BURÛC SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

85/BURÛC-1: Ves semâi zâtil burûc(burûci).
Burçlara sahip O semaya andolsun.

85/BURÛC-2: Vel yevmil mev’ûd(mev’ûdi).
Ve vaadedilen güne. (müşriklerin inanmadığı o Ahiret/hesap gününe andolsun)

85/BURÛC-3: Ve şâhidin ve meşhûd(meşhûdin).
Ve (o güne) şahit olana ve (o günde) şahit olunana andolsun ki,

85/BURÛC-4: Kutile ashâbul uhdûd(uhdûdi).
Hendeklerin sahipleri de mutlaka helâk edildi.

Uhdûd “uzun ve derin hendek” demektir. ashâbü’l-uhdûd”, Kur’an inmeden önceki bir bir devirde, uyarıcı geldiği halde tevbe etmedikleri gibi müminleri de dinlerinden döndürmek için ateş dolu hendeklere atarak onlara işkence yapan müşrik bir kavimdir. Ve o kavmin akibeti dönem müşriklerine örnek verilmektedir. Geçmişte tüm çok tanrılı gök tanrı inançlarında ; Güneş tanrısı baş tanrı olarak kabul edilmiştir. Yıldızlar, ana tanrı güneşin dünyayı yönetmek adına muhtelif konularda yetki vererek vekili olarak atadığı, kızları veya oğulları ya da akrabaları varsayılmıştır. Bu hakikat Kuran’da Enam suresi 75~83 ve Saffat suresi 88~98 ayetlerinde kıssa edilerek; Hz İbrahim üzerinden örneklenir. İslam haricinde geçmişte yaşamış ulusların tümü yıldızların isimlerine totemleştirdikleri putlar üzerinden “Gök tanrılara/ilahlara ” tapınırlardı. Ve ilahların isteklerini “put hizmetkarı” anılan put sahibi kahinlerden öğrenirlerdi. Ve gök Tanrı inançlarına göre (o dönem mesafe ölçer cihazlar henüz olmadığından) gökkubbeyi dünyanın tepesinde yüksek direkler üzerinde kurulu, tanrıların yaşadığı düz bir katman olarak tahayyül ederlerdi. Bu yüzden göktanrı inançlarına bir reddiye olarak {bkz;Lokman suresi 10 Rad suresi 2} ayetlerinde  “gökyüzünü direksiz yarattık” vurgusu yapılmıştır. Ve {Bkz Zuhruf suresi 23} tarih boyu gelmiş geçmiş tüm şirk inançları, {Bkz; Zuhruf suresi 31} Elit hakim zümrenin çıkarları için, şira gibi Tarık gibi muhtelif göktanrı/yıldız ilahlar üzerinden hükümler uyduran ruhbanların kurguladığı ve yönettiği bir sömürü düzeni ve aldatmacasıdır. Delalette olanlar ise Zikr’e itibar etmeyip onlara aldanan halklardır. Kuran indiği dönemde; Yahudi müşrikler kendi krallarını tanrının oğlu kabul edip bu vasıtasıyla tanrının yeryüzünü idare ettiğine inanıyorlardı. Hıristiyan müşrikler ise Hz İsa’yı Allah’ın oğlu olarak niteleyip sömürülerini, Kilise Ruhbanlık kurumu eliyle Hz İsa üzerinden sürdürüyorlardı. Arap müşrikler ise, tüm çok tanrılı inançlarda olduğu gibi Tanrının Lat Uzza ve Menat isimli melek kızları vasıtasıyla dünyayı yönettiğine inanıyordu ve Lat Uzza ve Menat olarak isimlendirdileri Allah’ın kızları olarak varsaydıkları yıldız tanrıların hidayeti ve şefaatini umarak onların putları önünde Allaha dolaylı yöneliyorlardı. Dolayısıyla Put sahipleri Tanrının insanlardan istediği vergileri harçları miktarıyla halka iletiyordu. Put hizmetkarı aracılar güneş tanrısının vekili olarak yetki verdiği kızlarıyla şeytanlar ve cinler vasıtasıyla {bkz saffat 6~11 ve Hicr 17,18 } bu yalanları reddedildiği halde haberleştiklerini aktarıyordu. Yani halk {Bkz; Zuhruf suresi 31} şehrin/karyenin mutrafileri/elitleri tarafından yıldıztanrı putları önünde secde ettirilerek aracılar eliyle sömürülüyordu. {Bkz Mâide suresi 18 Necm 23 Nahl 55-60 Necm 23 Muminun 91 Ve Tarih boyu atalarının göktanrı inançlarını elden ele kuşaktan kuşağa devam ettiren müşrik ataları gibi Kuran indiği dönemde de müşrikler, insanları sömürme gayelerinde,Allah ile cinler arasında akrabalıklar isnad edip {bkz: saffat 158 ve Enam 100} “cinler ve şeytanlar bizim hizmetimizde göğe yükselip bize Allah’tan vahiy getiriyor” iddialarında bulunarak Hz Muhammed (S.A.V) Nebi’nin risaletini iftiralarla engellemeye çalışıyorlardı. Ve {bkz; Hicr suresi 6, Kalem suresi 51 ve Duhan suresi 14} ayetlerinde vurgulandığı üzere ve Şuara suresinde kıssa edildiği gibi ve “geçmişte yaşamış tüm mürselinlere de iftira ettikleri üzere ” Hz Muhammed (S.A.V)’ nebiye de deli mecnun ifitiraları atarak onu/İslam’ı engellemeye çalışıyorlardı. Ve Hicr suresinde şeytanların ve cinlerin göğe yükselip Allah ile kullar arasında aracılık görevini yerine getiremeyecekleri önemle vurgulanmakla birlikte ahirette/ilk yaratılışta tüm meleklerin, İnsan önünde secde ederek eğilmesine rağmen, ateşten bir halk olan şeytan ve cinlerin insan önünde asla eğilmek istemediği ve bu yüzden yeryüzünde de insana aracılık yapan bir hizmetli konumunda olmayacakları vurgulanarak aktarılır. Hicr suresi devam eden ayetlerinde Allah’ın Resullerini ve hak dinini inkar eden müşrik kavimlere, cinler veya şeytanlar yerine Allah’ın gönderdiği görevli meleklerin aslında hangi vesileyle geldiğini ve geldiklerinde kavimlere nasıl acılı felaketler yaşattıklarını sureye ismini veren Hicr kavmi ve Lut kavimleri ve Hz İbrahim’den örneklerle açıklanır. Kulların üzerindeki tüm yetki ve otoritenin özellikle aracısız bir halde Allah’ın {bkz:mearic 4 Arş’ı Â’la katından/melek hızıyla bir günü 50 bin yıl olan bir sürede ancak ulaşılabilen arşından} komuta edildiği bildirilmiş ve Şeytanların ya da cinlerin, “Arş’ı Alâ zikredilen Allah’ın arşına” ulaşmalarının hem zaman hem güvenlik tedbirleri açısından asla mümkün olmadığı bildirilmiştir. {Furkan suresi 59 Hud suresi 7 Araf suresi 54 Hadid suresi 4 Rad suresi 2 Secde suresi 4,5 Taha suresi 5 Yunus suresi 3} Ve Yeryüzündeki tüm İş ve oluşların yönetimi açısından, Allah’ın buyruklarının daha alt bir katta {bkz:Hakka suresi 17 Melei A’la arşında} görevli olan 8 sorumlu melek tarafından idare ve tedbir edildiği ve “Sad 8, Secde suresi 5 ve Saffat 8 de” zikredilen ara kat anılan “Melei A’la arşına” ateşten yaratılmış şeytanların ya da cinlerin irtibatlanmasının en az 1000 yıllık bir süreç içinde mümkün olacağı için ve bu yüzden şefaat veya hidayet  haberi taşıyan cin tekrar geriye döndüğünde haberi getirdiği aracı kişi zaten 2 bin yıl öncesinden çoktan vefat etmiş olacağı için bu müşrik aldatmacasının zaman açısından asla mümkün olamayacağı vurgulanmıştır. Buruc suresi 1 ayetinde yeminle vurgulandığı üzere Mele-i Ala katının burçlarla (gözetleme noktaları) ile korunduğu Ve Saffat suresi 6~11 ve Hicr suresi 18 ayetlerinde Melei A’la arşının cinlere  “takip eden yakıcı bir ateşle” tedbiren kapalı olduğu, vurgulanmaktadır. Ve ayrıca Allah’ın diğer koruyucu meleklerine nazaran şeytan ve cinlerin de insan gibi aciz kullar oldukları ve Allah’ı hiçbir şekilde dinlemelerinin mümkün olamayacağı ve saffat 158. ayetinde İzin günü/din günü cinlerin de aynı insanlar gibi Meryem suresi 68. ayetinde tarif edildiği şekilde “cehennemde dizüstü mecburi secdeye çökertilmiş halde” sorgulanmak üzere hazır tutulacakları belirtilmiştir.

85/BURÛC-5: Ennâri zâtil vekûd(vekûdi).
Hendekleri yakıt dolu bir ateşin

85/BURÛC-6: İzhum aleyhâ kuûd(kuûdun).
Etrafında oturmuşlardı.

85/BURÛC-7: Ve hum alâ mâ yef’alûne bil mu’minîne şuhûd(şuhûdun).
Ve onlar, oradan mü’minlere yaptıkları işkenceleri seyrediyorlardı.

85/BURÛC-8: Ve mâ nekamû minhum illâ en yu’minû billâhil azîzil hamîd(hamîdi).
Ve onlardan (müminlerden) intikam almaları, Onların (çok tanrılı batıl inançları terkedip) Aziz ve Hamîd olan Allah’a îmân etmelerinden başka bir şey için değildi.

85/BURÛC-9: Ellezî lehu mulkus semâvâti vel ard(ardı), vallâhu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
O (Allah) ki, semaların ve yeryüzünün mülkü O’nundur. Ve Allah, herşeye şahittir.

85/BURÛC-10: İnnellezîne fetenul mu’minîne vel mu’minâti summe lem yetûbû fe lehum azâbu cehenneme ve lehum azâbul harîk(harîkı).
Tevbe etmedikleri gibi mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara işkence eden o zalimler; Muhakkak ki artık cehennemin sürekli ve yakıcı azabının içindedirler.

85/BURÛC-11: İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti lehum cennâtun tecrî min tahtihel enhâr(enhâru), zâlikel fevzul kebîr(kebîru).
Muhakkak ki âmenû olanlar (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlar) ve amilüssalihat (Allah’ı razı etmek için) salih amel yapanlar, onlar için altından nehirler akan cennetler vardır ve işte bu büyük fevzdir (şerefliler için büyük ikramdır).

85/BURÛC-12: İnne batşe rabbike le şedîd(şedîdun).
Muhakkak ki Rabbinin yakalaması elbette çok şiddetlidir.

85/BURÛC-13: İnnehu huve yubdiu ve yuîd(yuîdu).
Muhakkak ki O, insanı ilk yaratılışına (hamein mesnun salsalin muhtevasından olan eskimeyen yıpranmayan ahiret bedenine) geri döndürür.

85/BURÛC-14: Ve huvel gafûrul vedûd(vedûdu).
Ve O, Gafur’dur (mağfiret edendir), Vedûd’dur (sevgi hasıl edendir).

85/BURÛC-15: Zul arşil mecîd(mecîdu).
(O), Arşın Sahibi’dir, Mecid’dir (çok yüce ve şereflidir).

85/BURÛC-16: Fa’âlun limâ yurîd(yurîdu).
Dilediği şeyi yapandır.

85/BURÛC-17: Hel etâke hadîsul cunûd(cunûdi).
Sana, o orduların haberi (kıssası) geldi mi?

85/BURÛC-18: Fir’avne ve semûd(semûde).
Firavun ve Semud (kavminin ordularının).

85/BURÛC-19: Belillezîne keferû fî tekzîb(tekzîbin).
Hayır, inkâr edenler, tekzip etmektedirler (yalanlama içindedirler).

85/BURÛC-20: Vallâhu min verâihim muhît(muhîtun).
Ve Allah, onları da arkalarından ihata edendir (kuşatmıştır).

85/BURÛC-21: Bel huve kur’ânun mecîd(mecîdun).
Hayır, O Kur’ân, Mecid’dir (yüce ve şerefli Kur’ân’dır).

85/BURÛC-22: Fî levhın mahfûz(mahfûzın).
(O), Levhi Mahfuz’dadır (Allah katında korunaklı özel bir sistemde kayıtlıdır)