CÂSİYE SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

45/CÂSİYE-1: Hâ mîm.
Ha, mim.

45/CÂSİYE-2: Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi).
Kitab’ın indirilmesi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.

45/CÂSİYE-3: İnne fîs semâvâti vel ardı le âyâtin lil mû’minîn(mû’minîne).
Muhakkak ki mü’minler için göklerin ve yerin yaratılışında mutlaka âyetler (deliller) vardır.

Hem Arap müşrikler hem Ehli kitap anılan Hristiyan ve yahudi müşrikler ahirete inanmazlar bu nedenle Kuran’ın birçok sure ve ayetinde; “Yeryüzü yaratılışından örnekler verilir ve Tüm bunları mucizevi bir şekilde en ince ölçüsüne kadar yoktan yaratmaya muktedir olan Allah, ahireti de yaratmaya muktedir değil mi ? Yasin 81” sorusuyla kullar tefekküre davet edilerek, ahirete iman için mutlaka yaratılıştan ibret alınması öğütlemiştir. Devam eden Casiye suresi ayetlerinde de yaratılıştan örnekler verilerek kitap tilavet edilecek.

45/CÂSİYE-4: Ve fî halkıkum ve mâ yebussu min dâbbetin âyâtun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
Ve sizin yaratılışınızda ve (Allah’ın) hayvanlardan üretip yaydıklarında, yakîn sahibi kavim için (inananlar için) âyetler (deliller) vardır.

45/CÂSİYE-5: Vahtilâfil leyli ven nehâri ve mâ enzelallâhu mines semâi min rızkın fe ahyâ bihil arda ba’de mevtihâ ve tasrîfir rîyâhı âyâtun li kavmin ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve gece ve gündüzün ihtilâfı (birbirini takip etmesi) ve Allah’ın rızık olarak semadan (çiğ, kırağı, yağmur, kar, dolu) gibi şeyleri indirerek, böylece arzı ölümünden sonra tekrar diriltmesi ve rüzgârları çevirip estirmesinde, akıl eden kavim için elbette âyetlerindendir. (delillerindendir.)

45/CÂSİYE-6: Tilke âyâtullahi netlûhâ aleyke bil hakk(hakk‎ı), fe bi eyyi hadîsin ba’dallâhi ve âyâtihî yû’minûn(yû’minûne).
İşte bunlar ki, Allah’ın âyetleridir. Sana hak olarak (Allah katından bildirilmiş mutlak gerçek olarak) onları okuyoruz. O halde Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?

45/CÂSİYE-7: Veylun li kulli effâkin esîm(esîmin).
Bütün yalancı günahkârların vay haline ki.

45/CÂSİYE-8: Yesmeu âyâtillâhi tutlâ aleyhi summe yusırru mustekbiren ke en lem yesma’hâ, fe beşşirhu bi azâbin elîm(elîmin).
Kendisine okunan, Allah’ın âyetlerini işitir. Sonra onu işitmemiş gibi kibirlenerek israr eder. Artık onları, elîm azap ile müjdele.

45/CÂSİYE-9: Ve izâ alime min âyâtinâ şey’enittehazehâ huzuvâ(huzuven), ulâike lehum azâbun muhîn(muhînun).
Âyetlerimizden bir şey öğrendikleri zaman onu alay konusu edinirler. İşte onlar; onlar için alçaltıcı azap vardır.

45/CÂSİYE-10: Min verâihim cehennem(cehennemu), ve lâ yugnî anhum mâ kesebû şey’en ve lâ mattehazû min dûnillâhi evliyâe, ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Cehennem onların arkalarındadır. (akibetleridir) Ve yeryüzünde kazandıkları şeyler onlara fayda vermez. Ve Allah’tan başka dost edindikleri kişiler de. Ve onlar için büyük azap vardır.

45/CÂSİYE-11: Hâzâ hudâ(huden), vellezîne keferû bi âyâti rabbihim lehum azâbun min riczin elîm(elîmun).
İşte bu kitabın ayetleri hidayettir. Ve Rab’lerinin âyetlerini inkâr edenler; onlar için azap üstüne elîm azap vardır.

45/CÂSİYE-12: Allâhullezî sahhare lekumul bahre li tecriyel fulku fîhi bi emrihî ve li tehtegû min fadlihî ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
O Allah ki, içinde gemileri O’nun emriyle yüzdürmeniz için denizi size musahhar (emre amade) kıldı. Ve O’nun fazlından istemeniz için. Umulur ki, böylece siz şükredersiniz.

45/CÂSİYE-13: Ve sahhare lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minh(minhu), inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).
Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.

45/CÂSİYE-14: Kul lillezîne âmenû yagfirû lillezîne lâ yercûne eyyâmallâhi li yecziye kavmen bi mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Âmenû olanlara de ki: “Allah’ın (vaad) günlerinin (ahirete inanmayıp azap günlerinin) geleceğini ummayan, şimdi yeryüzünde kazanmış oldukları (ufak bir menfaatten) dolayı sevinen, Allah’ın cezalandıracağı o kavmi bağışlasınlar.” (Allah’a havale etsinler)

45/CÂSİYE-15: Men amile sâlihan fe li nefsih(nefsihî), ve men esâe fe aleyhâ summe ilâ rabbikum turceûn(turceûne).
Kim ki (Allah’ı razı etmek için) salih amel yaparsa, kendi nefsi içindir (kendi lehinedir). Ve kim kötülük yaparsa, o da kendi aleyhinedir. Sonra nasıl olsa Rabbinize döndürüleceksiniz.

45/CÂSİYE-16: Ve lekad âteynâ benî isrâîlel kitâbe vel hukme ven nubuvvete ve rezaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alel âlemîn(âlemîne).
Ve andolsun ki İsrailoğullarına, kitap, hüküm ve peygamberlik verdik. Ve onları temiz rızıklarla rızıklandırdık. Ve onları (İslam ile şereflendirmekle) âlemlere üstün kıldık.

Aziz Allah; hükümlerine sadakat dairesinde sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderdiği insanoğlu için her dönem Resulleri ile sınanma hükümlerini ihtiva eden buyruklarını iletmiştir. Her dönem gönderdiği hükümler aynı olduğu için, “hükümlerin tekrarı” manasıyla Kuran’ın ana ismi zikir’dir. Kuran’ın ve Hz Musa’ya gönderilen Tevrat’ın ve Hz İsa’ya gönderilen İncil’in ve diğer Peygamberlere gönderilen kitapların ortak ismi, aynı hükümleri barındırdığı için “hükümlerin tekrarı” manasıyla zikir’dir. Zikir tek tanrılı “İslam dininin hüküm kitabının ortak ismi” iken; Kuran Tevrat veya İncil gibi isimler {bkz Rad suresi 38} dönemsel niteleyici adlarıdır. Geçmişte gönderilen kitaplar yani Zikir muktesimler tarafından tahrif edildiği için bu nedenle Aziz Allah  SÂD suresi 1. ayetinde Kur’an’dan “Zikr kitabının sahibi” yani “İslam hükümlerini içinde eksiksiz barındıran yegane kitap” olduğunu vurgulamıştır.
*Geçmişte yaşamış ve Allah’ın kitabı Zikre tabi olmuş olan tüm müminler böylece İslam ile şereflendirilerek Alemlere üstün kılınmıştır. Zikre tabi olmayıp batıla sapanlar ise kafir olarak damgalanıp aşağılık kişiler olarak nitelenmiştir. Zikrin bir topluma ulaşması O toplumun Allah tarafından şereflendirilesidir. Ve zikre tabi olup Allah’a takva ile yönelenler; Kuran’da insanların en şereflisi ve en üstünü olarak nitelenmiştir. {bkz;Hucurat suresi 13} Geçmişte Firavun’un elinde aşağılıp horlanan İsrailoğulları, köle bir toplum iken; Allah’ın Hz Musa’ya verdiği mucizeler ve yardımları sayesinde aşağılanıp horlanmaktan kurtarılmış ve akabinde Allah’ın yardımıyla onları aşağılayanlara karşı üstün olan taraf olmuşlardır. İsrailoğullarının anılan üstünlüğü soy üzerine verilmiş bir üstünlük değildir. Bilakis geçmişte Allaha aracısız yönelip, Resul’leri Hz Musa’ya tabi oldukları için İslam olanlara bahşedilmiş bir üstünlüktür. Geçmişte İslam olan yahudiler Kuran indiği dönemde tekrar batıla döndükleri için İslam’a vefasızlıkları yüzünden geçmişleri hatırlatılmaktadır.

45/CÂSİYE-17: Ve âteynâhum beyyinâtin minel emr(emri), fe mahtelefû illâ min ba’di mâ câehumul ilmu bagyen beynehum, inne rabbeke yakdî beynehum yevmel kıyâmeti fî mâ kânû fîhi yahtelifûn(yahtelifûne).
Ve onlara emirden (Allah’ın emrinden) beyyineler (mucizeler/deliller) verdik. Fakat onlara ilim geldikten (Kitap ve Resul’ler geldikten bir müddet) sonra onlar, aralarında azgınlık ederek (Hak ve batıla sapanlar olarak ayrılıp) ihtilâfa düştüler. Muhakkak ki senin Rabbin, kıyâmet günü, ihtilâf etmiş oldukları şeylerde, onların arasında layıkıyla hükmünü verecektir.

45/CÂSİYE-18: Summe cealnâke alâ şerîatin minel emri fettebi hâ ve lâ tettebi ehvâellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Onlardan sonra, şimdi seni, emirde (Allah’ın emir ve yasaklarında) şeriat üzere kıldık. Öyleyse ona (o şeriate) tâbî ol! Ve (geçmişteki batıla sapanların yoluna tabi olmakla) hakkı bilmeyenlerin hevalarına uyma!

45/CÂSİYE-19: İnnehum len yugnû anke minallâhi şey’â(şey’en), ve innez zâlimîne ba’duhum evliyâu ba’d(ba’din), vallâhu veliyyul muttekîn(muttekîne).
Muhakkak ki onlar, Allah’tan gelecek her hangi bir şey {bkz: casiye 20 basiret rahmet ve hidayet} konusunda asla sana fayda veremezler. Muhakkak ki ancak zalimler birbirinin dostudurlar. Ve Allah, takva sahiplerinin dostudur.

45/CÂSİYE-20: Hâzâ basâiru lin nâsi ve huden ve rahmetun li kavmin yûkınûn(yûkınûne).
İşte bu (Kur’ân), insanlar için basirettir. Ve yakîn hasıl eden kavim için (ona iman edenler için) hidayettir, rahmettir.

45/CÂSİYE-21: Em hasibellezînecterahûs seyyiâti en nec’alehum kellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti sevâen mahyâhum ve memâtuhum, sâe mâ yahkumûn(yahkumûne).
Yoksa kötülük işleyenler, zannediyorlar mı ki, onları, âmenû olan (Allah’a aracısız iman ve teslim olan) ve (Allah’ı razı etmek için) salih ameller yapanlar gibi kılacağız ve onların hayatları ve ölümleri eşit olacak? Hüküm verdikleri şey ne kötü. (Ne kadar adaletsiz!)

45/CÂSİYE-22: Ve halakallâhus semâvâti vel arda bil hakkı ve li tuczâ kullu nefsin bimâ kesebet ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Ve Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. (Sınamak gayesinde bir hikmetle yarattı) Ve bütün nefslere kazandıklarının karşılığı olarak (ahirette ceza veya mükâfat) verilsin diye. Ve onlara ahirette (amelleri karşılığı) mukabele edilirken asla zulmedilmez.

45/CÂSİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, (ilahi) ilmi ile onun işitme hassasını ve kalbini mühürler ise Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perdesi) çekerek böylece delalette bıraktığında: Bu durumda Allah’tan başka onu hidayete kim erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

45/CÂSİYE-24: Ve kâlû mâ hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu ve nahyâ ve mâ yuhlikunâ illed dehr(dehru), ve mâ lehum bi zâlike min ilm(ilmin), in hum illâ yezunnûn(yezunnûne).
Ve: “Bu hayat” sadece dünya hayatımızdan başka birşey değildir, ölürüz ve diriliriz. Ve bizi dehrden (zamandan) başka birşey helâk edemez.” dediler. Ve onların bu konuda ilimden nasipleri yoktur. Onlar sadece zanda bulunurlar.

45/CÂSİYE-25: Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin mâ kâne huccetehum illâ en kâlû’tû bi âbâinâ in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).
Onlara âyetlerimiz beyan edilerek okunduğu zaman onların delilleri (iddiaları): “Eğer siz sadıklarsanız (doğru söyleyenlerseniz), babalarımızı (ahiretten) geri getirin!” demekten başka birşey olmadı.

45/CÂSİYE-26: Kulillâhu yuhyîkum summe yumîtukum summe yecmeukum ilâ yevmil kıyâmeti lâ reybe fîhi ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
De ki: “Allah sizi yaşatır Ve sonra öldürür. Sonra sizi, hakkında şüphe olmayan o kıyâmet günü mutlaka biraraya toplayacak.” Ve lâkin insanların çoğu (o zaman başlarına gelecek azabı) idrak etmezler.

45/CÂSİYE-27: Ve lillâhi mulkus semâvâti vel ard(ardı), ve yevme tekûmus sâatu yevme izin yahserul mubtılûn(mubtılûne).
Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Ve o saatin (kıyâmetin) vuku bulacağı izin günü, bâtıl olanlar mutlaka hüsranda olacaklardır.

45/CÂSİYE-28: Ve terâ kulle ummetin câsiyeh(câsiyeten), kullu ummetin tud’â ilâ kitâbihâ, el yevme tuczevne mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ve cehennemde bütün ümmetleri diz çökmüş olarak göreceksin ki. (mecburi secde) O gün bütün ümmetler Resul’leriyle birlikte kendi kitaplarına davet edilirler. O gün yapmış olduğunuz şeylerin karşılığı (ceza ve mükâfat) olarak verilir.

45/CÂSİYE-29: Hâzâ kitâbunâ yentıku aleykum bil hakk(hakkı), innâ kunnâ nestensihu mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
İşte bu (yeryüzünde sizi davet ettiğimiz) Bizim Kitabımız şimdi gözlerinizle de şahitsiniz ki, (Resuller) size hakkı söylediler. Muhakkak ki Biz, yapmış olduğunuz şeyleri tensih ediyorduk (hayat filmine kaydediyorduk) denir.

45/CÂSİYE-30: Fe emmellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe yudhıluhum rabbuhum fî rahmetih(rahmetihî), zâlike huvel fevzul mubîn(mubînu).
Fakat âmenû olanlara ve salih ameller yapanlara gelince, Rab’leri onları orada rahmetinin içine koyar. İşte bu, fevz-ül mübîndir (apaçık kurtuluştur).

45/CÂSİYE-31: Ve emmellezîne keferû, e fe lem tekun âyâtî tutlâ aleykum festekbertum ve kuntum kavmen mucrimîn(mucrimîne).
Ve fakat inkâr edenlere (Allah Teala tarafından) denir ki: “Âyetlerim size okunduğu zaman kibirlenenler siz değil miydiniz? Ve siz, şimdi mücrim (suçlu) bir kavim oldunuz.”

45/CÂSİYE-32: Ve izâ kîle inne va’dallâhi hakkun ves sâatu lâ reybe fîhâ kultum mâ nedrî mes sâatu in nezunnu illâ zannen ve mâ nahnu bi musteykınîn(musteykınîne).
Ve yeryüzünde size: “Allah’ın vaadi ve hakkında şüphe olmayan o saat (kıyâmet) haktır.” denildiği zaman siz: “Biz o saat (kıyâmet) nedir bilmeyiz? Sadece bir zan olduğunu sanıyoruz. Ve biz, yakîn sahibi değiliz.” (inanmıyoruz) demiştiniz denir.

45/CÂSİYE-33: Ve bedâ lehum seyyiâtu mâ amilû ve hâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Ve onlara, yeryüzünde yaptıkları şeylerin kötülüğü işte o herşeyin apaçık yaşandığı o azap günü aşikâr olur. Ve alay etmiş oldukları şey, onları işte o gün kuşatır.

45/CÂSİYE-34: Ve kîlel yevme nensâkum kemâ nesîtum likâe yevmikum hâzâ ve me’vâkumun nâru ve mâ lekum min nâsırîn(nâsırîne).
Ve (onlara): Bugün sizi biz de unutacağız, tıpkı sizin yeryüzünde “bugününüze kavuşmayı” unuttuğunuz gibi. Ve sizin mevanız (kalacağınız yer), ateştir. Ve sizin için bir yardımcı yoktur. denir.

45/CÂSİYE-35: Zâlikum bi ennekumuttehaztum âyâtillâhi huzuven ve garretkumul hayâtud dunyâ, fel yevme lâ yuhrecûne minhâ ve lâ hum yusta’tebûn(yusta’tebûne).
İşte bu akibet, Allah’ın âyetlerini alay konusu etmeniz sebebiyledir. Ve sizi dünya hayatı böyle aldattı. Artık o gün oradan asla çıkarılmazlar. Ve onlardan bir özür kabul edilmez. denir.

45/CÂSİYE-36: Fe lillâhil hamdu rabbis semâvâti ve rabbil ardı rabbil âlemîn(âlemîne).
Öyleyse hamd, göklerin ve yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi, Allah’a mahsustur.

45/CÂSİYE-37: Ve lehul kibriyâu fîs semâvâti vel ard(ardı), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Göklerde ve yerde büyüklük ve azamet, O’na mahsustur. Ve O, Azîz’dir, Hakîm’dir. (Tüm yaratılmışları ilahi ilmi ve hikmetiyle yaratıp onların faydasına  hükümler koyandır.)