FÂTIR SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

35/FÂTIR-1: Elhamdu lillâhi fâtırıs semâvâti vel ardı câilil melâiketi rusulen ulî ecnihatin mesnâ ve sulâse ve rubâa, yezîdu fîl halkı mâ yeşâu, innallâhe alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Hamd; gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlara sahip melekleri, kendisine resûller kılan (gayesinde kendisine hizmet eden meleklerle iş ve oluşları yönetip sevk idare ve tedbir eden)  Allah’a aittir. Yaratmada dilediğini arttırır. (Meleklerin sayılarını işlerin durumuna göre arttırır.) Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir.

Geçmişte tüm çok tanrılı “gök tanrı” inançlarında ; Güneş tanrısı baş tanrı olarak kabul edilmiştir. Yıldızlar, ana tanrı güneşin dünyayı yönetmek adına muhtelif konularda yetki vererek vekili olarak atadığı kızları veya oğulları ya da akrabaları varsayılmıştır. Bu hakikat Kuran’da Enam suresi 75~83 ve Saffat suresi 88~98 ayetlerinde kıssa edilerek; Hz İbrahim üzerinden örneklenir. İslam haricinde geçmişte yaşamış ulusların tümü yıldızların isimlerine totemleştirdikleri putlar üzerinden “Gök tanrılara” tapınırlardı. Ve tanrıların isteklerini “put hizmetkarı” anılan put sahibi kahinlerden öğrenirlerdi. Ve gök Tanrı inançlarına göre (o dönem mesafe ölçer cihazlar henüz olmadığından) gökkubbeyi dünyanın tepesinde yüksek direkler üzerinde kurulu, tanrıların yaşadığı düz bir katman olarak tahayyül ederlerdi. Bu yüzden göktanrı inançlarına bir reddiye olarak {bkz;Lokman suresi 10 Rad suresi 2} ayetlerinde  “gökyüzünü direksiz yarattık” vurgusu yapılmıştır. Yahudi ve hristiyan müşrikler ise tüm göktanrı inançlarında olduğu gibi, kendi krallarını (Hristiyanlar Hz İsa’yı) Tanrının oğlu kabul edip bu vasıtasıyla tanrının yeryüzünü idare ettiğine inanıyorlardı. Tüm aracılı şirk inançları, Elit hakim zümre ve onların çıkar payandası olan ruhbanların kurguladığı ve yönettiği bir sömürü düzeni ve aldatmacasıdır. Delalette olanlar ise Zikr’e itibar etmeyip onlara aldanan halklardır. Arap müşrikler tüm çok tanrılı inançlarda olduğu gibi Tanrının evlatları ile dünyayı yönettiğine inanıyordu ve Lat Uzza ve Menat olarak isimlendirdileri Allah’ın kızları olarak varsaydıkları, Putlar’ın hidayeti ve şefaatini umarak Allaha dolaylı yöneliyorlardı. Dolayısıyla Put sahipleri Tanrının insanlardan istediği vergileri harçları miktarıyla halka iletiyordu. Put hizmetkarı aracılar Allah’ın yetki verdiği kızlarıyla cinler vasıtasıyla saffat 6~11 ve Hicr 17,18 ayetlerinde bu yalanları reddedildiği halde haberleştiklerini aktarıyordu. Yani halk putlar üzerinden aracılar tarafından sömürülüyordu. {Bkz Mâide suresi 18 Necm 23 Nahl 55-60 Necm 23 Muminun 91}  Müşriklerin, vekil kıldıkları putlar muhtelif toplumlarda isim olarak değişse de daima vekil saydıkları “yıldız tanrılara” ibadet etmişlerdir. Hicr 16 ve Saffat 6 ayetlerinde, “semayı yıldızlarla bir ziynet olarak süsledik” vurgusu yıldızların kutsal değil ancak ve sadece birer yıldız olduğunu vurgulamak içindir. Müşrik ruhbanlar, insanları kandırıp sömürme gayelerinde,Allah ile cinler arasında akrabalıklar isnad edip {bkz: saffat 158 ve Enam 100} “cinler ve şeytanlar “bizim emrimizle hizmetimizde” göğe yükselip bize Allah’tan haber getiriyor” iddialarında bulunarak Hz Muhammed’in Peygamberliğini reddediyor ve Hicr 6 Kalem 51 ve Duhan 14 ayetlerinde de vurgulandığı üzere ona deli mecnun ifitiraları atıyorlardı. Müşrik inançlarında ahiret hayatı yoktur ve onlara göre dünya tepsi gibi düz bir yerdir. Tanrıları ise bu aldatmacada; tepsi dünyanın tepesinde hemen bulutların üzerindeki bir yerde bulunan ikametgahında oturmaktadır. Bu yüzden tarihte muhtelif müşrik inançlarında tanrıya ulaşmak için (tanrının buyruklarını iletiyoruz bahanesiyle insanları sömürmek için) Babil kulesi gibi yüksek kuleler inşa edilmiştir. Ya da, halk için ulaşımı zor olan bir dağın üzerinde sözde aracı tanrılara konut inşaa edilmiş ve halk o konuttan aracılar vasıtasıyla iletilen komutlarla sömürülüp kullanılmıştır. Hicr suresinde şeytanların ve cinlerin göğe yükselip Allah ile kullar arasında aracılık görevini yerine getiremeyecekleri vurgulanmakla birlikte ilk yaratılışta tüm meleklerin, İnsan önünde secde ederek eğilmesine rağmen, Ateşten bir halk olan şeytan ve cinlerin insan önünde asla eğilmediğini ve bu yüzden yeryüzünde de insana aracılık yapan bir hizmetli konumunda olmayacakları vurgulanarak ilk yaratılış kıssasıyla aktarılır. Hicr suresi devam eden ayetlerinde Allah’ın Resullerini ve hak dinini inkar eden müşrik kavimlere, cinler veya şeytanlar yerine Allah’ın gönderdiği görevli meleklerin aslında hangi vesileyle geldiğini ve geldiklerinde kavimlere nasıl felaketler yaşattıklarını sureye ismini veren Hicr kavmi ve Lut kavimleri ve Hz İbrahim’den örneklerle açıklanır. Kulların üzerindeki tüm yetki ve otoritenin özellikle aracısız bir halde Allah’ın {bkz:mearic 4 Arş’ı Â’la katından/melek hızıyla bir günü 50 bin yıl olan bir sürede ancak ulaşılabilen arşından} komuta edildiği bildirilmiş ve Şeytanların ya da cinlerin, “Arş’ı Alâ zikredilen Allah’ın arşına” ulaşmalarının hem zaman hem güvenlik tedbirleri açısından asla mümkün olmadığı bildirilmiştir. {Furkan suresi 59 Hud suresi 7 Araf suresi 54 Hadid suresi 4 Rad suresi 2 Secde suresi 4,5 Taha suresi 5 Yunus suresi 3}
Yeryüzündeki tüm İş ve oluşların yönetimi açısından, Allah’ın buyruklarının daha alt bir katta {bkz:Hakka suresi 17 Melei A’la arşında} görevli olan 8 sorumlu melek tarafından idare ve tedbir edildiği ve “Sad 8, Secde suresi 5 ve Saffat 8 de” zikredilen ara kat anılan “Melei A’la arşına” ateşten yaratılmış şeytanların ya da cinlerin irtibatlanmasının en az 1000 yıllık bir süreç içinde mümkün olacağı için ve bu yüzden şefaat veya hidayet haberi taşıyan cin tekrar geriye döndüğünde haberi getirdiği aracı kişi zaten 2 bin yıl öncesinden çoktan vefat etmiş olacağı için, bu müşrik aldatmacasının zaman açısından asla mümkün olamayacağı vurgulanmıştır. Saffat suresi 6~11 ve Hicr suresi 18 ayetlerinde Melei A’la arşının cinlere “takip eden yakıcı bir ateşle” tedbiren kapalı olduğu, vurgulanmakla birlikte Allah’ın diğer koruyucu meleklerine nazaran şeytan ve cinlerin de insan gibi aciz kullar oldukları ve Allah’ı hiçbir şekilde dinlemelerinin mümkün olamayacağı ve saffat 158. ayetinde İzin günü/din günü cinlerin de aynı insanlar gibi Meryem suresi 71. ayetinde tarif edildiği şekilde “cehennemde dizüstü mecburi secdeye çökertilmiş halde” sorgulanmak üzere hazır tutulacakları belirtilmiştir. Fâtır süresi açılış ayetlerinde Aziz Allah’a hizmet eden görevlilerin, aracıların uydurduğu gibi kızları oğulları ya da cinler olmadığı bilakis, tüm iş ve oluşu kanatlı melekleri vasıtasıyla yönetip, sevk idare ve tedbir ettiği açıklanıp kitap tilavet ediliyor.

35/FÂTIR-2: Mâ yeftehillâhu lin nâsi min rahmetin fe lâ mumsike lehâ, ve mâ yumsik fe lâ mursile lehu min ba’dih(ba’dihî), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Allah, rahmetinden insanlar için hangi rızkı açarsa, o taktirde onu tutacak (başka hiçkimse) yoktur. (Allah’ın oğlu/kızı ya da vekili kıldığınız kimseler rızıklar üzerinde Allah’ın hiçbir emrini bozamaz erteleyemez değiştiremez.). Ve O kullar için neyi kısarsa veya engellerse, artık O’ndan sonra onu değiştirecek (aracı/vekil) yoktur. Ve O; Azîz’dir (yegane üstün ve hükümeden en yüce olandır), Hakîm’dir (ilahi ilmi ve hikmetiyle yegane hüküm koyucudur).

35/FÂTIR-3: Yâ eyyuhen nâsuzkurû ni’metallâhi aleykum, hel min hâlikın gayrullâhi yerzukukum mines semâi vel ard(ardı), lâ ilâhe illâ huve fe ennâ tû’fekûn(tû’fekûne).
Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki ni’metini zikredin. Sizi göklerden ve yerden nimetleriyle rızıklandıran, Allah’tan başka bir Halîk (bir Yaratıcı) var mı? O’ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse (hiçbir şey yaratmamış aracılar vekiller edinerek) nasıl îmândan döndürülüyorsunuz?

35/FÂTIR-4: Ve in yukezzibûke fe kad kuzzibet rusulun min kablik(kablike), ve ilâllâhi turceul umûr(umûru).
Ve eğer seni tekzip ediyorlarsa (yalanlıyorlarsa), senden önceki resûller (de) böyle yalanlanmıştı. Emirler (iş oluş sevk idare ve tedbirler) muhakkak (bkz; Fâtır 1 sadece melekleri vasıtasıyla), Allah’a döndürülür.

35/FÂTIR-5: Yâ eyyuhen nâsu inne va’dallâhi hakkun fe lâ tegurrennekumul hayâtud dunyâ, ve lâ yegurrennekum billâhil garûr(garûru).
Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. O Aldatıcı aracılar da sizi Allah ile aldatmasınlar.

35/FÂTIR-6: İnneş şeytâne lekum aduvvun fettehızûhu aduvvâ(aduvven), innemâ yed’û hızbehu li yekûnû min ashâbis seîr(seîri).
Muhakkak ki şeytan, sizin düşmanınızdır. Öyleyse onu düşman edinin. O, kendi hizbini (taraftarlarını/müşrik aracıları) sadece alevli ateş (cehennem) ehlinden olmaları için çağırır.

35/FÂTIR-7: Ellezîne keferû lehum azâbun şedîd(şedîdun), vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
Kâfir olanlar; onlar için şiddetli azap vardır. Ve âmenû olanlar (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlar) ve (Allah’ı razı etmek için) salih amel yapanlar; onlar için mağfiret ve büyük mükâfat vardır.

35/FÂTIR-8: E fe men zuyyine lehu sûu amelihî fe reâhu hasenâ(hasenen), fe innallâhe yudıllu men yeşâu ve yehdî men yeşâu, fe lâ tezheb nefsuke aleyhim haserât(haserâtin), innallâhe alîmun bimâ yesneûn(yesneûne).
Fakat kötü ameli, kendisine süslenen ( aracılara inanmakla kişinin şirk içindeyken kendisini hidayet üzerinde sanması) böylece dalalet içindeyken onu güzel gören kişi mi hidayettedir ? İşte muhakkak ki Allah, dilediği kişiyi dalâlette bırakır ve dilediği kişiyi hidayete erdirir. Artık onlar için nefsin, hasret duymasın (sana tabi olmayacaklar diye hüzünlenmeyesin). Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.

35/FÂTIR-9: Vallâhullezî, erseler rîyâha fe tusîru sehâben fe suknâhu ilâ beledin meyyitin fe ahyeynâ bihil arda ba’de mevtihâ, kezâliken nuşûr(nuşûru).
Ve o Allah ki, rüzgârı gönderip ardından bulutları hareket ettirip. Sonra da onu ölü bir beldeye sevk ederek arzı, (dünyayı) ölü halindeyken nasıl suyla dirilttiyse; Nuşur da (inanmadıkları ahiret hayatındaki yaratılış da), işte bu örnekteki gibidir.

35/FÂTIR-10: Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâ(cemîan), ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuh(yerfeuhu), vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîd(şedîdun), ve mekru ulâike huve yebûr(yebûru).
Kim izzet istediyse, işte izzet tamamen Allah’a aittir. (Aracılarda değildir) Doğru kelimeler, ancak ve ancak vasıtasız (aracısız) O’na (Allah’a) erişir. Ve Onları,(cennete girecek kişileri) ancak salih amelleri yükseltir. Onlar (aracılık fitnesiyle/ emaniyye ile kullara) tuzak kuranlar; onlar için şiddetli azap vardır. Ve onların tuzakları hep boşa gider.

35/FÂTIR-11: Vallâhu halakakum min turâbin summe min nutfetin summe cealekum ezvâcâ(ezvâcen), ve mâ tahmilu min unsâ ve lâ tedau illâ bi ilmih(ilmihî), ve mâ yuammeru min muammerin ve lâ yunkasu min umurihî illâ fî kitâb(kitâbin), inne zâlike alâllâhi yesîr(yesîrun).
Ve Allah sizi (ilk önce ahirette) topraktan yarattı. Sonra (yeryüzünde) bir nutfeden yarattı. Sonra (da) sizi orada çiftler kıldı. O’nun ilmi olmaksızın (yeryüzünde) hiçbir kadın yüklenemez (hamile kalamaz) ve doğum yapamaz. Ömür verilen bir kimsenin ömrü (Allah’ın kitabında yazılmış) olanın dışında (aracılar tarafından) uzatılmaz veya onun ömründen eksiltilmez. Muhakkak ki bu, Allah için çok kolaydır.

35/FÂTIR-12: Ve mâ yestevîl bahrâni hâzâ azbun furâtun sâigun şerâbuhu ve hâzâ milhun ucâc(ucâcun), ve min kullin te’kulûne lahmen tariyyen ve testahricûne hilyeten telbesûnehâ, ve terel fulke fîhi mevâhire li tebtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ve iki deniz müsavi (eşit) olamaz. Kimisi lezzetli, tatlıdır. Susuzluğu gideren, içimi kolay olandır. Ve kimisi tuzludur, acıdır. Ve siz (yarattığı) denizlerden taze et (balık) yersiniz. Ve denizlerden takacağınız süs eşyaları (inci mercan) çıkarırsınız. Suyun içinde yarılıp giden gemiler içindeyken tehlike anında korkuyla sadece onun fazlından yardım istersiniz. Umulur ki bunları tezekkür edip şükredersiniz.

35/FÂTIR-13: Yûlicul leyle fîn nehâri ve yûlicun nehâre fîl leyli ve sehhareş şemse vel kamere kullun yecrî li ecelin musemmâ(musemmen), zâlikumullâhu rabbukum lehul mulk(mulku), vellezîne ted’ûne min dûnihî mâ yemlikûne min kıtmîr(kıtmîrin).
(Allah), geceyi gündüzün içine, gündüzü gecenin içine sokar. Güneş’i ve Ay’ı (belli bir ölçüyle yörüngelerini düzenleyerek) kendi emri altına almıştır. (Kıyamet emri ve zamanı onun takdirindedir) Hepsi belirlenmiş bir zamana kadar akar (yörüngelerinde dönerler). İşte tüm bunları ilahi ilmi ve hikmetiyle idare ve tedbir eden Allah, sizin Rabbinizdir. (Aracılar ve uydurma vekiller bunlara malik değildir) Mülk (dünya ve ahiret ), O’nundur. O’ndan (Allah’tan) başka taptıklarınız, bir kıtmire (hurma çekirdeğinin zarını yaratmaya) bile malik değildir.

35/FÂTIR-14: İn ted’ûhum lâ yesmeû duâekum, ve lev semiû mestecâbû lekum, ve yevmel kıyâmeti yekfurûne bi şirkikum, ve lâ yunebbiuke mislu habîr(habîrin).
Eğer onlara dua ederseniz sizi, dualarınızı işitmezler. Şâyet işitmiş oldukları (aracılar tarafından) söyleniyor olsa da size icabet etmezler. (Çünkü uydurma ve sahtedirler) Kıyâmet günü o aracılar sizi şirke teşvik ettiklerini inkâr edecekler. Ve sana hidayet edici bu haberlerin (öğütlerin) bir mislini verecek (kimse) bulunmaz (Dünyada bunu Allah’tan başkası haber vermez).

35/FÂTIR-15: Yâ eyyuhen nâsu entumul fukarâu ilâllâhi, vallâhu huvel ganiyyul hamîd(hamîdu).
Ey insanlar! Sizler, Allah’a muhtaç fakirlersiniz. Ve Allah ki, O; Gani’dir (Kendi yarattığı mülkünden hiçbir talebi olmadığı gibi hidayetiniz için sizden ücret istemez ve asıl o size mülkünden nimetlerini bağışlar o tüm mülkün asıl sahibidir.), Hamîd’dir (hamdedilendir).

35/FÂTIR-16: İn yeşe’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
Eğer dilerse sizi yeryüzünden giderir (öldürür) ve (sizin yerinize sınanmsk üzere) yeni bir halk getirir.

35/FÂTIR-17: Ve mâ zâlike alâllâhi bi azîz(azîzin).
Ve bu, Allah için azîz (olağanüstü ve zor bir şey) değildir.

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salâh(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsih(nefsihî), ve ilâllâhil masîr(masîru).
Ve günah yükü taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin günahını yüklenemez. Eğer ağır günah yüklü kimse, günahlarını yüklemek için (başkasını/aracıları) çağırsa bile, aracılar onun yakını olsa dahi Allah tarafından her kişi kendi amelleri üzerinde yargılanır. Sen ancak Rabbine huşû duyanları ve ibadetlerini ikame edenleri uyarırsın. Ve kim iman edip tezkiye olursa (Allah rızası gözeterek salih ameller ile nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (ahirete/ cennet ve cehennem mukabili amellerin sorgusu üzerine) Allah’adır.

Hristiyan Arap ve yahudi müşrik ruhbanlar Kendilerine iman etmekle insanların bütün günahlarını üstlenip onları yeryüzündeki tüm bela ve musibetlerden kurtaracağını söyleyerek insanları böyle bir fitne ile kandırdılar/hala kandırıyorlar, oysa ki islamda beşer “Resul dahi olsa” bir başkasının günahını yüklenemez ve şefaat edemez ve İslamda her insan kendi yaptıklarıyla Allah’a karşı sorumlu tutulur.Bkz: Nahl suresi 25 Necm suresi 38 Fatır suresi 18 Bakara suresi 81,181, Nisa suresi 111,112 Enam suresi 120, İsra suresi 15,17 Taha suresi 100

35/FÂTIR-19: Ve mâ yestevîl a’mâ vel basîr(basîru).
Ve âmâ olanla basiret sahibi olan (idrak eden/gören ile görmeyen) müsavi (eşit) olmaz.

35/FÂTIR-20: Ve lez zulumâtu ve len nûr(nûru).
Ve zulmet (karanlık) ve nur (aydınlık) da (eşit olmaz).

35/FÂTIR-21: Ve lez zıllu ve lel harûr(harûru).
Ve gölge ve sıcaklık da (eşit olmaz).

35/FÂTIR-22: Ve mâ yestevîl ahyâu ve lel emvât(emvâtu), innallâhe yusmiu men yeşâu, ve mâ ente bi musmiin men fîl kubûr(kubûri).
Ve hayy (diri) olanlar ve ölüler eşit olmaz. Muhakkak ki Allah, dilediğine işittirir. (Bunu aracılar yapamaz) Ve sen, kabirlerde (sınav bitikten sonra iş işten geçtikten sonra mezarlarda) olanlara işittirici değilsin.

35/FÂTIR-23: İn ente illâ nezîr(nezîrun).
Sen sadece bir nezirsin (uyarıcısın).

35/FÂTIR-24: İnnâ erselnâke bil hakkı beşîren ve nezîrâ(nezîren), ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr(nezîrun).
Muhakkak ki Biz seni, hak ile (gerçek Hidayet için) müjdeleyici ve nezir (cehennem azabına karşı uyarıcı) olarak gönderdik. Geçmişte yaşamış/sınanmış ve kendilerine nezir gönderilmemiş hiçbir ümmet yoktur.

35/FÂTIR-25: Ve in yukezzibûke fe kad kezzebellezîne min kablihim, câethum rusuluhum bil beyyinâti ve biz zuburi ve bil kitâbil munîr(munîri).
Ve eğer (müşrikler) seni tekzip ediyorlarsa (yalanlıyorlarsa), o taktirde (bil ki) onlardan öncekiler de (resûllerini) yalanlamışlardı. Onların resûlleri, onlara beyyineler (mucizeler, açık delillerle) ve zuburi (mektubat/sayfalar) ve nurlandırıcı kitaplar getirdiler. (Seni tekzip ettikleri gibi onları da inkar ettiler)

35/FÂTIR-26: Summe ehaztullezîne keferû fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
Sonra inkâr edenleri yakaladık. Ve sonra bak Allah’ın inkârı nasıl oldu? (Helak edildiler ve cehenneme mahkum oldular bkz; Fâtır 42,43,44)

35/FÂTIR-27: E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen, fe ahrecnâ bihî semerâtin muhtelifen elvânuhâ, ve minel cibâli cudedun bîdun ve humrun muhtelifun elvânuhâ ve garâbîbu sûd(sûdun).
Allah’ın suyu, semadan indirdiğini görmedin mi? Böylece o suyla yeryüzünde çeşitli renklerde ürünler çıkardık. Ve dağlarda beyaz, kırmızı, kara muhtelif renklerde kılınmış yollar var.

35/FÂTIR-28: Ve minen nâsi ved devâbbi vel en’âmi muhtelifun elvânuhu kezâlik(kezâlike), innemâ yahşâllâhe min ibâdihil ulemâu, innallâhe azîzun gafûr(gafûrun).
Ve insanlardan, davarlardan, yürüyen hayvanlardan da çeşitli renkte olanlar var. (Nasıl ki türlü çeşitli renkler var ise) kullarından içinden de ancak ulema (Zikr’i/Kuran’ı idrak içindeki âlimler), Allah’a karşı huşû duyar. Muhakkak ki Allah; Azîz’dir. Gafûr’dur.

35/FÂTIR-29: İnnellezîne yetlûne kitâballâhi ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten yercûne ticâreten len tebûr(tebûre).
Muhakkak ki Allah’ın Kitabı’nı okuyanlar okuduktan sonra (ibadetlerini kitaba göre) ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık infâk edenler, Allah’tan asla kesilmeyecek bir ticaret ümit ederler. (Allah’ın fazlı, yardımı, himaye ve hidayetini umarlar/ümit ederler)

35/FÂTIR-30: Li yuveffîyehum ucûrehum ve yezîdehum min fadlih(fadlihi), innehu gafûrun şekûr(şekûrun).
Onların ecirleri (mükâfatları) onlara mutlaka vefa edilir (ödenir). Ve (Allah), onlara fazlından artırır. Muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Şekûr’dur (şükredilen).

35/FÂTIR-31: Vellezî evhaynâ ileyke minel kitâbi huvel hakku musaddikan limâ beyne yedeyh(yedeyhi), innallâhe bi ibâdihî le habîrun basîr(basîrun).
Ve sana kitaptan vahyettiğimiz, onlara önceden gönderilmiş (tahrif edilmemiş) önceki kitaplar da tasdik eden bir  hak kitaptır. Muhakkak ki Allah, (geçmişte de) kullarının yaptıklarından  mutlaka haberdar olandır, görendir.

35/FÂTIR-32: Summe evresnel kitâbellezînastafeynâ min ibâdinâ, fe minhum zâlimun li nefsih(nefsihî), ve minhum muktesid(muktesidun), ve minhum sâbikun bil hayrâti bi iznillâh(iznillâhi), zâlike huvel fadlul kebîr(kebîru).
Geçmişte; kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba {Zikre bkz; Fâtır37} varis kıldık. Böylece onlardan (kitabı gönderdiğimiz toplumların içinden ) bir kısmı nefsine zulmedici oldu, (hükümlere uymadılar) onlardan bir kısmı muktesittir. (hayırlarda yarışmayan, infak etmeyen cimri ve elleri sıkıydılar) Onlardan bir kısmı da (takva ile Allah’a yönelip hükümlerine uyanlar) Allah’ın izniyle hayırlarda yarışanlar oldular. İşte o ki o, büyük fazldır!

35/FÂTIR-33: Cennâtu adnin yedhulûnehâ yuhallevne fîhâ min esâvire min zehebin ve lu’luâ(lu’luen), ve libâsuhum fîhâ harîr(harîrun).
(Onlar), adn cennetlerine girerler. Orada altından bilezikler ve inciler takarlar. Ve orada onların elbiseleri daima ipektir.

35/FÂTIR-34: Ve kâlûl hamdu lillâhillezî ezhebe annel hazen(hazene), inne rabbenâ le gafûrun şekûr(şekûrun).
Ve cennette “bizden hüznü gideren Allah’a hamdolsun, muhakkak ki Rabbimiz, gerçekten Gafûr’dur (mağfiret eden), Şekûr’dur (şükredilendir).” dediler.

35/FÂTIR-35: Ellezî ehallenâ dârel mukâmeti min fadlih(fadlihî), lâ yemessunâ fîhâ nasabun ve lâ yemessunâ fîhâ lugûb(lugûbun).
Ki O, bizi fazlından kalınacak (ikâmet edilecek cennet mekan) bir yurda yerleştirdi. Burada bize bir yorgunluk dokunmaz ve bize burada (açlık ve meşakkatten dolayı) bir bıkkınlık ve usanç dokunmaz. Dediler.

35/FÂTIR-36: Vellezîne keferû lehum nâru cehennem(cehenneme), lâ yukdâ aleyhim fe yemûtû ve lâ yuhaffefu anhum min azâbihâ, kezâlike neczî kulle kefûr(kefûrin).
Ve inkâr edenler (İslam davetine icabet etmeyenler). Onlar için cehennem ateşi vardır. Onlar için orada (azaptan kurtulmak için) ölüp yok olmalarına asla müsaade edilmez.  ve cehennem azabı, onlardan asla hafifletilmez. İşte Biz, bütün inkâr edenleri böyle cezalandırırız.

35/FÂTIR-37: Ve hum yastarihûne fîhâ, rabbenâ ahricnâ na’mel sâlihan gayrellezî kunnâ na’mel(na’melu), e ve lem nuammirkum mâ yetezekkeru fîhi men tezekkere ve câekumun nezîr(nezîru), fe zûkû fe mâ liz zâlimîne min nasîr(nasîrin).
Ve onlar, orada (şöyle) feryat ederler: “Rabbimiz bizi (buradan) çıkar, yapmış olduklarımızın tersine şimdi salih ameller yapalım. derler. Onlara ” Size orada (dünyada), tezekkür etmek isteyen kimsenin, tezekkür etmesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Size nezir gelmedi mi? O halde şimdi azabı tadın. denir. Artık zalimler için orada bir yardımcı yoktur.

Hükümlerine sadakat dairesinde sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderdiği insanoğlu için, Hüküm ve Hikmet sahibi Hakim Allah, her dönem Resul’leri vasıtasıyla sınanma hükümlerini ihtiva eden buyruklarını iletmiştir. Her dönem {Bkz; Beyyine suresi 3} gönderdiği hükümler aynı olduğu için, “hükümlerin tekrarı” manasıyla Kuran’ın ana ismi Zikr’dir. Kuran’ın ve Hz Musa’ya gönderilen Tevrat’ın ve Hz İsa’ya gönderilen İncil’in ve diğer Resul’lere gönderilen kitapların ortak ismi, aynı hükümleri barındırdığı için “hükümlerin tekrarı” manasıyla zikr’dir. Zikr tek tanrılı “İslam dininin hüküm kitabının ortak ismi” iken; Kuran Tevrat veya İncil gibi isimler Zikr’in (Bkz Rad süresi 38} dönemsel adlarıdır. Geçmişte diğer kitaplar aracılar tarafından tahrif edildiği için bu nedenle Aziz Allah SÂD suresi 1. ayetinde Kur’an’dan “Zikr kitabının sahibi” yani “içeriğinde İslam hükümlerini eksiksiz barındıran yegane kitap” olduğunu vurgulamıştır . Tezekkür; Allah’ın eksiksiz Zikri olan Kuran ayetleri ile bildirdiği hususlara iman edip Zikr ayetlerindeki bilgi ile bir konuyu muhakeme edip karar verenler yani tezekkür edenler demektir. Örneğin “sadaka verin” diyen bir ayetini okurken sadakanın “yoksunlara verilmesini açıklayan” bir diğer ayetiyle zihninde bağdaştırıp her ayetini Allah’ın açıklama getirdiği bir diğer Kuran ayetiyle zihninde örtüştürerek kavramakla; Allah’ın kullarından isteklerini menfaat uğruna değiştiren aracılara ihtiyaç duymadan Zikr hükümleriyle yani Te-Zikr/Tezekkür yöntemiyle Allah’a aracısız yönelenler demektir. {bkz;Sad 29,İbrahim 52, Zumer 18 Mümin 54} parantez içinde verdiğimiz te-Zikr örnekleri gibi. Ayetinde inkarcı Müşriklere Zikr/Kuran hükümleri geldiği halde ve tezekkür edecek ömür süreniz olduğu halde ayetleriyle tezekkür etmediniz ve böylece şirk ve batıla saplandınız. buyurulmaktadır.

35/FÂTIR-38: İnnallâhe âlimu gaybis semâvâti vel ard(ardı), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
Muhakkak ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Muhakkak ki O, sinelerde olanı en iyi bilendir.

35/FÂTIR-39: Huvellezî cealekum halâife fîl ard(ardı), fe men kefere fe aleyhi kufruh(kufruhu), ve lâ yezîdul kâfirîne kufruhum inde rabbihim illâ maktâ(makten), ve lâ yezîdul kâfirîne kufruhum illâ hasârâ(hasâren).
Sizi yeryüzünde halifeler kılan O’dur. Artık kim inkâr ederse, o zaman onun küfrü kendi aleyhinedir. Kâfirlere küfürleri, Rab’lerinin huzurunda, gazaptan başka bir şey artırmaz ve kâfirlere küfürleri, kendilerine gelecek hasardan (ziyandan) başka bir şey artırmaz.

Halife = kelime anlamı olarak “ardıl” demektir. Sınanmak üzere gönderildiği yeryüzünde Ademoğlu ; Bir nesil diğerinin halefi olacak şekilde, yani birbiri ardınca yeryüzünde ardıl bir halde Allah’ın hükümlerini sürdürüp, “birbirlerinin halefleri ” olarak, Allah’a sadakat dairesinde takva üzerinde sınanmaktadır. Günümüzde kullanılan “Halife” kavramı, bir ülkenin başındaki kıralın soyundan zürriyetinden olan evlatlarından birisinin diğerinin ardından yani “ardıl olarak” tahta geçmesi ve yönetimi ele alması demektir. Kuran’da kullanılan halife kavramı ise birbirinin ardınca yani “ardıl” (Halife) olarak gönderilen diğer nesil manasında kullanılır. Bu nedenle “insanların yeryüzünde halifeler kılındığı” ayetinde çoğul halde zikredilmektedir. {Halife tezekkürü için bkz; Fatr suresi 39 Neml suresi 62 Yunus suresi 14, 73 Enam suresi 165, Bakara suresi 30}

35/FÂTIR-40: Kul ereeytum şurekâekumullezîne ted’ûne min dûnillâh(dûnillâhi), erûnî mâzâ halakû minel ardı em lehum şirkun fîs semâvât(semâvâti), em âteynâhum kitâben fe hum alâ beyyinetin minh(minhu), bel in yaıduz zâlimûne ba’duhum ba’dan illâ gurûrâ(gurûran).
De ki: “Allah’tan başka taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin! Yerden ne halkettiler (yeryüzünde ne yarattılar). Veya onların göklerde ortakları mı var? Yoksa onlara (Allah katından) kitap mı verdik de onlar, o kitaptan bir beyyine (delil) üzerinde mi oldular? Hayır, zalimler birbirlerine sadece aldatıcı şeyler vaadederler.”

35/FÂTIR-41: İnnallâhe yumsikus semâvâti vel arda en tezûlâ, ve le in zâletâ in emsekehumâ min ehadin min ba’dih(ba’dihî), innehu kâne halîmen gafûrâ(gafûran).
Muhakkak ki Allah, gökleri ve yeri, zail olurlar diye (insanları sınamak gayesinde yok olmaması için) süreli tutuyor. Gerçekten ikisinin de (yer ve gök) zail olmaması için (gökleri ve yeri) O’ndan (Allah’tan) başka tutacak (aracılar/cinler putlar/melekler/ aracı ilahlar/yoktur). Muhakkak ki O; Halîm’dir, Gafûr’dur (günahları sevaba çevirendir).

35/FÂTIR-42: Ve aksemû billâhi cehde eymânihim le in câehum nezîrun le yekûnunne ehdâ min ihdel umem(umemi), fe lemmâ câehum nezîrun mâ zâdehum illâ nufûrâ(nufûran).
Ve Eğer gerçekten onlara nezir (uyarıcı) gelirse, mutlaka en çok hidayete eren ümmetlerden biri olacaklarına dair Allah’a en kuvvetli yeminleri ile yeminler ettiler. Fakat (geçmişte de şimdi de) onlara nezir (uyarıcı) geldiği zaman bu onların nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı.

35/FÂTIR-43: İstikbâren fîl ardı ve mekres seyyii, ve lâ yahîkul mekrus seyyiu illâ bi ehlih(ehlihî), fe hel yenzurûne illâ sunnetel evvelîn(evvelîne), fe len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ(tebdîlen), ve len tecide li sunnetillâhi tahvîlâ(tahvîlen).
Yeryüzünde kibirlendiler ve kötü hileler düzenlediler . Oysa kötü hileler, hile sahibinden başkasına isabet etmez. Öyleyse onlar, evvelkilerin sünnetinden (Geçmişte helak edilip cehenneme mahkum edilmiş olan inkarcıların akibetinden) başka bir akibet mi gözlüyorlar? Halbuki Allah’ın sünnetinde asla bir tebdil (değişiklik) bulamazsın. Ve Allah’ın sünnetinde asla bir tahvil (dönüştürme) bulamazsın.

35/FÂTIR-44: E ve lem yesîrû fîl ardı fe yenzurû keyfe kâne âkıbetullezîne min kablihim ve kânû eşedde minhum kuvveh(kuvveten), ve mâ kânallâhu lî yu’cizehu min şey’in fîs semâvâti ve lâ fîl ard(ardı), innehu kâne alîmen kadîrâ(kadîren).
Yeryüzünde dolaşıp, onlardan önceki inkarcıların akıbeti (sonu) nasıl oldu bakmadılar mı? Ve (oysa geçmişte helak edilip cehennem halkına katılan müşrikler) onlardan daha çok kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah’ı aciz bırakacak (hiç)bir şey (Sanki Allah yapmakta acizmiş gibi; Allah’ın af mağfiret ve Hidayet yetkilerini gaspedip kendisini Allah’ın hükmüne ortakçı yapacak hiç bir kimse/yetkililer aracılar) yoktur. Muhakkak ki O, en iyi bilendir, (herşeye) kaadirdir.

35/FÂTIR-45: Ve lev yûâhızullâhun nâse bimâ kesebû mâ tereke alâ zahrihâ min dâbbetin, ve lâkin yûahhıruhum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), fe izâ câe eceluhum fe innallâhe kâne bi ibâdihî basîrâ(basîren).
Ve eğer Allah (yeryüzünde) insanları, kazandıkları şeyler sebebiyle muaheze etseydi (hemen sorgulayıp cezalandırsaydı/mühlet vermeseydi), yeryüzü üzerinde dabbe (yürüyen tek bir canlı) bırakmazdı. Ve lâkin Allah belirlenmiş bir zamana kadar onları tehir eder (kendilerini düzeltmeleri için süre verir, erteler). Fakat onların ecelleri geldiği zaman (ahirette) mutlaka O hesaba çeker. Muhakkak Allah, O kullarını en iyi görendir.