AHKÂF SURESİ

Bismillâhirrahmânirrahîm

46/AHKÂF-1: Hâ mîm.
Hâ mîm.

46/AHKÂF-2: Tenzîlul kitâbi minallâhil azîzil hakîm(hakîmi).
Kitab’ın indirilmesi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır.

46/AHKÂF-3: Mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beyne humâ illâ bil hakkı ve ecelin musemmâ(musemmen), vellezîne keferû ammâ unzirû mu’ridûn(mu’ridûne).
Allah; Gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri ancak onun belirlediği bir süreye kadar kalacak şekilde hak ile (insanları sınanması gayesinde ) yarattı. Ve oysa onlar (Kuran ile) uyarıldıkları şeylerden yüz çeviren kâfirlerdir.

46/AHKÂF-4: Kul ereeytum mâ ted’ûne min dûnillâhi erûnî mâzâ halakû minel ardı em lehum şirkun fîs semâvât(semâvâti), îtûnî bi kitâbin min kabli hâzâ ev esâretin min ilmin in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
Onlara, De ki: “Allah’tan başka taptıklarınızı gördünüz mü?” Onların yeryüzünde ne yarattıklarını bana gösterin. Yoksa onların göklerde ortağı mı var? Eğer siz sadıklarsanız (doğru söyleyenlerseniz) bana, bundan evvel onların (sahte düzmece ilahlarınızın) göndermiş olduğu bir kitap ve ilimden bir eser getirin.” De.

46/AHKÂF-5: Ve men edallu mimmen yed’û min dûnillâhi men lâ yestecîbu lehu ilâ yevmil kıyâmeti ve hum an duâihim gâfilûn(gâfilûne).
O Allah’tan başkasına dua edenden daha dalâlette kim vardır? Kıyâmet gününe kadar, ona kimse icabet etmez. Ve onlar (aracıların olmayan düzmece ilahları), onların dualarından gâfildirler.

46/AHKÂF-6: Ve izâ huşiren nâsu kânû lehum a’dâen ve kânû bi ibâdetihim kâfirîn(kâfirîne).
İnsanlar haşrolundukları (biraraya getirildikleri o azap gününde) işte zaman gerçeği anlayıp o çok hürmet ettikleri hidayetçilerine düşman olacaklar. Ve işte ancak o zaman yeryüzünde gaflet içinde yaşamış olduklarını anlayıp onlara yaptıkları tüm ibadetlerini inkâr edecekler..

46/AHKÂF-7: Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlellezîne keferû lil hakkı lemmâ câehum hâzâ sihrun mubîn(mubînun).
Ve onlara âyetlerimiz beyan edilerek (açıklanarak) okunduğu zaman o kâfirler, hak yetlerimiz için: “Bu, apaçık bir sihirdir.” dediler.

46/AHKÂF-8: Em yekûlûnefterâh(yekûlûnefterâhu), kul iniftereytuhu fe lâ temlikûne lî minallahi şey’â(şey’en), huve a’lemu bi mâ tufîdûne fîh(fîhi), kefâ bihî şehîden beynî ve beynekum ve huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
Yoksa “Onu uydurdu.” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu ben uyduruyorsam, o taktirde Allah’ın bu yüzden vereceği bir azaba siz mani olamazsınız. O’nun kitabı (Kur’ân) hakkında yaptığınız iftiraları en iyi O biliyor. Benimle sizin aranızda şahit olarak muhakkak ki O (her şeyi en ince ayrıntısına kadar müşahade eden El Şehid Allah) yeter. Ve O; Gafur’dur, Rahîm’dir.

46/AHKÂF-9: Kul mâ kuntu bid’an miner rusuli ve mâ edrî mâ yuf’alu bî ve lâ bikum, in ettebiu illâ mâ yûhâ ileyye ve mâ ene illâ nezîrun mubîn(mubînun).
“Ben diğer resûllerden farklı bir zikr ortaya çıkarmış değilim.” de. Ve bana ve size ne yapılacağını ben bilemem. Ben sadece bana vahyedilene tâbî olurum. Ve ben apaçık bir nezirden başka bir şey değilim. De.

Hükümlerine sadakat dairesinde sınamak gayesiyle yeryüzüne gönderdiği insanoğlu için, Hüküm ve Hikmet sahibi Hakim Allah, her dönem Resul’leri vasıtasıyla sınanma hükümlerini ihtiva eden buyruklarını iletmiştir. Her dönem gönderdiği hükümler aynı olduğu için, “hükümlerin tekrarı” manasıyla Kuran’ın ana ismi Zikr’’dir. Kuran’ın ve Hz Musa’ya gönderilen Tevrat’ın ve Hz İsa’ya gönderilen İncil’in ve diğer Resul’lere gönderilen kitapların ortak ismi, aynı hükümleri barındırdığı için “hükümlerin tekrarı” manasıyla zikr’dir. Zikr tek tanrılı “İslam dininin hüküm kitabının ortak ismi” iken; Kuran Tevrat veya İncil gibi isimler {bkz;Rad suresi 38} dönemsel niteleyici adlarıdır. Geçmişte indirilmiş tüm diğer kitaplar aracılar tarafından tahrif edildiği için bu nedenle Aziz Allah  SÂD suresi 1. ayetinde Kur’an’dan “Zikr kitabının sahibi” yani “içeriğinde İslam hükümlerini eksiksiz barındıran yegane kitap” olduğunu vurgulamıştır 

46/AHKÂF-10: Kul e reeytum in kâne min indillâhi ve kefertum bihî ve şehide şâhidun min benî isrâîle alâ mislihî fe âmene vestekbertum innallahe lâ yehdîl kavmez zâlimîn(zâlimîne).
De ki: “Gördünüz mü? Ya o Kur’ân, Allah’ın katından ise ve siz O’nu inkâr ettinizse? Ve İsrailoğullarından bir şahit (Zikirde/tevratta da aynı hükümler olduğunu kavrayıp) O’nun doğru olduğuna misli misli şahit olduysa, böylece îmân ettiyse ve siz de büyüklük tasladıysanız? O halde; Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez.

46/AHKÂF-11: Ve kâlellezîne keferû lillezîne âmenûlev kâne hayren mâ sebekûnâ ileyh(ileyhi), ve iz lem yehtedû bihî fe seyekûlûne hâzâ ifkun kadîm(kadîmun).
İnkâr edenler, (İsrailoğulları) âmenû olanlara (Allah’a aracısız iman ve teslim olanlara): “Eğer O Kuran hayırlı birşey olsaydı, O’na ulaşmakta “bizi geçemezlerdi”. (Biz İsrailoğulları Allah’ın üstün tuttuğu özhalkıyız. Öyle olsaydı Kitap mutlaka bize verilirdi {bkzMaide 18}  dediler. Şimdi (Kitap kendilerine verilmediği için ) O’nunla (Kur’ân’la) hidayete eremeyince,  “Bu, eski bir yalandır.” diyerek bahaneler üretiyorlar.

46/AHKÂF-12: Ve min kablihî kitâbu mûsâ imâmen ve rahmeh(rahmeten) ve hâzâ kitabun musaddikun lisânen arabiyyen li yunzirellezîne zalemû ve buşrâ lil muhsinîn(muhsinîne).
Ve O’ndan (Kur’ân’dan) önce îmâm ve rahmet olarak Hz. Musa’nın kitabı (Zikr/Tevrat) vardı. Bu da, Arap lisanı ile onu tasdik eden bir kitaptır. Zalimleri uyarmak ve muhsinleri müjdelemek içindir.

46/AHKÂF-13: İnnellezîne kâlû rabbunallâhu summestekâmû fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Muhakkak kim geçmişte Zikr/Tevrat ile iman edip “Rabbimiz Allah’tır.” dediyse ve aracıları/aracılığı terkedip. Sonra doğrudan (Allah’a) istikamet üzere olduysa. Artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun olmazlar.

46/AHKÂF-14: Ulâike ashâbul cenneti hâlidîne fîhâ, cezâen bimâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
İşte onlar cennet ehlidirler. Orada ebedî kalacak olanlardır, yapmış olduklarının karşılığı (mükâfatı) olarak.

46/AHKÂF-15: Ve vassaynel insâne bi vâlideyhi ihsânâ(ihsânen), hamelethu ummuhu kurhen ve vadaathu kurhâ(kurhan), ve hamluhu ve fisâluhu selâsûne şehrâ(şehren), hattâ izâ belega eşuddehu ve belega erbaîne seneten kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî en’amte aleyye ve alâ vâlideyye ve en a’mele sâlihan terdâhu ve aslıh lî fî zurriyyetî, innî tubtu ileyke ve innî minel muslimîn(muslimîne).
Hz Musa A.S)’a tevratta; İnsana, anne ve babasına ihsanla davranmasını vasiyet ettik. Ve çünkü Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Ve onun (Hz Musa (AS)’ın onun taşınması ve sütten kesilmesi 30 ay sürdü. Nihayet erginlik çağına ulaşıp 40 yaşını tamamladığında, Şöyle dedi: “Rabbim! Bana, anne ve babama verdiğin ni’metlere şükretmekte, Senin razı olduğun salih amel yapmakta beni başarılı kıl. Ve zürriyetimi ıslâh et. Muhakkak ki ben, ( senin hidayetinle ve yardımınla Firavun’u terkederek) Sana tövbe ettim ve muhakkak ki ben (Sana) teslim olanlardanım.”

46/AHKÂF-16: Ulâikellezîne netekabbelu anhum ahsene mâ amilû ve netecâvezu an seyyiâtihim fî ashâbil cenneh(cenneti), va’des sıdkıllezî kânû yûadûn(yûadûne).
İşte onlar ki, (Musa’ya tabi olup İslam olanlar ki) onlardan yaptıklarını en güzel şekilde kabul ederiz. Ve onların günahlarına cevaz vermeyiz (örteriz, sevaba çeviririz). Onlar cennet ehli arasındadırlar. Onların vaadolundukları şey gerçek bir vaaddir.

46/AHKÂF-17: Vellezî kâle li vâlideyhi uffın lekumâ e teidâninî en uhrece ve kad haletil kurûnu min kablî ve humâ yestegîsânillâhe veyleke âmin, inne va’dallâhi hakk(hakkun), fe yekûlu mâ hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne).
Anne ve babasına: “off size! Daha önce (nice) nesiller dünyadan gelip geçmişken, benim topraktan tekrar diriltilerek çıkarılacağımı mı vaadediyorsunuz?” diyen kafirlere, O zaman onlar “Kendine yazık ediyorsun. Muhakkak ki Allah’ın kıyamet vaadi haktır.” Buna İman et! dediler. Bunun üzerine (o inkarcılar şimdi inkar eden kafirlerin söylediği gibi) şöyle dediler: “Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir.”

46/AHKÂF-18: Ulâikellezîne hakka aleyhimul kavlu fî umemin kad halet min kablihim minel cinni vel ins(insi), innehum kânû hâsirîn(hâsirîne).
Yeryüzüne evvelden gelip geçmiş olan İnsan ve cin toplumlarından; Kim ki; İslam’ı ve hükümlerini red ettiyse onların üzerlerine (helak ve azap ) sözü hak olmuştur. (Gerçekleşmiştir) Muhakkak ki onlar, hüsranda olanlardır.

46/AHKÂF-19: Ve li kullin derecâtun mimmâ amilû, ve li yuveffiyehum a’mâlehum ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).
Ve ahirette herkes için, amellerinin karşılığı olan dereceler vardır, ve onlara haksızlıkla asla zulmedilmez.

46/AHKÂF-20: Ve yevme yu’radullezîne keferû alen nâr(nâri), ezhebtum tayyibâtikum fî hayâtikumud dunyâ vestemta’tum bihâ fel yevme tuczevne azâbel hûni bi mâ kuntum testekbirûne fîl ardı bi gayril hakkı ve bi mâ kuntum tefsukûn(tefsukûne).
Ve o gün kâfirler durmadan ateşe arzedilirler: Ve denir ki; “Siz dünya hayatınızdayken asıl ahirette yaşamanız gereken tüm güzel şeylerinizi tükettiniz. Ve sadece onunla (geçici dünya hayatıyla sınav mühletince) metalandırıldınız. Yeryüzünde haksız yere kibirlendiğiniz ve yaptığınız fasıklık (dinden çıktığınız) için. Artık bugün burada alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.

46/AHKÂF-21: Vezkur ehâ âd(âdin), iz enzere kavmehu bil ahkâfi ve kad haletin nuzuru min beyni yedeyhi ve min halfihî ellâ ta’budû illâllâh(illâllâhe), innî ehâfu aleykum azâbe yevmin azîm(azîmin).
Ad (Kavmi)nin kendi kardeşlerinden olan Hûd (A.S)’ı hatırla! (Yemen ile Umman arasında bir bölge olan) Ahkâf’taki kavmini uyarmıştı. Ve Ondan önce ve sonra da “Allah’tan başkasına kul olmayın!” diye uyaran bir çok nezirler gelip geçmişti. Gerçekten ben büyük günün azabının üzerinize olmasından korkarım. (diye uyarılınca)

46/AHKÂF-22: Kâlû eci’tenâ li te’fikenâ an âlihetinâ, fe’tinâ bi mâ teıdunâ in kunte mines sâdikîn(sâdikîne).
Sen bizi ilâhlarımızdan döndürmek için mi bize geldin? Eğer sen sadıklardan (doğru söyleyenlerden) isen, o zaman bize vaadettiğin şeyi (azabı) hemen şimdi getir.” dediler.. (bkzAhkaf 26 meydan okuyarak alay ettiler)

46/AHKÂF-23: Kâle innemel ilmu indallâhi ve ubelligukum mâ ursiltu bihî ve lâkinnî erâkum kavmen techelûn(techelûne).
Dedi ki: “O ilim (o azap gününün bilgisi) ancak, Allah’ın katındadır. Ve ben onunla gönderildiğim şeyi size tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum.

46/AHKÂF-24: Fe lemmâ reevhu âridan mustakbile evdiyetihim kâlû hâzâ âridun mumtırunâ, bel huve mesta’celtum bih(bihî), rîhun fîhâ azâbun elîm(elîmun).
Fakat o vadilerine doğru yönelttiğimiz azap bulutunu gördükleri zaman bile;,“Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur.” dediler. Hayır İşte o, kendiniz için (alay ederek) acele istediğiniz şeydir, O içinde elîm azap olan bir rüzgârdır dendi.

46/AHKÂF-25: Tudemmiru kulle şey’in bi emri rabbihâ fe asbehû lâ yurâ illâ mesâkinuhum kezâlike neczîl kavmel mucrimîn(mucrimîne).
O rüzgar ki, Rabbinin emriyle herşeyi dumura uğratır (yok eder). Böylece sabahleyin onların meskenlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. Mücrim kavmi, işte böyle cezalandırırız.

46/AHKÂF-26: Ve lekad mekkennâ hum fî mâ in mekkennâkum fîhi ve cealnâ lehum sem’an ve ebsâren ve ef’ideten fe mâ agnâ anhum sem’uhum ve lâ ebsâruhum ve lâ ef’idetuhum min şey’in iz kânû yechadûne bi âyâtillâhi ve hâka bihim mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Ve andolsun ki Biz, onlara size dahi vermediğimiz imkânları verdik. Ve onlara da sizin gibi işitme, görme hassaları ve idrak verdik. Fakat işitme ve görme hassaları onlara fayda sağlamadı. Ve idrakleri de onlara bir şey sağlamadı. Allah’ın âyetlerini bilerek inkâr ediyorlardı. Ve alay etmiş oldukları şey işte sonunda onları böyle kuşattı.

46/AHKÂF-27: Ve lekad ehleknâ mâ havlekum minel kurâ ve sarrafnel âyâti leallehum yerciûn(yerciûne).
Ve andolsun, sizin etrafınızdaki beldelerde geçmişte yaşamış pekçoğunu helâk ettik. Ve âyetlerimizle açıkladık ki, belki böylece onlar da (küfür imanından İslam’a) dönerler diye.

46/AHKÂF-28: Fe lev lâ nasare humullezînettehâzu min dûnillâhi kurbânen âliheh(âliheten), bel dallû anhum, ve zâlike ifkuhum ve mâ kânû yefterûn(yefterûne).
Allah’tan başka, yakınlık sağlaması için ilâhlar ittihaz ettikleri zaman ( verdiğimiz felakette o ilahların) onlara yardım etmeleri gerekmez miydi? Hayır yardım etmediklerine göre İşte bu, (İslam’a karşı) iftira edenlerin birer yalacı olduklarını gösterdi.

46/AHKÂF-29: Ve iz sarefnâ ileyke neferen minel cinni yestemiûnel kur’ân(kur’âne), fe lemmâ hadarûhu kâlû ensıtû, fe lemmâ kudıye vellev ilâ kavmihim munzirîn(munzirîne).
Cinlerden bir grubu, Kur’ân’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Ve (Cinler) Onun (Hz Muhammed S.A.V)in huzuruna geldikleri zaman; “Susun, dinleyin!” dediler. Sonra (Kur’ân-ı Kerim’in okunması) bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. (Bkz Cinn Suresi)

46/AHKÂF-30: Kâlû yâ kavmenâ innâ semî’nâ kitâben unzile min ba’di mûsâ musaddikan li mâ beyne yedeyhi yehdî ilel hakkı ve ilâ tarîkın mustekîm(mustekîmin).
Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musa’dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk’a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm’e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler. (Bkz; Cinn suresi 1,2. ayeti)

46/AHKÂF-31: Yâ kavmenâ ecîbû dâiyallâhi ve âminû bihî yagfir lekum min zunûbikum ve yucirkum min azâbin elîm(elîmin).
Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine (Hz Muhammed S.A.V)’e icabet edin. Ve O’na îmân edin ki, Allah sizin günahlarınızı bağışlasın ve mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve sizi elîm azaptan korusun. Dediler.

46/AHKÂF-32: Ve men lâ yucib dâiyallâhi fe leyse bi mu’cizin fîl ardı ve leyse lehu min dûnihî evliyâu, ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Ve işte, Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimseler, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değillerdir. Ve kulun Allah’tan başka asla dostu yoktur. İşte onlar apaçık bir dalâlet içindedirler.

Arap müşrikler tüm çok tanrılı inançlarda olduğu gibi Tanrının evlatları ile dünyayı yönettiğine inanıyordu ve Lat Uzza ve Menat olarak isimlendirdileri Allah’ın kızları olarak varsaydıkları, Putlar’ın hidayeti ve şefaatini umarak Allaha dolaylı yöneliyorlardı. Dolayısıyla Put sahipleri Tanrının insanlardan istediği vergileri harçları miktarıyla halka iletiyordu. Put hizmetkarı aracılar Allah’ın yetki verdiği kızlarıyla şeytanlar ve cinler vasıtasıyla saffat 6~11 ve Hicr 17,18 ayetlerinde bu yalanları reddedildiği halde haberleştiklerini aktarıyordu. Yani halk putlar üzerinden aracıların yalanlarıyla sömürülüyordu. {Bkz Mâide suresi 18 Necm 23 Nahl 55-60 Necm 23 Muminun 91}  Ahkaf suresi iniş sırasına göre 66. sıradadır. 30. Sırada indirilmiş olan Cinn suresinde açıklandığı üzere; Ahkaf suresi ayetlerinde de, “Cinlerin bile Kuran’ı dinledikten sonra İslam’a tabi oldukları” tekrar hatırlatılmaktadır.

46/AHKÂF-33: E ve lem yerev ennallâhellezî halakas semâvâti vel arda ve lem ya’ye bi halkıhinne bi kâdirin alâ en yuhyiyel mevtâ, belâ innehu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
Onlar, ( müşrikler) gökleri ve yeri yaratanın Allah olduğunu görmediler mi? Ve O, Allah onları yaratmaktan yorulmaz. Ve Ölüleri diriltmeye de kaadirdir. Evet, muhakkak ki O, herşeye kaadirdir.

Halkı Allah’ın otoritesi üzerinden sömürebilmek için; Atalarının, çok tanrılı inanç efsanelerini kitaplarına uyarlamış olan Yahudi müşrikler ve Tevrat’ın ilk beş kitabını imanlarının temeli kabul edip İncilin içine katmış olan Hristiyan müşriklerin Kitabı (İncil ve Tevrat’ta) Tanrı İnsana benzer ve “Yahve” ismini verdikleri insan suretindeki Tanrı {bkz;Tevrat Tekvin1: 26,27} insanları dünya yaratılışının 6. gününde kendi suretinde yaratmıştır. Ve 6. Günün ardından yer gök ve tüm canlıların yaratılışı tamamlanınca 7. gün dinlenmiş ve o günü kutsal gün ilan etmiştir {Tevrat/Tekvin 2:1,2,3} Ahkaf suresi 33. Ayetinde de vurgulandığı üzere: Kıyamete ve ahirete inanmayan müşriklere bir reddiye olarak; Kuran’ın birçok sure ve ayetinde, “ Allah yaratmaktan yorulmaz” Ona yorgunluk dokunmaz” vurgusu yapılarak insan gibi aciz yorulan ve dolayısıyla aracıların yardımlarına ve aracılığına ihtiyaç duyan  bir Tanrı tasavvuru Allah’a hakaret ve küfür sayılmıştır. Bkz: Kâf Sûresi 38

46/AHKÂF-34: Ve yevme yu’redullezîne keferû alen nâr(nâri),e leyse hâzâ bil hakk(hakkı), kâlû belâ ve rabbinâ, kâle fe zûkûl azâbe bi mâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).
Ve o gün kâfirler ateşe arz olunurlar. Bu gerçek değil mi? (denince işte o gün): “Evet, Rabbimize andolsun (ki gerçek).” dediler. (O zaman Onlara): “Öyleyse inkârlarınız sebebiyle azabı tadın.” dendi.

46/AHKÂF-35: Fasbir kemâ sabere ulûl azmi miner rusuli ve lâ testa’cil lehum, ke ennehum yevme yerevne mâ yûadûne lem yelbesû illâ sâaten min nehâr(nehârin), belâg(belâgun), fe hel yuhleku illel kavmul fâsikûn(fâsikûne).
Öyleyse geçmişte gönderilmiş ulûl’azm (sabırlı ve kararlı) olan resûller gibi sen de sabret. Ve onlar için acele etme. O vaadolundukları azap gününe ulaştıklarında, (kıyamet/beas günü) Onlar sanki kabirlerinde günün bir saati kalmış gibi ahirete haşrolunurlar! Bu hakikatı onlara tebliğ et.. Artık bundan sonra (bunca uyarıdan sonra) fasıklar topluluğundan başkası mı helâk edilir?

Kuran indiği dönemde; Arap müşrikler Allah’ın kızları anılan Lat Menat ve Uzza üzerinden; Hristiyanlar Allah’ın oğlu iftirasıyla İsa üzerinden, Yahudiler ise Allah’ın oğlu nitelemesiyle kendi kralları ve ruhbanları üzerinden vergiler harçlar koyarak insanları sömürüp aldatıyorlardı. Hem Arap hem ehli kitap anılan Yahudi ve Hristiyan müşrikler ahiret alemine inanmazlar. Ve bu hakikatı reddeden müşriklerin inancına göre;İnsanlar öldükten sonra tepsi gibi düz tahayyül ettikleri dünyada, toprağın altında bulunan ölüler diyarına gönderilirler ve suçlu bulunanlar ise (yani aracılara istedikleri vergiyi ödemeyenler) toprağın altında bulunduğu söylenen kükürt havuzlarında yakılırlardı ve günümüzde de sanki İslam’a aitmiş gibi dillendirildiği üzere asırlarca “kabir azabına” maruz bırakılırlardı. Oysa Kuran’da kabir azabı yoktur. Ahkaf suresi kapanış ayetinde de önemle vurgulandığı üzere; Bu müşrik sömürü korkutmacası için Rum suresi 55. Ayetinde; Ve o saatin gelip kıyâmetin koptuğu gün, müşrik mücrimler bir saatten fazla (mezarda) kalmadıklarına yemin ederler. İşte ahirete böyle döndürülüyorlardı (kabirlerde bir saat gibi çok kısa bir müddet kabirde kaldıklarını sanıyorlardı. vurgusuyla kullar aslı hakikatı bulunmayan kabir azabı fitnesine karşı uyarılmıştır. Kabir azabı fitnesi için ilgili ayetlerine bkz; İsra suresi 52 Taha suresi 104 Yunus suresi 45 Rum suresi 55 Ahkaf suresi 35