisa suresi 125 Nahl suresi 123 Rum suresi 30 Bakara suresi 135 Ali İmran 67, 95 Enam suresi 161  Beyyine süresi 5 Hacc suresi 31 } açıklandığı üzere “hanif kavramı”; samimiyet demek olan İhlas suresinde tanımlanmış olan, Oğlu veya kızları olmayan eşi dengi ve benzeri olmayan Vahid Allah’a inanarak İslama tabi olanlara hanif denir. Kuran’da Hz İbrahim Hz Musa gibi peygamberlerin kıssalarında, fitne tanrılarının reddiyesi ardınca “Ben mü’minlerin ilkiyim” ifadesiyle İhlas suresinde zikredilen Allah’a kul olmanın İslama geçişin ilk şartı olduğu vurgulanmıştır. Oğlu veya kızlarını yeryüzü yönetimine vekili olarak atamış olduğuna inanılan aracıların hayal mahsulü insana benzer Fitne Tanrı’larını reddedip, Allah’a aracısız yönelmiş kişilere “hanif” denir.

22/HACC-32: Zâlike ve men yuazzım şeâirallâhi fe innehâ min takvâl kulûb(kulûbi).
Ve işte kim, Allah’ın şiarlarına (ilke ve hükümlerini farzı sayarsa) hürmetle uyarsa bunun sebebi muhakkak ki onların kalplerinin takva sahibi olmasındandır.

22/HACC-33: Lekum fîhâ menâfiu ilâ ecelin musemmen summe mahılluhâ ilel beytil atîk(atîki).
Onda, sizin için belli bir süreye (kesim zamanına) kadar menfaatler vardır. (sütünde, yününde faydalanma/faydalandırma vardır.)!Sonra onun yeri, Beyt-i Atik (Kâbe)’dir.

22/HACC-34: Ve li kulli ummetin cealnâ menseken li yezkurûsmallâhi alâ mâ razakahum min behîmetil en’âm(en’âmi), fe ilâhukum ilâhun vâhıdun fe lehû eslimû ve beşşiril muhbitîn(muhbitîne).
Ve Biz, bütün ümmetler için her dönem aynı usulleri tayin ettik ki onlara, (Allah’ın) rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah’ın İsmi’ni zikretsinler (Allah hakkı olarak kesilen hayvanlardan yoksullara) pay ayırsınlar). O halde, sizin İlâhınız Tek Bir İlâh’tır. Öyleyse O’na ve hükümlerine teslim olun! Ve muhbitleri müjdele. (Allah’ı razı etmek için yoksunlara gönlünü açan itaatkar kullarımı müjdele)

22/HACC-35: Ellezîne izâ zukirallâhu vecilet kulûbuhum vas sâbirîne alâ mâ esâbehum vel mukîmis salâti ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar ki, Allah’ı zikrettikleri zaman kalpleri titreyenlerdir. Onlara isabet edenlere (eza ve musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (islam’i yaşantının ihyası için yardımlaşmayı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden daima infâk ederler.

22/HACC-36: Vel budne cealnâhâ lekum min şeâirillâhi lekum fîhâ hayr(hayrun), fezkurûsmallâhi aleyhâ savâff(savâffe), fe izâ vecebet cunûbuhâ fe kulû minhâ ve at’ımûl kânia vel mu’terr(mu’terra), kezâlike sahharnâhâ lekum leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Bedeneleri (deve ve sığır cinsi hayvanları), sizin için Allah’ın şiarlarından (ilkesi ve hükmü olarak/farzınız) kıldık. Onda (onların kurban edilmesinde) sizin için hayır vardır. Onların (kurbanlarının) üzerine saf dururken, (kurban kesilirken) Allah’ın İsmi’ni zikredin (Mülkün asıl sahibi olan Malik-el Mülk Allah’ın  yaratıcı hakkını idrak ederek Allah’ı şükürle hatırlayın ve o kesilen hayvandan Allah adına başkalarını da faydalandırırken böylece Allah’ın şükür üzerinde hatırlanmasını sağlayın). Yanları üzerine düşünce (kesilince), artık ondan yeyin ve isteyeni de istemeyeni de doyurun. İşte böylece onu, size musahhar kıldık (faydalandığınız/faydalandırdığınız hayvanları yaratarak size amade ettik). Umulur ki, böylece siz şükredersiniz.

22/HACC-37: Len yenâlellâhe luhûmuhâ ve lâ dimâuhâ ve lâkin yenâluhut takvâ minkum, kezâlike sahharahâ lekum li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum, ve beşşiril muhsinîn(muhsinîne).
Onun (kurbanların), etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat sizden O’na, takva (Allah’a hükümlerine amade ve teslim olma) ulaşır. İşte bunun için size, o hayvanları musahhar kıldı. Kitabı ve yardımlarıyla sizi hidayete ulaştırması sebebiyle Allah’ı tekbir etmeniz  (O’nu en büyük sayıp itaat ile ululamanız için) için. Ve muhsinlere müjdele ki;

22/HACC-38: İnnallâhe yudâfiu anillezîne âmenû, innallâhe lâ yuhıbbu kulle havvânin kefûr(kefûrin).
Muhakkak ki Allah, âmenû olanlardan (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlardan ) (belâları) defeder (uzaklaştırır). Muhakkak ki Allah, hain ve kâfirlerin hiçbirini sevmez.

22/HACC-39: Uzine lillezîne yukâtelûne bi ennehum zulim(zulimû), ve innallâhe alâ nasrihim le kadîr(kadîrun).
Zulme uğramaları sebebiyle savaşanlara (nefsi müdafaa üzerinde savaşmalarına ) izin verildi. Ve şüphesiz Allah, onlara yardıma muhakkak ki kaadirdir.

22/HACC-40: Ellezîne uhricû min diyârihim bi gayri hakkın illâ en yekûlû rabbunallâh(rabbunallâhu), ve lev lâ def’ullâhin nâse ba’dahum bi ba’dın lehuddimet savâmıu ve biyaun ve salavâtun ve mesâcidu yuzkeru fîhesmullâhi kesîrâ(kesîran), ve le yansurennallâhu men yansuruh(yansuruhu), innallâhe le kaviyyun azîz(azîzun).
Ki Onlar, sadece “Rabbimiz Allah’tır” (aracılara ve ilahlarına yönelmiyoruz) dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Ve eğer, Allah’ın insanları birbiriyle (bir başka kavmin yardım eliyle) defetmesi olmasaydı, (Geçmişte Rabbimiz Allah’tır diyen kavimlerin) mabetleri, kiliseleri, havraları ve içinde Allah’ın isminin çok zikredildiği mescidleri mutlaka harap olup yıkılırdı. O’na (Allah’a) yardım edene, Allah da mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah, elbette Kaviyy’dir (kuvvetli, güçlü) Azîz’dir.

22/HACC-41: Ellezîne in mekkennâhum fîl ardı ekâmûs salâte ve âtevuz zekâte ve emerû bil ma’rûfi ve nehev anil munker(munkeri), ve lillâhi âkıbetul umûr(umûri).
Onlar ki; Yeryüzünde onlara verdiğimiz imkânlarda, salâtı (yardımlaşmayı) ikame ederler, zekâtı verirler ve maruf ile (Zikr/Kuran hükümleriyle) emrederler ve münkerden (batıldan/emaniyeden nehyederler. Çünkü; Bütün işlerin akıbeti (akibeti emreden ve emrini daima zafer kılan), Allah’a aittir. {Lâ Galibe İllâllah”/Allah daima galip olandır}

22/HACC-42: Ve in yukezzibûke fe kad kezzebet kablehum kavmu nûhın ve âdun ve semûd(semûdun).
Ve eğer seni yalanlıyorlarsa (bil ki), onlardan önce Nuh kavmi, Adn kavmi ve Semud kavmi de (Resullerini) yalanlamışlardı.

22/HACC-43: Ve kavmu ibrâhîme ve kavmu lût(lûtın).
Ve İbrâhîm (A.S)’ın kavmi de ve Lut (A.S)’ın kavmi de (yalanlamıştı).

22/HACC-44: Ve ashâbu medyen(medyene), ve kuzzibe mûsâ fe emleytu lil kâfirîne summe ehaztuhum, fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
Ve Medyen halkı da (yalanladı) ve Musa (A.S) da yalanlandı. Fakat o kâfirlere, mühlet verdik ve Sonra (da) onları {bkz Hacc suresi 45 bir  halde) cezalandırdığımızda o zaman akibetleri nasıl oldu?

22/HACC-45: Fe ke eyyin min karyetin ehleknâhâ ve hiye zâlimetun fe hiye hâviyetun alâ urûşihâ ve bi’rin muattalatin ve kasrın meşîd(meşîdin).
Böylece (halkı) zalim olan nice ülkeler gibi onları da helâk ettik. Artık o (ülkeler), çatıları yıkılmış, kuyuları ve yüksek sarayları terkedilmiş (bir halde)dir.

22/HACC-46: E fe lem yesîrû fîl ardı fe tekûne lehum kulûbun ya’kılûne bihâ ev âzânunyesmeûne bihâ, fe innehâ lâ ta’mal ebsâru ve lâkin ta’mal kulûbulletî fîs sudûr(sudûri).
Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör olur.

22/HACC-47: Ve yesta’cilûneke bil azâbi ve len yuhlifallâhu va’deh(va’dehu), ve inne yevmen inde rabbike ke elfi senetin mimmâ teuddûn(teuddûne).
Ve azabı senden (din hesap gününe inanmayarak alay edip) acele ile istiyorlar. Allah, asla vaadinden dönmez. Ve lakin Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir.

22/HACC-48: Ve ke eyyin min karyetin emleytu lehâ ve hiye zâlimetun summe ehaztuhâ, ve ileyyel masîr(masîru).
Ve zalim olan nice ülkeler gibi, (Allah Teala ) onlara da bir mühlet verir. (Sınanma ve Tevbe mühleti) Sonra canlarını öyle alır.. Ve nihayetinde (yargılanmak üzere) dönüşünüz, Allah’adır.

22/HACC-49: Kul yâ eyyuhen nâsu innemâ ene lekum nezîrun mubîn(mubînun).
De ki: “Ey insanlar, sizin için ben sadece bir nezirim ( Allah’a adanmış, Allah adına bir uyarıcıyım)!”

22/HACC-50: Fellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve rızkun kerîm(kerîmun).
Âmenû olanlar (Allah’a aracısız iman ve teslim olup ) ve amilüssalihat ( Allah razı etmek için salih ameller ) yapanlar ki ; onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) ve kerim bir rızık (cennet) vardır.

22/HACC-51: Vellezîne seav fî âyâtinâ muâcizîne ulâike ashâbul cehîm(cehîmi).
Ve âyetlerimiz hakkında onları aciz bırakma gayretinde olanlar, işte onlar, ashabı cehîm (cehennem ehli)dir.

22/HACC-52: Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin ve lâ nebiyyin illâ izâ temennâ elkaş şeytânu fî umniyyetih(umniyyetihî), fe yensehullâhu mâ yulkış şeytânu summe yuhkimullâhu âyâtih(âyâtihî), vallâhu alîmun hakîm(hakîmun).
Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resûl ve nebî yoktur ki; Temenni ettiği zaman şeytan, onun temenni ettiği şeye, (fitne) ilka etmemiş olsun. ( Şeytan tüm Resul’lerin layıkı hakikatla yapmak istediği görevlerini fitne ile engellemeye çalışır) Fakat Allah, şeytanın ilka ettiği şeyi (fitneyi) nesheder (kaldırır, engeller yok eder). Sonra Allah, âyetlerini muhkem kılar ( Resullerin layıkıyla görevini başarması görevinde şeytanın kurduğu fitneyi bozup kendi ayetlerini hükümleştir.) Ve Allah, Alîm’dir, Hakîm’dir (İlahi ilmi ve hikmetiyle hükümler koyandır)

22/HACC-53: Li yec’ale mâ yulkış şeytânu fitneten lillezîne fî kulûbihim maradun vel kâsiyeti kulûbuhum, ve innez zâlimîne le fî şikâkın baîd(baîdin).
Kalplerinde maraz (hastalık) olan ve kalpleri kasiyet bağlamış (kararmış ) olanlara, şeytanın ilka ettiği (ulaştırdığı) fitne imtihan gayesinde haktır. (İnsanların imtihan edilmesi için Allah’tan bir süreliğine müsaadelidir) Ve muhakkak ki bu fitne ile zalimler, elbette haktan  uzak bir ayrılık içindedirler (Kendilerine okunan ayetlerin ilminden manasından ve okuyan Peygamberlerden böylece bu fitneyle zaman içinde uzaklaşırlar).

22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtul ılme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve bu fitne, kendilerine ilim verilenlerin, Resul’lerin söylediklerinin Rabb’lerinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi için sınanma esnasında bir fırsattır. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah’a aracısız iman ve teslim olanları) mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet edendir.

22/HACC-55: Ve lâ yezâlullezîne keferû fî miryetin minhu hattâ te’tiyehumus sâatu bagteten ev ye’tiyehum azâbu yevmin akîm(akîmin).
Ve o saat (kıyâmet saati), ansızın onlara gelinceye veya akîm günün (onlara zarar verecek azap gününün) azabı onlara gelinceye kadar, (Allah’a ve ahiret yargı makamına inanmayan) kâfirlerin ondan (İslam’dan) şüphesi zail (eksik) olmaz.

22/HACC-56: El mulku yevme izin lillâh(lillâhi), yahkumu beynehum, fellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fî cennâtin naîm(naîmi).
Mülk, izin günü (Bkz;Meryem Suresi 68~72 cehennemde diz çökmüş halde hesap sorulma ve günahsızların oradan cennete girmesine izin verileceği o gün) Allah’ın otoritesindedir. Onlar (Allah’ın hükümlerine uyan amenü kullar ve fitneye kanan inkarcılar) hakkında Allah mutlaka adil hüküm verecektir. Böylece yeryüzünde, âmenû olanlar ve Allah’ı razı etmek için salih amel yapanlar, ( Bkz; Fecr suresi 27,28 Allah’tan rızaya ermiş ve mukabilinde Razı olmuş olarak) naim cennetlerine dahil olurlar.

22/HACC-57: Vellezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ fe ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
Ve âyetlerimizi inkâr edenler ve yalanlayanlar ise, işte onlar; onlar için alçaltıcı azap vardır.

22/HACC-58: Vellezîne hâcerû fî sebîlillâhi summe kutilû ev mâtû le yerzukannehumullâhu rızkan hasenâ(hasenen), ve innallâhe le huve hayrur râzikîn(râzikîne).
Ve Allah yolunda (İslam’a/sonradan) hicret edip sonra da öldürülen veya ölen kimselerin ailelerini Allah, mutlaka güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Ve muhakkak ki Allah, rızık verenlerin mutlaka en hayırlısıdır.

22/HACC-59: Le yudhılennehum mudhalen yerdavneh(yerdavnehu), ve innallâhe le alîmun halîm(halîmun).
(Allah), onları da (Müslümanların arasında ev aş iş imkanı vererek) mutlaka razı olacakları bir yere dahil edecektir. Ve şüphesiz ki Allah, mutlaka en iyi bilendir, Halim’dir. {İslama hicret edenlerin detaylı durumları için bkz;Tevbe Suresi 60)

Aziz Allah’ın İslama ve kardeşlik aktiyle müminlere ayetleriyle yakın kıldığı kişiler Kuran’da “yakınlar” ya da “yakın kılınanlar” olarak ifade edilir. Yakın kılınanlar; Gerek savaş esnasında, gerek savaş harici İslam dinini tercih etmekle müşrikler tarafından herşeyine el konularak dışlanan aileler veya efendisini savaşta kaybeden veya İslam’a hicret ederek efendilerini terk eden köleler veya cariyelerdir. Bakara suresi iniş sırasına göre Kuran’da 92. sıradadır. Daha önce 70 sırada indirilen Nahl suresi 41. ve 90. ayetleriyle İslam’a hicret etmek isteyen kimselerin rahat ve güvenli bir yurda yerleştirilecekleri Allah’ın çağrı hükmüyle müjdelenmiştir. Ve daha sonra 84. sırada nüzul edilen Rum suresi 34. ayetinde ve ardından 88. sırada Hacc suresi 58,59 ayetlerinde ailelerinin de hakları gözetilerek İslam’a ve müminlere kardeşlik aktiyle “yakın kılınan” bu kişilerin haklarının mutlaka verilmesi muhkem ayetiyle  hüküm edilmiştir. Rum suresinde yakın kılınanların bakımı ve rehabilitasyonu için gerekli zekatın toplanıp kimseyi mağdur etmeden zor durumda bırakmadan verilmesi buyurulmaktadır. 70. sırada indirilmiş olan Nahl suresi ve 84. sırada indirilen Rum suresinde ve 88. Sırada Hacc suresinde, ihtiyaç sahiplerinin sahiplenilmesi hakkındaki zekat çağrıları o kadar etkili olmuştur ki {bkz Tevbe Suresi 79} bu yardımlaşma sayesinde hür ya da köle bir çok kişinin İslam’a geçişi sağlanmıştır. 

22/HACC-60: Zâlik(zâlike), ve men âkabe bi misli mâ ûkıbe bihî summe bugıye aleyhi le yansurennehullâh(yansurennehullâhu), innallâhe le afuvvun gafûr(gafûrun).
Ve işte böyle, kim maruz kaldığı şey kadarı ile ikab eder de (haklarına yapılan saldırıya kısas hakkıyla karşılık, verirse), sonra da ona tekrardan azgınlık yapılırsa (haklarına tekrar saldırılırsa) Allah ona mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah, af ve mağfiret edicidir (günahları sevaba çevirendir).

22/HACC-61: Zâlike bi ennallâhe yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli ve ennallâhe semîun basîr(basîrun).
İşte böyle, geceyi gündüzün içine ve gündüzü gecenin içine sokan Allah muhakkak ki (herkesin ne yaptığını) en iyi işiten, en iyi görendir.

22/HACC-62: Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve enne mâ yed’ûne min dûnihî huvel bâtılu ve ennallâhe huvel aliyyul kebîr(kebîru).
İşte böyle, çünkü O, “Hakk”tır. Ve Muhakkak ki O’ndan (Allah’tan) başka dua ettiğiniz (taptığınız) şeyler, onlar bâtıldır. (Hiçbir şeye müşahade edemeyen İnsanların uydurdukları sahte İlahlar ve insan uydurması emaniye kurallarıdır) Muhakkak ki Allah, O, Âli (yüce)’dir, Kebir’dir (En büyük kudrettir).

22/HACC-63: E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen fe tusbihul ardu muhdarreh(muhdarreten), innallâhe latîfun habîr(habîrun).
Allah’ın semadan su indirdiğini ve böylece yeryüzünün onunla yeşerdiğini görmedin mi? Muhakkak ki Allah, sizler için Lâtif’tir (lütûf sahibidir), O Allah ki Habîr’dir (herşeyden haberdar olandır).

22/HACC-64: Lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve innallâhe le huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Semalarda ve yeryüzünde olan herşey, O’nundur. Muhakkak ki Allah, O, mutlaka Ganî’dir (mustağni, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır), Hamîd (yegane hamdedilen)’dir.

22/HACC-65: E lem tere ennallâhe sahhara lekum mâ fîl ardı vel fulke tecrî fîl bahri bi emrih(emrihî), ve yumsikus semâe en tekaa alel ardı illâ bi iznih(iznihî), innallâhe bin nâsi le raûfun rahîm(rahîmun).
Allah’ın yeryüzündeki herşeyi size lütfuyla musahhar (emrinize amade) kıldığını görmedin mi? Ve gemiler, denizde onun emri ile akıp gider. Ve Allah’ın izni olmadıkça semanın, arz üzerine (gök ve cisimlerinin yeryüzüne) düşmesini önler. Muhakkak ki Allah, insanlara karşı Rauf’tur, O Allah ki Rahîm’dir. (Sadece müminlere yardım himaye ve hidayet edendir)

22/HACC-66: Ve huvellezî ahyâkum summe yumîtukum summe yuhyîkum, innel insâne le kefûr(kefûrun).
Ve size hayat veren, sonra sizi öldürecek olan, sonra da sizi (ahirette) tekrar diriltecek olan, O’dur. Muhakkak ki insan, gerçekten nankördür.

22/HACC-67: Li kulli ummetin cealnâ menseken hum nâsikûhu fe lâ yunâziunneke fîl emri ved’u ilâ rabbik(rabbike), inneke le alâ huden mustekîm(mustekîmin).
Ve Biz, bütün ümmetler için tek mensek (tek bir şeriat/aynı kurallar) tayin ettik. Onlar, (geçmişte yaşamış ümmetler de) onunla (aynı şeriata göre/aynı İslam kurallarına göre) amel ettiler. Öyleyse Allah’ın emri konusunda seninle niza etmesinler (çekişmesinler). Sen, Rabbine (geçmiş ümmetlere gönderilmiş ve aynı şeriatı barındıran Kuran hükümleriyle) davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.

22/HACC-68: Ve in câdelûke fe kulillâhu a’lemu bimâ ta’melûn(ta’melûne).
Ve eğer seninle mücâdele ederlerse o taktirde (onlara): “Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir.” de.

22/HACC-69: Allâhu yahkumu beynekum yevmel kıyâmeti fîmâ kuntum fîhi tahtelifûn(tahtelifûne).
Allah, kıyâmet günü, (hükümleri) hakkında ihtilâf etmiş olduğunuz şeyler konusunda sizin aranızda hükmedecek.

22/HACC-70: E lem ta’lem ennallâhe ya’lemu mâ fis semâi vel ard(ardı), inne zâlike fî kitâb(kitâbin), inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Allah’ın semalarda ve arzda olan tüm şeyleri mutlaka bildiğini bilmiyor musun? Muhakkak ki bunlar, Kitap’tadır. (Yazılıdır) Muhakkak ki bunlar, Allah için kolaydır.

22/HACC-71: Ve ya’budûne min dûnillâhi mâ lem yunezzil bihî sultânen ve mâ leyse lehum bihî ılm(ılmun), ve mâ liz zâlimîne min nasîr(nasîrin).
Ve (onlar), kendilerine bir sultan (yetki) indirilmemiş Allah’tan başka şeylere (Allah’ın vekili olarak saydıkları aracıların sahte ilahlarına/putlara) tapıyorlar. Ve onların, (Allah adına ihya ve ihsan ettiğini söyleyen sahtekar aracıların) ona (taptıkları ilahlara/putlara) ait (Allah’tan bildirilmiş yazılı) ilimleri yoktur. Ve o zalimler için onlara asla (sözde ilahlardan bir) yardımcı da yoktur.

22/HACC-72: Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin ta’rifu fî vucûhillezîne keferûl munker(munkere), yekâdûne yestûne billezîne yetlûne aleyhim âyâtinâ, kul e fe unebbiukum bi şerrin min zâlikum, en nâr(nâru), vaadehallâhullezîne keferû, ve bi’sel masîr(masîru).
Onlara açıklanmış âyetlerimiz okunduğu zaman münkeri (küfür imanına tabi olduklarını) , inkâr edenlerin yüzlerinde hemen farkedersin. Neredeyse, âyetlerimizi onlara okuyanlara hemen saldıracaklar. De ki: “Size bundan daha şerrlisini haber vereyim mi?” Allah’ın kâfirlere vaadettiği o (büyük şer), ateştir. O Ne kötü masir (gidilecek yer)dir.

22/HACC-73: Yâ eyyuhen nâsu duribe meselun festemiû leh(lehu), innellezîne ted’ûne min dûnillâhi len yahlukû zubâben ve levictemeû leh(lehu), ve in yeslubhumuz zubâbu şey’en lâ yestenkızûhu minh(minhu), daufat tâlibu vel matlûb(matlûbu).
Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Öyleyse onu dinleyin. Muhakkak ki Allah’tan başka taptıklarınız, hepsi biraraya gelip toplansalar, O’nun yarattığı bir tek sineği dahi yaratamazlar . Ve eğer sinek, onlardan bir şey kapıp kaçsa, sinekten onu bile alamazlar. Talip de talep edilen de acizdir. (Talepkar olduğunuz aracılar ve onların uydurma sahte ilahları da sizler gibi acizdir. )

22/HACC-74: Mâ kaderûllâhe hakka kadrih(kadrihî), innallâhe le kaviyyun azîz(azîzun).
Allah’ın kadrini de (azametini ve kudretini ve yapabileceklerini) hakkıyla takdir edemediler. Muhakkak ki Allah, mutlaka Kaviyy’dir (doğaüstü kuvvetli), Azîz’dir (olağanüstü şeyleri gerçekleştirendir).

22/HACC-75: Allâhu yastafî minel melâiketi rusulen ve minen nâs(nâsi), innallâhe semîun basîr(basîrun).
Allah, meleklerden ve insanlardan resûller seçer. (bkz:hicr suresi; Fatır suresi 1 amacı doğrultusunda meleklerden görevliler ve tebliğ için elçiler seçer.) Muhakkak ki Allah, en iyi işitendir, en iyi görendir.

22/HACC-76: Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve ilallâhi turceul umûr(umûru).
O, onların önündekileri ve arkalarındakini bilir. Ve tüm emirler (Resuller tarafından sonuçlandırılmış olarak) Allah’a döndürülür. (Yeryüzünde herşey Allah’ın izni emri ve iradesi ile amacı doğrultusunda ve O’nun tedbir-i kontrolünde gerçekleşmektedir.)

22/HACC-77: Yâ eyyuhellezîne âmenûrkeû vescudû va’budû rabbekum vef’alûl hayre leallekum tuflihûn(tuflihûne). (Secde Ayeti)
Ey âmenû olanlar! Rükû edin ve secde edin. Ve sadece Rabbinize kulluk edin. Ve Allah’ı razı etmek için hayır işleyin. Umulur ki böylece sizler de felâha eresiniz.

22/HACC-78: Ve câhidû fillâhi hakka cihâdih(cihâdihî), huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fid dîni min harac(haracin), millete ebîkum ibrâhîm(ibrâhîme), huve semmakumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alen nâs(nâsi), fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâh(billâhi), huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr(nasîru).
Ve Siz de Allah için hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki O Din, babanız İbrâhîm (A.S)’ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” olarak isimlendirdi. Bunda da (Bu dönemde Kur’ân-ı Kerim’le de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler olasınız diye. Öyleyse sâlatı (İslam’i hayatın ihyası için yardımlaşmayı) ikame edin, zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’a ve hükümlerine takva ile sadakat gösterin ve rızasını gözeterek salih ameller işlemekle onun fazlına girin böylece O’nun yardım ve himayesine kavuşup hidayetinde olun). O, sizin Mevlâ’nız. (Müminlerin en yakın dostu,ve en zor işlerini olağanüstü kudretiyle mümkün kılan velileridir), Ve o ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.